Daha önce hamilelik sürecinin zorluklarından ayrıca bahsetmiştim. Ve bunu yaparken vaktim olursa kolaylıklarından, güzelliklerinden bahsettiğim ayrıca bir gönderi de hazırlamak istediğimi söylemiştim. İnsan bu kadar zorluğu üst üste yaşarken bile dönüp baktığında, yine de iyi giden, beklediğinden daha kolay olan, bazen sadece küçük bir ayrıntıyla bile içini rahatlatan şeyleri de görüyor doğrusu. Benim gebeliğim başından beri çok planlı, çok hazırlıklı, her şeyi önceden hesap edilmiş bir süreç değildi. Hatta tam tersine, yolda öğrenerek, çoğu şeyi yaşarken anlayarak ilerledim. Belki de bu yüzden, kötü gelen şeyler kadar iyi gelen şeyleri de fark etmem ve bunlar üzerine konuşmam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insan bazen sadece zor olana odaklanınca, aslında elinde onu ayakta tutan ne kadar çok şey olduğunu göremeyebiliyor.
Ben hamile olduğumu öğrendiğimde aynı zamanda PCOS olduğumu da öğrenmiştim. Bu ilk başta kulağa korkutucu geliyor tabii. Çünkü insan ister istemez daha ilk anda, “acaba bu bebeğe zarar verir mi, süreç kötü etkilenir mi, ileride daha büyük sorun çıkar mı” diye düşünmeye başlıyor. Ama benim açımdan en azından rahatlatıcı olan taraf şu oldu: kistlerim küçük olduğu için gebeliğe ciddi anlamda engel olmadılar. Yani böyle bir tanı almış olmama rağmen, bunun doğrudan bebeğin gelişimini baltalayan bir tabloya dönüşmemesi benim için baştan önemli bir avantajdı. Bazı şeyleri sonradan öğrenince üzülüyorsun, “keşke daha önce bilseydim” diyorsun ama yine de her bilginin beraberinde bir felaket getirmemesi de büyük bir nimet. En azından benim için öyle oldu. Bir de kistler yüzünden kanamalar yaşamama rağmen, her kontrolde bebeğin genel durumunun iyi görünmesi durumu vardı. Açık konuşmak gerekirse, gebelikte kanama görmek insanın zihnini darmadağın eden, parçalayan bir şey. Ne kadar sağlıkçı olursan ol, ne kadar bilgi sahibi olursan ol, iş kendine gelince aynı sakinlikle yorumlayamıyorsun. Ama her şeye rağmen kontrollerde kalp atışını duymak, gelişiminin yerinde olduğunu görmek insanın içine su serpiyor. O birkaç dakikalık muayene bazen gece gündüz demeden içini kemiren korkuyu dağıtabiliyor. Ben bunu çok kez yaşadım. Neredeyse her muayenede farklı sorunlar yüzünden kaygıyla gidip biraz daha toparlanmış, rahatlamış olarak eve dönüyordum.
İlk trimester benim için çok yorucu geçti ama yine de dürüst olmak gerekirse, bazı kadınların yaşadığı gibi gün boyu sürüp insanı tamamen yatağa bağlayan, su bile içiremeyen bir bulantı-kusma tablosu yaşamadım. Evet, sabah kusmalarım vardı. Evet, can sıkıcıydı, yorucuydu, işe giderken büyük zorluk çıkarıyordu. Ama yine de çoğu zaman günde 1-2 kezle sınırlı kaldı. Günün tamamını kilitleyen, beni tamamen işlevsiz bırakan bir hale gelmedi hiç. Hamilelikte böyle şeyleri bile zamanla “iyi ki daha kötüsü olmadı” diye değerlendirmeyi öğreniyorsun. Başta kulağa tuhaf geliyor ama gerçekten öyle. İnsan bazen tam iyilikten değil, daha ağırının yaşanmamış olmasından güç alıyor.
Bir başka güzel taraf da, ne yaşarsam yaşayım bebeğin gelişiminin genel olarak iyi gitmesi oldu. Hatta çoğu kontrolde haftasından ileri gitmesi, boyunun, kilosunun, genel görünümünün iyi bulunması beni çok rahatlattı. Çünkü anne bedeni ne kadar yıpranırsa yıpransın, insanın asıl gözü hep bebekte oluyor. “Ben dayandım ama ona yansıdı mı?” sorusu hiç susmuyor. Bu yüzden ultrasonda iyi görünmesi, doktorun gelişimi beğenmesi, bazen haftasından birkaç gün ya da birkaç hafta ileri gitmesi, kendi içimde büyük bir teselliye dönüştü. Sanki bedenim bana rağmen işini yapıyormuş gibi hissettim bazen. Benim karmaşamın içinde, içeride çok daha düzenli ve kararlı bir hayat büyüyordu.
Bebeğin hareketlerini hissetmeye başlamam hamileliğin gerçekten en güzel taraflarından biriydi. İlk başta o hareketlerin ne olduğunu anlamak çok zor oluyor. Gaz mı, kasılma mı, kıpırtı mı derken bir bakıyorsun artık bunun başka bir canlıya ait olduğu çok net. Sonra günler geçtikçe hareketler belirginleşiyor. Bir yerden sonra sadece “hareket etti” demiyorsun; sanki huyunu, ritmini, hangi saatlerde daha canlı olduğunu, neye tepki verdiğini de öğrenmeye başlıyorsun. Bu çok tuhaf ve çok özel bir bağ. Özellikle zorlu bir gebelik geçirirken insan bazen kendi bedenine yabancılaşıyor; sürekli ağrıyan, yorulan, ilaç isteyen, uykusuz bırakan bir bedene dönüşüyor eski bedenin. Ama o hareketleri hissettiğinde aynı beden bir anda anlam kazanıyor. İçeride yaşayan birini taşıdığını sadece aklınla değil, bütün varlığınla hissediyorsun.
Ultrason kontrolleri de benim için bu sürecin iyi gelen taraflarından biriydi. Her zaman yüzünü göremesek de, bazen sadece dudaklarını görmek, bazen mimik gibi gelen küçücük bir hareket yakalamak, bazen eli yüzüne gitmiş mi diye bakmak bile çok şey değiştiriyor. Yüzünü tam göstermemesi bile bir şekilde karakter yüklediğin, onunla aranda özel bir bağ kurduğun bir şeye dönüşüyor. Mesela daha şimdiden çocuğumuzun utangaç olduğunu düşünmeye başladım. Son kontrolde sadece dudaklarını görebildim ve bu bile bana güzel geliyor. İnsan azı bile büyük bir mutluluk gibi yaşayabiliyor.
Bir diğer rahatlatıcı nokta, riskli sayılabilecek bazı durumların erken fark edilmesi ve doktor takibinin düzenli ilerlemesiydi. Benim gebeliğim çok düz bir çizgide gitmedi. Ama en azından başıma gelen şeylerin çoğunda tamamen başıboş kalmış olmadım. Kanama döneminde progestan düzenlenmesi, tansiyon yükselince kontrol altına alınması, enfeksiyonlar kötüleşince yatış düşünülmesi, izin planının buna göre yapılması gibi şeyler, sürecin kendi haline bırakılmaması açısından önemliydi. Hamilelikte her şeyi kontrol edemiyorsun ama en azından birilerinin tabloya bakıyor olması, bir yol çiziyor olması insanı ayakta tutuyor. Kendi adına karar veremediğin günlerde bile, seni takip eden bir sistemin olması görünenden daha büyük bir destek.
Fiziksel açıdan bakınca da, tüm zorluklara rağmen tamamen yatağa bağımlı kalmamış olmam benim için iyi bir şeydi. Evet çok yoruldum, evet bazı dönemlerde ciddi anlamda zorlandım, evet çalışmak büyük yük oldu ama yine de günün sonunda yürüyüş yapabildiğim günler oldu. Hava uygunsa, yağmur yoksa, bazen kısa da olsa dışarı çıkabildim. Bazen sadece sitenin içinde birkaç tur attım ama o bile iyi geldi. Çünkü sürekli hastalık hissiyle yaşamak insanın zihnini de daraltıyor. Az da olsa hareket edebilmek, bedenin tamamen teslim olmamış olduğunu hissettiriyor. Hamilelikte çok küçük görünen şeyler aslında moral açısından çok büyük oluyor ve bunu başına gelen tüm günlük olaylarda dolu dolu hissediyorsun.
Kilo konusunda da aynı şey geçerliydi. İlk dönemde ciddi şekilde kilo verdim. O süreçte bu beni hem fiziksel hem psikolojik olarak yıprattı. Ama sonrasında yavaş yavaş toparlayabilmiş olmam, tekrar beslenebilmeye başlamam, en azından başlangıç kiloma yakın bir çizgiye dönebilmem benim için iyi tarafta kalan şeylerden biriydi. İnsan kaybettiği şeyi geri alınca daha fazla kıymetini anlıyor. O yüzden şu an “sadece birkaç kilo üstündeyim” diyebilmek bana bazen küçük gelmiyor. Özellikle uzun süre kusma, enfeksiyon, iştahsızlık, ilaç derken bedenin tekrar bir denge kurabilmesi önemli geliyor.
Ruhsal açıdan da, sürekli kötü olmamış olmam benim için iyi sayılabilecek durumlardandı. Evet dalgalandım. Evet hâlâ dalgalanıyorum. Bir gün daha iyi, bir gün daha orta, bir gün daha çökkün hissettiğim oluyor. Ama bu sürecin tamamı karanlık değildi. Bazen kendimi beklediğimden daha dayanıklı buldum. Bazen çok daha fazla dağılmam gerekirken dağılmadım. Bazen bir kontrolden çıkıp içimde ansızın “tamam, devam edebilirim” hissi oluştu. Son haftalara doğru da bende biraz daha baskın hale gelen duygu şu oldu: ne gelirse gelsin, yine de bir şekilde hallederim. Ben bunun çok kıymetli bir şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü hamilelik sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da insanı sınıyor. Kendi gücünü yeni baştan öğreniyorsun. Bazen sevmediğin taraflarınla, bazen daha önce fark etmediğin direncinle karşılaşıyorsun.
Anne olacağını düşünmenin verdiği güç de çok garip bir şey. Dışarıdan bakınca biraz klişe gibi durabiliyor ama yaşayınca anlıyorsun. Çünkü bu sadece “bebek sahibi olacağım” fikri değil; kendi korkularına rağmen ilerlemek zorunda olmak demek. Bazen kendi canın için göstermeyeceğin özeni, o içerideki minik kalp için gösteriyorsun. Bazen kendi başına bırakacağın şeyi, onun için ciddiye alıyorsun. Bu da insanı değiştiren bir şey. Önceliklerin gerçekten sadeleşiyor. Daha önce saatlerce kafanı yediğin meseleler bir anda anlamını kaybedebiliyor. Çünkü bedenin ve zihnin, çok daha temel ve çok daha gerçek bir şeye odaklanıyor.
Bu süreçte aile desteğinin, özellikle de annenin varlığının ne kadar büyük bir şey olduğunu da daha iyi anlıyor insan. Anne desteği gerçekten hamileliğin iyi tarafları arasında sayılabilecek en kıymetli şeylerden biri bence. Çünkü annenin yanında olması sadece fiziksel yardım demek değil. Bazen sen bir şey söylemeden yüzüne bakıp ne durumda olduğunu anlaması, bazen bir çorba yapması, bazen “yat dinlen, ben hallederim” demesi, bazen sadece seninle aynı evde nefes alması bile insanı rahatlatıyor. Hele kendin anne olmaya yaklaşırken, kendi annenin varlığını daha başka hissetmeye başlıyorsun. Sanki bir döngü kapanıyor gibi. Bu destek sadece pratik değil, duygusal olarak da çok kuvvetli. İnsan bazen annesinin yanındayken, korkusunu bile daha kolay yaşıyor; çünkü taşıyacak ikinci bir kalp varmış gibi geliyor ve bu da sana görünmez bir güç veriyor.
Ailenin ilgisinin artması, çevrenin daha anlayışlı davranması, insanların daha koruyucu bir yerden yaklaşması da hamileliğin iyi taraflarından. Her zaman mükemmel olmuyor tabii ama yine de genel olarak insanlar hamile bir kadına karşı biraz daha dikkatli, biraz daha yumuşak olabiliyorlar. Yorulduğunda oturmanın ayıp sayılmaması, dinlenmenin tembellik gibi görülmemesi, bazı şeyleri yapamamanın daha kolay anlaşılması insanı psikolojik olarak rahatlatıyor. Özellikle tıpkı benim gibi normalde çok koşturan, hep bir şey yetiştirmeye çalışan biriysen, hamilelik sana ister istemez biraz durmayı öğretiyor. Çünkü artık başka bir önceliğin var. Bu her zaman keyifle gelen bir ders değil ama bazen iyi de geliyor.
Ev içinde yardım almak, bazı sorumlulukların paylaşılması, en azından her şeyi tek başına sırtlamıyor olmak da rahatlatıcıydı. Hamilelikte en yorucu şeylerden biri, sadece bedensel değişim değil; aynı zamanda normal hayatın da aynı hızda devam etmesi. Yemek, temizlik, iş, kontroller, ilaçlar, kişisel bakım, gelecek planları… Bunların hepsini tek başına yürütmek çok ağır olurdu. O yüzden insanın elinden bir işi alan, “sen otur, ben yaparım” diyen biri olduğunda bunu gerçekten hissediyorsun. Çok büyük jestler olmak zorunda da değil. Küçük yardımlar bile bazen o günün bütün yükünü değiştiriyor. Eşim ve annem sayesinde bunları çok iyi anladım.
İzin konusu da benim için hamileliğin iyi taraflarından biri oldu diyebilirim. Çalışırken ne kadar zorlandığımı ben biliyorum. O yüzden 28. haftadan sonra raporla, 32’den sonra annelik izniyle biraz daha kendime dönebilmek iyi gekdi. Bu, sadece işe gitmemek değil; biraz daha yavaşlamak, biraz daha bedenime kulak verebilmek, biraz daha kendi ritmime yaklaşabilmek demekti. Çalışan bir kadın için hamilelikte yasal hakların olması, en azından bir noktadan sonra “artık yapamıyorum” dediğinde bunun karşılığının sistem içinde bulunması küçümsenecek bir şey değil. Her zaman yeterli mi, tartışılır. Ama hiç olmamasından çok daha iyi. Çalıştığım kurum yönetim konusunda bu açıdan destekleyiciydi ama mesai arkadaşlarım için aynı şeyi söyleyemem. Kalça kırığı olan obez bir hastayı yatağıyla birlikte (çünkü ayağa kalkamaz, hareket edemez) tek başıma MR'a indirmemi ve yatağından MR yatağına almamı söyleyen bir arkadaşımı hiç unutamıyorum mesela. Ya da bana dolu bir malzeme kolisi taşıtmaya çalışan arkadaşımı. Neyse, güzelliklerden konuşuyoruz...🥲
Bu dönemin güzelleşen taraflarından biri de anı biriktirme hali oldu. Normalde belki çok sıradan gelecek bazı şeyler, hamilelikte ayrı bir değer kazanıyor. Eşimle daha fazla fotoğraf çekmek, bu dönemi kayıt altına almak, sonradan dönüp bakabileceğimiz şeyler oluşturmak bana iyi geldi. Doğrudan her şeyi olduğu gibi paylaşmak istemesem de, yine de bu dönemin izini bırakmak hoşuma gidiyor. Hele bazen fotoğrafları yapay zekayla farklı tarzlara dönüştürmek, biraz oyun katmak, biraz masalsı hale getirmek, bazen tüm bu yoğunluğun içinde eğlenceli bir pencere açıyor. Her şey hastane, ilaç, tansiyon, test, sonuç olmak zorunda değil. Araya biraz hayal, biraz estetik, biraz gülümseten şeyler girmesi iyi geliyor.
Sonuç olarak şunu fark ediyorum: hamileliğin iyi tarafları bazen çok büyük, çok gösterişli şeyler olmuyor. Bazen sadece kontrollerde iyi bir şey duymak, bazen bir gece biraz daha rahat uyumak, bazen annenin sesini duymak, bazen içeriden gelen bir tekme, bazen de “bugün idare ettim” diyebilmek oluyor. Ama hepsi bir araya gelince insanı taşıyor. Benim için bu süreç tek renkli değildi. Çok zorlandığım oldu, çok korktuğum oldu, çok suçluluk hissettiğim oldu. Ama bütün bunların arasında yine de iyi giden şeyler vardı. Ve galiba insanı ayakta tutan da tam olarak onlar oluyor. Küçük ama inatçı iyilikler. Ya da sessiz ama güçlü destekler. Ve ne olursa olsun, içeride büyümeye devam eden bir hayat.