Beni bana yar etmezler yanarım acılar yetmez gel tutuşurum ama alevimi fark etmezler ... (saniser)
The Bowery Presents
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Hole
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Show & Tell
ojovivo
★
d e v o n

roma★

bliss lane
No title available
𓃗
taylor price
NASA
KIROKAZE
No title available
One Nice Bug Per Day

Kiana Khansmith

gracie abrams
Noah Kahan

seen from Nepal

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Iraq

seen from Ecuador
seen from United Kingdom
seen from Czechia
seen from Vietnam
seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from Greece
seen from Brazil
seen from United States
@tuhafbirisi1-blog
Beni bana yar etmezler yanarım acılar yetmez gel tutuşurum ama alevimi fark etmezler ... (saniser)
Biraz bundan istiyorum ya...
Biri için bi başkasından vazgeçmek zoruma gidiyor
Yanlış anlaşılmaktan nefret ediyorum kimseye bişey diyemeyisimden en yakın arkadaşımın benden uzak olmasından şu cenemi tutamayisimdan kendimden nefret ediyorum ...
Kader size susun demişse, bağırmayın ..
Konuşamadığımız dilleri, anlatamadığımız şeyleri, hayal kırıklıklarımızı, dua'lı bekleyişlerimizi ;
Allah biliyor, Allah biliyor, Allah biliyor.
Ne yapsan yaranamazsin...
Insan beyninde ne yaşarsa dışa onu yansıtır mış ya hani benim beynim . Canım beynim noldu sana...
Jhon Murphy ( Richard Hardmon) sana bayılıyorum adam... Thé 100
sana çok ihtiyacım var çok. sanki her şeyi sen iyi edecekmişsin gibi.
Sanki işte
ELLERİNİZDEN ÖPERİM
O yol seni öldürür gitme artık
bir kadının bittiği anı gördüm ben. şahit yazdılar tutanağa. kapıyı çaldığında iyiydi aslında. elinde bir poşet, poşette iki şişe şarap, peynir almış, tulumla kaşar arası bir şey. saçlarını rüzgar dağıtmış. hiç boya yok yüzünde, tüm maskelerinden arınmış, çocuklaşmış yüzü. bir zamanlar hayran olduğum insan değil gibi, elinden tutmasam caddeye fırlayacak bir cocuk sanki. daha uzundu sanki boyu onu ilk gördüğümde. beyazlaşmış bir kot ve dağcı ayakkabıları, boynunda sarımtırak bir şal, altı çamur olmuş bir sırt çantası, kocaman bir gülümseme ile gizliyordu yaşını. -yeni mi bu- demiştim. meğer herkes tanırmışş hukukta onu. zehir gibiymiş kafası. yazdıklarını okusam, ihtimal bile veremezmişim bu kısa saçlı afacandan çıktığına o uzun cümlelerin, o binbir kitaptan alıntıların. şimdi karşımda öylece duruyor. bir -merhaba- bile çıkmıyor ağzından.poşeti uzatıyor sadece. ayakkabı bağcıklarını kördüğüm yapmış. oturdu vestiyerde sakin sakin onları çözmeye çalışıyor. oysa bu kadın, o bin kişilik keşmekeşlerde, ok gibi fırlar sıyrılırdı kalabalıktan. parmaklarında bir teorisyendeki sigara sarılığı, yine de sağlamdı ciğeri. nerede sabahlayacağını hiç problem etmezdi. ayağında hep çift çorap ve sırtında yün atlet soğuğa karşı, boynunda şalı, daimi yastığı. rüzgar ve yağmur geçirmeyen montlar giyerdi. yün kazak seni su birinkintilerin korumaz derdi, ve seni sulara atan, senden daha iyi bilir ıslak uyumanın acısını. şimdi aynı mont sırtında ve sırılsıklam gözleri, yanakları. kaybetmiş olmalı dedim birini ya da bir şeyi. ama her kayıptan sonra, kaybetmek değil, teslim olmamak önemli diyendi. belki de acısı teslimiyettendi. hiç aklıma gelmedi bu demirden zırhlı kadının bir kalbi olduğu. ne zaman ki, peynirler kırıntıya dönüştü, bir elinde ilk şişenin mantarı -kalbim- dedi,- bırakacak gibi yarı yolda-. o şarkıyı koydum teybe. tozluydu yüzü, önceki gözyaşları izler bırakmıştı yanağında. sonra sanki saatlerdir kafasında yazdığı romanını aklından okumaya başladı. sevmişti. sevgi emekti. emek vermişti. adı güzel, kendi güzel bir adamdı ve onu hiçbirzaman istememişti. arada arardı, o tüm kadınlığını bürünür ona koşardı. sırtını seyrederdi geceleri, gizliden saçlarını okşardı. bir vedasız giderdi adam.o, ardından mutlu gülümsemesini yüzüne takar, sokağa öyle çıkardı. artık yüzü kalmamıştı, gülümsemesi. ilk çizgilerini görmüştü bu sabah aynada, ilk kez sevdiği adamın sevdiği kadını sokakta. şimdi teslimiyet kurtuşuydu. ama tüm savunduklarına tersti onun kadercilik. kendi kaderini tayin etmeliydi. yapacak gücü yoktu. kalmak, can çekişmekti, gitmek, kadere boyun eğmek. bir adam sesi anlattı bana, bir ses en çok ne kadar anlatılabilirse. telefonu gösterdim. ezbere çevirdi numaraları. ben mutfağa geçtim. iki dakika sonra, kocaman gülümseme ile mutfak kapısında şişeyi dikti başına, - geliyor- dedi. -buraya geliyor- iyi, gelsindi. bu güzel gülümseme, onunla geldiyse, bu eve girmeyi haketti. o saçlarını taradı, ben salonu topladım. benden bir ruj istedi, o boyanırken ben bardakları yıkadım. kapıyı o açtı. kısa boylu, dalgalı saçlı bir adamdı. kadife ceketi, yakasız gömleği vardı. kokmuyordu. ne iyi ne kötü hiç kokmuyordu. kokusuz bir adama nasıl aşık olunurdu? ben konuştum adamla, o hep gözlerine baktı. rakıya dönmüştü herkes. -ikinci kadehler için buz lazım- dedim. ben mutfaktayken kapı çarptı. ben bir kadının bittiği anı gördüm. dizlerinin üzerinde küçülmüş, ruju yanağına, gözyaşı salyalarına karışmış, acıdan titreyen bir kadın gördüm. öne arkaya sallanıyordu, sürekli söyleniyordu. ateşi bir anda kırk oldu, avuçları buz gibi terliyordu. sadece -kal- demişti. adam sadece -kasma artık- demişti. kasıldı. dişleri kenetlendi. o küçük dev kadındı. kaldıramadım. kucaklayamadım. hastane dibimdeydi, ona yakıştıramadım. o beyazladı, kinini kustu, acısını kustu, o adamı dışarı kustu. gözlerini yumdu. gün doğana kadar nabzını saydım. gözlerimi açtığımda yoktu. beş sene oldu. ne bir ses ne bir haber. bir kadının bir kelimeyle bittiği anı gördüm. beni şahit yazdılar.
Of be abi böyle seven var dimi bn yanlış bilmiyorum tek sözümle ölecek biri var...
Siz çok güzelsiniz
-Diyelim ki gitmedim. Seninle beraber olmaya devam ettik. Ne değişecekti? + Sevişirdik. - Başka? + Sabahları beraber uyanırdık. Ben senden önce kalkardım. Senin uyuyuşunu izlerdim, sonra sen uyanırdın. Bana gülümserdin. Sonra, sabahları çayı tek şekerli içtiğini, günün diğer saatlerinde şekersiz içtiğini biliyor olurdum, o ilk şekeri ben atardım çayına, zarifçe eritişini izlerdim. Sonra, en çok boynundan öpülmeyi sevdiğini biliyor olurdum. Sonra dışarı çıkardık. Dışarda yağmur yağıyor olurdu. Biz şemsiyeyi almazdık. Sırılsıklam olurduk. Sonra sen bana sokulurdun. Ama saçağın altına hiç girmezdik. Sonra sen üşütürdün. Ayakların buz gibi olurdu. Ben sana en sevdiğin o mavi çoraplarını getirirdim. Sonra bayramları babaannenin mezarını ziyarete giderdik. Hayatta en sevdiğin kadın için ağlayışını izlerdim senin. Hiçbir şey yapmazdım, gözyaşlarını silmezdim, seni teselli etmezdim. Orada öylece ağlayışını izlerdim. Başka insanların mezarlarının arasında dolaşarak, hayatın ne kadar şahane bir şey olduğunu düşünürdüm. Sonra.. sonra hiçbir şey yapmazdık. Öylece otururduk. Çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık. Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık. - Ne dersin bir çay daha içelim mi? + Ben daha fazla çay içmek istemiyorum.
Derinde bir yankı ...
Ben çok konuşurum kızma bana