Mağara dalışlarında dalgıçların kullandığı özel ekipmanlarından biri kılavuz ipiymiş. Herhangi bir acil durumda, derinlikte zeminden kalkan tozun havalandığı anlarda su bulandığında ya da söz gelimi oksijeni bittiğinde, bir şekilde derinde yolunu kaybettiğinde dalgıcın hızlıca yüzeye çıkabilmesi için.
Kılavuz ipi önemli.
Yaşamaya devam ederken bir kılavuz ipine çok ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor. Yönümü sık sık kaybetmeye çok meyilliyim. Çok küçükken Erzurum'da bir anda kaybolduğumdan mı bilmem. Beni bulduklarında çok mutlu şekilde çikolata yiyormuşum ama. Bir anda panikleyip ortalığı birbirine katabilirim ve sonra hiçbir şey olmamış gibi sakinleşebilirim. O panik anları için ip.
Kendimle konuşurken nefes alabilmem için kılavuz ipine çok ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor. Karadeniz'in iki yüz metre derinlikten sonrası gibi, bazen karşılaştığım şeyleri ben de anlamlandıramıyorum. Bazen korkutuyor beni bazen endişe duyuyorum. Bazen seviyorum bazen sevmiyorum. Bazen bir şey buluyorum, aa böyle bir şey mi varmış, bilmediğim bir şey, tamam, dursun burada. Varlığını artık biliyorum yeterli ve istediğimde unutabilirim de. Yeniden bulmam gerekmesin diye biriktirmek istemiyorum. Gerekirse bulurum. Bulamazsam da bulamam.
Bir de hızlıca uzaklaşabilmek için kılavuz ipine çok ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor. İçimde bir siren sesi duyduğumda hiç durup dinlemezdim bile önceleri, uzaklaşmak için engel olamadığım bir istek duyardım. İşte o zamanlar kılavuz ipim olsaymış güzel olurmuş. Şimdi yine çok sık duyuyorum sirenleri fakat ne için çaldığını anlamaya çalışmak için duruyorum bir süre. Bu bile çok iyi ilerleme benim için, tek başıma yapmadım. Her hışırtıda korkmamam gerektiğini sık sık yanında oturup dinle(n)meye gittiğim meşe ağacım söyledi. Sözlerine kulak verdim ve gerçekten bazı seslerin yalnızca ses olduğunu anlayabildim sonunda. İyi ki söyledi çünkü bazen bir ok ıslığı sandığım şey sadece rüzgârın sesiymiş. Saklanmama gerek yokmuş bazı yerlerde.
Yine de kılavuz ipi önemli. Kullanmasan da orada durabilir sonuçta. Bazen rüzgâr sanıp ok da yiyebilir insan. Hazırlıklı olunacak bir şey değil bu ama sürekli bununla yaşanacak bir şey de değil. Anlık. Bir tür kırılma. Tık diye olan bir şey.
Tık.
Sonrası Karadeniz'in 2200. metresi. Bu derinlikte kullanılmaya uygun kılavuz ipi olduğunu sanmıyorum, zaten artık ihtiyacın da kalmıyor.
"Mezarcı,
mezarımı kazdığında
sığ kaz ki
yağmuru hissedebileyim."














