"benimkinin bana yok bi yararı."

titsay
will byers stan first human second
he wasn't even looking at me and he found me
$LAYYYTER

JBB: An Artblog!

izzy's playlists!
taylor price
Alisa U Zemlji Chuda
todays bird
Keni
wallacepolsom

No title available
Stranger Things

No title available
sheepfilms

★
Jules of Nature

shark vs the universe
Mike Driver
Xuebing Du

seen from Malaysia

seen from Canada

seen from Japan
seen from United States
seen from Argentina
seen from Israel

seen from United Kingdom
seen from South Korea
seen from United States
seen from Germany

seen from Australia
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Germany
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
@umutavni
"benimkinin bana yok bi yararı."
yenebilecek bir çift pati.
burayı ilk açtığımda burdan oluk oluk acı akıyordu. o kadar bütünleştirmişim ki ne zaman moralim bozulsa aklıma yine burası geliyor.
Asıl yanlışlık, aşırı dürüstlüktür. Yalan söyleyen adam utanç duyar, çünkü her yalan, hakikat ve dürüstlüğe övgüler düzerken bir yandan da yaşamak için insanı yalan söylemeye zorlayan bir dünyanın alçaltıcılığını öğretir ona. Bu utanç, daha incelmiş, daha karmaşık kişiliklerin yalanlarında gedikler açar. Beceriksizce yalan söylerler; karşıdaki kişi açısından yalanı bir ayıba, bir kabahate dönüştüren de bu beceriksizliktir. Yalan söyleyenin onu aptal sandığını gösterir bu, bir hor görü belirtisidir.
Theodor W. Adorno
Günde beş dakika, on dakika, onbeş dakika, yirmi dakika ve beşer beşer katlanarak düşünüyordum önceleri, günümün büyük çoğunluğunu düşünmeye harcayınca fark ettim ki zihnim de evren gibi genişliyor. Daha zeki olmuyorum, hafızam kuvvetlenmiyor, beceriksizliğim hâlâ yerinde duruyor; sonra bir anda bu düşünme hâli kesildi ve bir inekten hiçbir farkım kalmadı. Düşünmüyorum. Biraz ölmeye benziyor, gökkuşağı renkleri gibi renkten renge girerken hayatının bütün renklerinin bir anda fonla birlikte siyah bir rengi alması, öyle dümdüz. Ayırt edici hiçbir çizgi yok arada. Yerimden kalkmak istemezken renk arıyormuşum meğer bir süredir, ama bu arayışın da bir anda kesildiğini yine kesildikten çok sonraları fark ettim, renklerin kaybolduğunu sonraları fark etmem gibi tıpkı. Erken gelmeyi ve geç kalmayı aynı zaman diliminde huy edinmişim.
Bourne gibi geçmişle yüzleşmenin değil, böyle zamansızlıkların ve aptallıkların mirasıyım.
İletişim insanı olduğum için tamamen diyalog üzerine dizi/filmlere tapıyorum. Aslında sadece filmlere dair değil, insani ilişkilerin de temeli bu olmalıymış gibi ama eylemlere o kadar çok odaklanıyoruz ki insanın ağzından çıkanlar, düşünceler hiçbir anlam ifade etmiyor. Boş bir şekilde olmadığı sürece konuşmanın, muhabbet etmenin, ikna etme kaygısı gütmeden tartışmanın insanı her zaman ileriye taşıdığına dair sarsılmaz bir yargım var, hayatım boyunca da kırılmayacak.