"Sen sahiden ölünce bilyalar ne olacak?” Canım Kardeşim (1973, Ertem Eğilmez)
art blog(derogatory)

titsay
Lint Roller? I Barely Know Her

izzy's playlists!
Cosmic Funnies
Not today Justin
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

if i look back, i am lost
KIROKAZE
hello vonnie
RMH

PR's Tumblrdome

★
Misplaced Lens Cap
todays bird

blake kathryn

⁂
Keni
NASA

Andulka
seen from Australia

seen from United States

seen from Germany

seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from France
seen from United States

seen from South Korea

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Austria

seen from Morocco

seen from United Kingdom
seen from Germany
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@uglyclown
"Sen sahiden ölünce bilyalar ne olacak?” Canım Kardeşim (1973, Ertem Eğilmez)
"Bir zamanlar kara gözlü, balık kokan bir kız sevmiştim..." Kara Gözlüm (1970, Atıf Yılmaz)
“Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık...” Vesikalı Yarim (1968, Lütfi Akad)
- Ne yapacağız şimdi bundan sonra? + Bilmem, ama yaşıyoruz, iki kişiyiz ve birbirimizi seviyoruz. Korkma, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur. Ah Güzel İstanbul (1966, Atıf Yılmaz)
"...Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil, resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.” Sevmek Zamanı (1965, Metin Erksan)
“Yalnızlığım bir limana girince başlıyor, açıkta kendi unsurlarım arasındayım…”
Yalnızlar Rıhtımı (1959, Lütfi Akad)
“Bir ermiş, bir gün rüyasında kelebek olduğunu görmüş. Uyanınca kafası çok karışmış. Ben mi rüyamda kelebek oldum; yoksa bir kelebek şu anda rüyasında ben olduğunu mu görüyor, diye düşünmüş.” Kelebeğin Rüyası (2013, Yılmaz Erdoğan)
"Her şeyin bittiği yerde başlayan şehre, bazen güzel şeyler de gelirdi.
Ama hiçbiri uzun süre kalmazdı…” Vizontele Tuuba (2004, Yılmaz Erdoğan)
“Biz ne yapacağız bu gençliği ya? Her şey zor gelmeye başladı. Alışmamışız oğlum; çalışmaya alışmamışız. Birazcık kafayı zorlamak bile eziyet geliyor bize. Böyle emanet aldığımız gibi günü gelince tertemiz iade edeceğiz bu bedenleri.
…Kenarında duruyoruz hayatın, itişip kakışıyoruz, düşeceğiz.”
Yeditepe İstanbul (2001-2002)
“En azından hayattayız, bu da bir şey be abi...” Her Şey Çok Güzel Olacak (1998, Ömer Vargı)
“I’m just saying you only get one life. There's no God, no rules, no judgments, except for those you accept or create for yourself. And once it's over, it's over. Dreamless sleep forever and ever. So why not be happy while you're here?“ Six Feet Under (2001-2005)
51. insan ziyan olmak için yaratılmıştır
Bir isteğimiz karşılandığında mutlu olmayız. Geçici bir mutluluk yanılsaması yaşarız. Bir istek her zaman başka bir isteği doğurur. Sırada ne olduğunu asla bilemeden, kör isteklerin peşinde manasızca yürüyoruz. Hedef, amaç, vizyon, kariyer... Bu manasız yürüyüşte bizi teselli etmek için uydurulmuş kelimeler.
Schopenhauer çok basit bir şey anlattı: "Dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları," dedi. "İnsan ziyan olmak için yaratılmıştır. İnsan düşünenden ziyade isteyen bir varlıktır ve isteklerinin sonu asla gelmez. Aklıyla bir dünya kurmuştur, ama onu yöneten bedenidir. Beden de kör bir iradeye tabidir. Bu iradenin de nereden gelip nereye gittiğini asla bilemezsin."
Bir istek başka bir isteği doğuracaksa ve biz sonunda hep mutsuz olacaksak neden hala istemeye devam ediyoruz? Koltes bir oyununda, "Hayır diyen insan hala biraz mutludur," diyordu. Ne demek istediğini yeni anlıyorum.
Mutluluk bir vazgeçiştir ve çok ender rastlanan bir ruh dinginliğidir.
66. hisler ansiklopedisi
Babam fabrikadan aldığı maaşının yarısıyla yirmi sene boyunca taksit ödeyip İnan Yapı Kooperatifi'nden bir daire sahibi oldu. Taksitlerin bittiği ay deprem oldu, ev yıkıldı. Tek yumrukla nakavt. Her zaman böyle olur. Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için tek neden yeter. (Emrah Serbes - Hikayem Paramparça; Syf 97, 132)
“You probably don't even hear it when it happens, right?” The Sopranos (1999-2007)
“Şimdi sana çok alakasız gelecek ama insanların felsefe yapması, devletin ve toplumun da bireyin bu ihtiyacı için zaman ve kaynak ayırması gerekiyor. Bence insan hayatının en önemli aşamalarından biri 'mana/anlam/neden arayışı'dır. Kaç milyon yıldır gösterilmekte olan bir filmin ortasına sokuyorlar adamı; olayı, karakterleri, doğruyu, yanlışı anlamaya çalışıyorsun.
Bu zaten yeterince zor, bir de tepende ceberut gibi dikilmiş onlarca adam var, habire "Git kendine kola al, mısır al, dondurma al, saat kaç?" deyip duruyorlar; "Bi susun amk, filmi anlamaya çalışıyorum.” diyemiyorsun.
İşte dememiz lazım da..."
“...Gerçekten şu hayatta zevk aldığın hiçbir şey yok. Ölmek uyumakla eşdeğer senin için, uyanmak dirilmekle eşdeğer. Emanet bir bedende yaşıyoruz; hepimiz öleceğiz. Kozmolojik ölçekte hiçbir anlamımız yok... Tek istediğim bu bedeni riyakarlıklardan kurtarmak. Bu çocuğun cesedini görmeni istedim; çünkü mana aradığın dünyanın aslında ne kadar basit olduğunu anlamanı istedim. Doğduğundan itibaren bedenine hapsolmuş biri olarak seni takdir ettiğim tek bir şey var; ürememiş olman. Ölüm tek hakikat... ...Şu suratları görüyor musun? Her gün oturup kalktığın insanların bunlardan bir farkı yok. Hepimiz biraz emojiye dönüştük, hissetmeden yaşıyoruz. Artık gerçek bir şeyler yapmanın zamanı geldi. Riyakarlıktan kurtulacağız; zayıflara karşı kibrimizi toprağa gömeceğiz; samimiyetsiz davranışların kemiklerini kıracağız; yobaz zihinleri aydınlıklara boğacağız; ikiyüzlüleri iki yüz parçaya böleceğiz. Ezo uyanmadan Murat'ım; biz uyanacağız...”
46 Yok Olan (2016); Ercan Mehmet Erdem
“Sınıf arkadaşlarımdan biri de Ermeni bir kızdı; inanmış ve öfkeli bir milliyetçi olan öğretmenimiz sınıfta, "O katil Ermeniler ve Rumlar,” diye bir söz savurmuştu. Bizlerin, on yaşındaki çocukların karşısında yapmıştı bunu.
Annem o gün sabırla, olayı benim ağzımdan almayı başarmıştı. Bana sakin sakin katil olmadıklarını, bunların yalan olduğunu, ev, sıra ya da ülke komşularımızdan korkmamamız gerektiğini anlattı. Korkmamız gereken bir şey varsa o da nefret ve önyargıydı.“
(Ferzan Özpetek - İstanbul Kırmızısı; Syf 57)
15. haysiyet sınavı
"Hocam sınav nereden nereye kadar?" "1915'ten Hrant'ın vurulduğu yere kadar."
39. ayrılık fikri
Türkiye yüz parçaya bölünse en son Kürtler ayrılır. Çünkü kafalarında ayrılık fikri var. Ayrılık fikri, Kürtleri Türkiye'ye bağlayan en önemli unsur. "İntihar fikri olmasaydı canıma kıyardım," diyen Cioran gibi.
İnsan tepesi attığı zaman canına kıyma ihtimali olduğunu bilmeli, bunu bilince yaşamaya devam etmek kolaylaşır. Kürtlerin de tepeleri attığı zaman bu memleketten ayrılabilecekleri ihtimalini bilmeleri lazım. Bu ihtimal ellerinden alınmaya çalışıldığı için kan gövdeyi götürdü ve götürecek.
(Emrah Serbes - Hikayem Paramparça; Syf 38, 75)