Philip Wollen'ın Youtube'da izlenme rekorları kıran 'Hayvanlar Menülerden Çıkartılmalıdır' isimli tartışma platformunda yaptığı mükemmel konuşması.
I'd rather be in outer space 🛸
Jules of Nature
Three Goblin Art

⁂

Kiana Khansmith

No title available

Product Placement

izzy's playlists!

No title available

Discoholic 🪩
cherry valley forever
Lint Roller? I Barely Know Her

Janaina Medeiros
noise dept.

★

Andulka
Peter Solarz

pixel skylines
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Xuebing Du
seen from Maldives

seen from United States

seen from Germany
seen from Germany
seen from Philippines

seen from Spain

seen from Singapore

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from France
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Indonesia

seen from Russia
@veganturkiye
Philip Wollen'ın Youtube'da izlenme rekorları kıran 'Hayvanlar Menülerden Çıkartılmalıdır' isimli tartışma platformunda yaptığı mükemmel konuşması.
Boğmak: Havanın ciğerlere ya da solungaçlara gitmesini engelleyerek öldürmek.
28 Eylül 2013 Cumartesi
17:00 - 19:00
Parçalı Bulutlu 24°C / 16°C
Gezi Parkı'nda birlikte bir yaz geçirdik, şimdi de sonbaharı yine birlikte, hayvan özgürlüğü ve veganlık üzerine sohbet edip iş üreterek karşılıyoruz. 9. forumda Kurban Bayramında yapacağımız etkinlikleri konuştuk, detayları forum notlarında bulabilirsiniz. Dilerseniz görev dağılımına da katılabilirsiniz. 1 Kasım Dünya Vegan Günü'yle başlayan Vegan Ayı etkinlikleri üzerine de düşünmeye başladık. Önümüzde hayvan özgürlüğü meselesi ve veganlıktan bahsetmek için tam 1 ay olacak, sizce neler yapabiliriz? Fikirleriniz ve işbirliğiniz için Cumartesi saat 17:00'da Gezi Parkı'na (çocuk parkıyla havuz arası, meydandan girerken sağdaki merdivenlerin yanı) bekliyoruz.
Anarko-Feminizm ve Hayvan Özgürlüğü
“Et, pornografidir; birisinin eğlencesi olmadan önce, o, birisinin hayatıydı.” Melinda Vales Bir çok anarşist hayvan hakları düşüncesini tehlikeli buluyor. “Yasal” hakları sadece hayvanlara ait kılmak, insan haklarının ne derece kabul gördüğünü düşündüğümüzde fazla işe yaramayacak gibi geliyor. Peter Singer hayvanlara daha çok ahlâki bir kabul çerçevesinde odaklanır, bunu yaparken de hayvanlarla insanlar arasındaki benzerliklerin altını çizer. Peki ya daha büyük resme bakarsak? Hayvan özgürlüğüyle ilgilenen anarko-feministler erkek tahakkümü ve hayvan sömürüsünün erkek tahakkümü ve kadın sömürüsüyle bağlantılı olduğunu düşünüyor. Bariyerlerin kırılmasıyla ilgili bir şey bu- erkek/dişi, zengin/yoksul, siyah/beyaz… hayvan/insan. Hem hayvanların hem de insanların kendileriyle ilgili seçimleri kendilerinin yapmasını istiyoruz. Avcılık ve hayvanları yemek geleneksel olarak erkeklere ait bir şey. Ölü hayvanlar ve kadınlar benzer şekillerde nesneleştiriliyor. TV, dergiler, video şöhretleri mutlu çizgi film civcivleri, erkek müşterileri hedef alan anoreksik kadınlarla ilgili imajlar satıyor bize. Kadınlara inek, piliç, kuş, kancık gibi isimler takılıyor- hem evcil hem de av hayvanları isimleri. Eğer erkekler hayvanlara benzetilecek olursa onlar kurt, aslan ya da damızlık at oluyor. Bir çok kadın, evlerinde, tavuk çiftliklerindeki bölmelerde bekleyen tavuklar ya da domuzlar gibiler-sürekli hamile, sürekli bunalımda, sürekli depresyondalar. Devasa işkence endüstrisi olmasının yanı sıra, dirikesim, hayvanları nesneleştirmenin bir başka yoludur. Draize testi gibi bir çok deney sonucunda hayvanların gözleri yok ediliyor, erkek bakışına cevap veremeyen nesnelere dönüştürülüyorlar. Kadınlar ve hayvanlar erkek doktorlar tarafından kendi rızaları gözetilmeksizin deneylere tabi tutuluyor. Laboratuar hayvanları sezaryen tekniğiyle doğum yapıyor, aynısı kadınlar için de kullanılıyor. Pornografinin çoğu kadınları hayvan olarak sunuyor. Evening Post’ta çıkan “Yetişkin Eğlencesi” bölümüne bir bakın. “canayakın tavşan…özellikle sizin için” gibi reklâmlar var. Etli yemekler de cinsel terimlerle reklâm ediliyor. Cinsel kölelikle ilgili imajlardaki kamçılar ve zincirlerin hepsi atları uysallaştırmakla alâkalı imajlar. Kadnları istismar eden erkeklerin çoğu öncelikle evcil hayvanları istismar ederek başlıyor işe. Hem hayvan haklarını hem de seçimden yana olmayı destekleme konusunda bir sorun mu var? Bence bu hareketlerin bir çok ortak noktası var: 1) her ikisi de yaşama odaklanıyor, kadın ve hayvan bireylerin kendi seçimlerini yapabilmesi konusuna odaklanıyor.2) hem kadınlar hem de çiftlik hayvanları istenmeyen gebeliklere zorlanıyorlar.3) kürtaj karşıtı hareket anneliği et endüstrisinin çiftlik hayvanlarını romantize etmesine benzer şekilde romantize ediyor. Erken dönemlerde yaşanan kürtaj, hayvanları öldürmekle aynı anlamda bir cinayet değildir- tıbbî kanıtlar fetüslerin hamileliğin 7.ayından önce acı hissedemediğini ortaya koyuyor. Hayvan özgürlüğü ırk ve sınıf konularını görmezden mi geliyor? Hayvan hakları hareketinin çoğunun beyazın daha soluk bir hâli olduğu doğru. Ancak yerli insanlar da kadınlar gibi, hayvanlar gibi nesneleştirilip tüketiliyorlar. Farklı ırktan insanlar ve hayvanlar hem aşırı çalıştırılıyor, marjinalize ediliyor ve ekonomik anlamda sömürülüyorlar. Aynı iktidar yapıları her ikisini de eziyor. Hayvanları savunmak ve ırkçılığa karşı savaşmak, aynı mücadelenin parçaları. Keseli sıçanları örnek vermek istiyorum; çünkü bu hayvanlar Aotearoa’da (Yeni Zelanda’nın Kuzey Adası) büyük zarara yol açıyor. Ağaçları ve kuşları kurtarmak için bu hayvanları öldürmemiz gerekiyor mu? Bu mesele beni çok düşündürdü. Ancak bu hayvanları bu topraklara getirenler , pakeha (İngiliz kökenli insanlar) insanları, bu yüzden yaşadığımız sorun keseli sıçan sorunu değil, bir pakeha sorunu. Keseli sıçanları ezmeyen türden bir çözüm bulmak pakehaya kalmış. Keseli sıçanların çalılıkları yok etmesi de pakehanın kereste elde etmek için arazileri yok etmesine kıyasla çok küçük bir sorun. Bu hayvanları öldürmek yerine çıkar elde etmek amacıyla daha fazla yeşil alanın yok edilmesine engel olmaya odaklanmalıyız. Hem anarko-feminizmin hem de hayvan hakları hareketinin doğrudan eylem taktiklerine dayanması ilginç. Her ikisi de varolan sistemlerde reformlar oluşturmak yerine bu sistemleri ve pratikleri ortadan kaldırmak istiyor- yani veal danalar için daha iyi koşullar yaratmak yerine veal danalar olmasın istiyorlar, daha iyi yasalar yerine hiç yasa olmasın istiyorlar. Hayvan ve insan özgürlüğü ve özgür iradesi bu yüzden birbirinden ayrılamaz. “Sadece et yemeyi bırakarak, kendimizi geri çekerek bile acı dolu bir endüstriye son vermek gücüne sahibiz”. Roberta Katechofsky
VEGAN MİTLERİ
Vegan olmak hayvan zulmüne, dünyadaki açlığa, çevrenin yok edilmesine karşı tavır almak ve tabi sağlıklı olmak demektir. Veganlara çok sık sorulan, artık kalıplaşmış diyebileceğimiz soruları veya karşı görüş olarak sunulan argümanları (mitleri) cevaplamak ya da neden vegan olmamız gerektiğine dair fikir sahibi olmak isteyenler buyurun vegan mitlerine! Peta’ya bağlanıyoruz…
VEGANLAR YETERİ KADAR PROTEİN ALAMAZLAR
Cevap: Veganlar proteini brokoli, tam buğday ekmeği, bakliyatlar, tofu, esmer pirinç, badem, yulaf, soya sütü, nohut, patates ve diğer pek çok sebzeden alır. Bu proteinler hayvan etindeki proteinden çok daha verimli ve vücut sistemimiz için daha uygundur. Çok fazla yağlı protein tüketmek (diğer bir deyişle hayvansal protein) kansere, böbrek yetmezliğine, kalp hastalığına ve başka rahatsızlıklara yol açar. Teşekkürler kalsın!
İNSANLAR ET YEMEK İÇİN YARATILMIŞTIR
Ağzınızdaki köpek dişleri öğütmek ve çiğnemek için vardır, gerçek et oburlar gibi söküp parçalamak için değil. Bu, insanlarla et oburlar arasındaki 17 farktan sadece biri. Yol kenarında ölü bir hayvan gördüğünüzde ağzınızın suyu akarak onu yemek istiyor musunuz? Eğer cevabınız ‘hayır’sa siz bir otobursunuz. Tabi ağzınız buna benziyorsa başka.
GÜÇLÜ OLMAK İÇİN ET YEMEK GEREKİR
Açıkçası bunu söyleyen insanlar muhtemelen bu adamları görmediler. Et yemek sizi korkak yapar, ‘güçlü’ değil.
HAYVANLAR ÇOKTAN ÖLMÜŞ
Hayvanlar fabrika çiftliklerinde hiçbir ağrı kesici verilmeden hadım edildiklerinde ya da bilinçleri tamamen açıkken boğazları kesildiğinde ‘çoktan ölmemiştir’. Hayvanlar insanların tabağına gelmek için anestezi yapılmadan sakatlanır, kafeslere, ahıllara tıkıştırılır ve bilinçleri hala açıkken mezbahalarda parçalara ayrılırlar. Aynı bizim gibi acıyı hisseder ve mezbahaya götürülürken korkarlar. Bütün bu süreçlerden ise sadece insanlar et, süt ve yumurta yesinler diye geçerler.
VEGAN BESLENMEK PAHALI DEĞİL Mİ?
Hayır. Et yemek, sadece etin kendisini değil, et yemenin sonucunda ortaya çıkacak sağlık sorunlarının masrafları da hesaba katıldığında çok daha pahalıdır. Pirinç, bakliyat, patates ve diğer sebzeler çok daha ucuz ve kolayca bulunabildiği gibi, ete göre daha bereketlidir.
SAĞLIKLI OLMAK İÇİN SÜT İÇMEK GEREKİR
Hayır gerekmez. Caddelerde ve televizyonda gördüğünüz bütün o süt reklamları var ya? Hepsi her yıl reklamlara milyonlarca dolar harcayan süt endüstrisinin ürünüdür. Herkes için en iyi kalsiyum kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, kale, brüksel lahanası, bakliyatlar ve diğer sebzelerdir. Tabi süt ve diğer süt ürünleri kalsiyum içerir fakat hayvansal kaynaklardan kalsiyum aldığınızda aynı zamanda hayvansal proteinleri de almış olursunuz. Bu proteinler kemiklerinizden kalsiyumu süzer, bu da sağlıklı kalmak için hiç de uygun bir yol olmasa gerek. Daha çok kanıta mı ihtiyacınız var? 78,000 kadında yapılan 12 yıllık bir Harvard araştırmasında, günde üç kere süt içen kadınlarda daha az süt içen kadınlara göre daha çok kemik kırılması görülmüştür.
FAKAT… EĞER ONLARI YEMEZSEK, BİZİ ELE GEÇİRİRLER!
Keşke bunu söyleyen kişileri lise ekonomi dersine geri gönderebilseydik. Bu basitçe, daha az et yendiğinde daha az hayvanın öldürülmesinin gerekeceği bir arz talep olayıdır. Milyarlarca hayvanın etrafta dolaşması, bizi ele geçirmesi, aşırı üremesi ya da BİZİ YEMELERİ diye bir şey söz konusu olamaz! Yani kısaca onları tüketmemiz için üretilmeyecekler, ki bu da iyi bir şey.
İNEKLERİN SAĞILMASI GEREKİR…
Böyle düşünen o kadar çok insan var ki. Hatta bazıları inanılmaz bir şekilde ineklerin hayatları boyunca memelerinde süt taşıdığını sanıyor. Gerçekte ise; ineklerin süt üretmesinin nedeni kadınlarla aynıdır; bebeklerini beslemek. İneklerin süt üretebilmesi için hamile kalması gerektiğinden, mandıralarda ‘tecavüz askıları’ denilen aletlerle zorla hamile bırakılırlar… kulağa hoş gelmiyor değil mi?. Mandıralarda dünyaya gelen bebekler doğduktan hemen sonra annelerinden alınırlar, anneler ise günde birkaç defa sağım makinelerine bağlanır. Endüstri, genetik manipülasyon, güçlü hormonlar ve yoğun sağım kullanarak inekleri normalde üreteceklerinden 10 kat daha fazla süt üretmeye zorlar. Eğer tecavüz ya da şiddete karşıysanız, asla süt içmemelisiniz.
BİR ARSLAN SİZİ YİYEBİLİR!
Evet. Aslanlar, kaplanlar, ayılar ve diğer hayvanlar gerçek etoburlardır ve hayatta kalmak için öldürürler. Fakat sistematik olarak insanları çiftliklere kapatmaz, sakatlamaz, sinirlerini bizden çıkarmaz ve sadece tadımızdan hoşlandıkları için olabilecek en kötü, en korkunç yollarla bizi öldürmezler. İnsanların et yemeye ihtiyacı yoktur – aslında insanlar et yemediklerinde daha sağlıklıdırlar. Bizde gerçek etoburlarda var olan diş, bağırsak ve mide asitleri yoktur (aramızdaki diğer farklara ek olarak). Biz eti kolaylık, cehalet ve duyarsızlığımızdan yeriz, yemek zorunda olduğumuz için değil.
BÜTÜN FABRİKA ÇİFTLİKLERİ KÖTÜ DEĞİL
Ölü beden yemek gibi kötü alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyenler genellikle ortaya bunu atarlar. Tüm hayvansal ürünlerin %97-99’unun fabrika çiftliği hayvanlarından geldiğine dayanan istatistiklere bakar ve hayali, varsayımsal küçük çiftliklerdeki bütün hayvanların geniş alanlarda mutlu bir şekilde dolaşıp, ‘insanca’ öldüğünü düşünürler. Gerçekte ise, küçük çiftliklerin sayısı çok azdır, nadiren rastlanır ve fabrika çiftliği standartları (erkek civcivleri canlı canlı öğütmek, hiçbir ağrıkesici vermeden hadım etme ve küçücük alanlara kapatmak gibi) yiyecek için öldürülen bütün hayvanlar için halen geçerlidir.
ETİN TADINI SEVİYORUM, VEGAN OLAMAM
Gerçekten komik bir gerekçe. Bunu söyleyenler bütün veganların bu şekilde doğduğunu sanıyorlar galiba. Oysa çoğumuz et yiyen anne babaların et yiyen çocukları olarak büyüdük, mesela ben et yemeyi bırakmadan önce tam bir etoburdum diyebilirim, sabah kahvaltısında bile kıymalı yumurta yerdim (gerçekten). Fakat bazı gerçeklerin farkına vardığımda damak zevkimin bir hayvanın canını almaktan daha önemli olmadığını anladım. Vegan olmak sevdiğiniz yemeklerden vazgeçmeniz anlamına gelmiyor, sadece onun yerine vegan versiyonlarını yiyorsunuz o kadar. Mazeretleri bir tarafa bırakırsak asıl düşünülmesi gereken sorunun mu yoksa çözümün mü bir parçası olmak istiyorsunuz ona karar vermek.
VEGANLAR SADECE MARUL YER DEĞİL Mİ?
Bu soruyu soranlara eskiden gülerdim ama artık biraz kızıyorum, bir insan bu kadar mı yaşadığı ülkenin mutfağını, yemeklerini bilmez, kendi kültürüne bu kadar mı yabancı olur!. Geleneksel Osmanlı- Türk mutfağının sadece döner, kebap, lahmacun ve diğer fast food tarzı –son derece gereksiz ve bir o kadar da sağlıksız – yiyeceklerden oluştuğunu mu sanıyorlar acaba?. Oysa geleneksel mutfağımızın çok büyük bir bölümü vegan yemeklerden oluşuyor, yemeklerde bütün sebze, tahıl ve bakliyatları kullanabildiğimiz gibi etli yemekleri veganize etmek de bir o kadar kolay. Farklı lezzetler mi arıyorsunuz, açın interneti yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca tarif var, biraz da hayal gücü ve yaratıcılıkla çok lezzetli yemekler yapmak mümkün. Evet bitkisel kaynaklı gıdalarla besleniyoruz ama bu sadece marul yediğimiz anlamına gelmiyor.
SADECE ORGANİK VE SERBEST DOLAŞIMLI SATIN ALIYORUM
LÜTFEN ŞUNU SÖYLEMEYİ KESİN ARTIK! Gerçekten. ‘Serbest dolaşımlı’ ve ‘organik’, hayvanlara nasıl muamele edildiğinin garantisini asla vermez. Sadece hayvanları yemenin yanlış olmadığını düşünmenizi sağlamak için uydurulmuş bir aldatmacadan başka bir şey değildir. ‘Serbest dolaşımlı’nın sözlük anlamı, tavuk gibi hayvanların dışarıya, gün ışığına erişimlerinin olmasıdır. Buradaki erişim, binlerce hayvanın ucunda küçük bir kapısı olan upuzun, fabrika çiftlik tipi barınaklarda tutulması anlamına gelir. Pek çok hayvan dışarıya çıkamaz, çıksa da gezineceği yer küçük bir toprak parçasından ibarettir. ‘Serbest dolaşımlı’ mezbahalar yoktur ve pek çok ‘serbest dolaşımlı’ ve ‘organik’ hayvanın gagaları kızgın bıçaklarla kesilir, ağrıkesici verilmeden hadım edilir ve bilinçleri tamamen açıkken parçalara ayrılmaları gibi en zalim yollarla öldürülürler. Mazeret uydurmayı bırakın. Vegan olun.
BİTKİLER DE ACI ÇEKER
Bitkilerin merkezi sinir sistemi yoktur ve acı hissetmezler. Nokta.
YÜN KOYUNLARA ZARAR VERMEZ
Ah ah. Bunu daha önce başka nerelerde duymuştuk? Tamam ‘… inekleri sağmak onlara zarar vermez’ (MİT), yumurta yemek tavukları incitmez’ (MİT) … Bir kalıplaşma dikkatinizi çekti mi? Hayvanları sömürerek para kazananlar her zaman ‘şu hayvana zarar vermez, bu hayvanı incitmez…’ gibisinden şeyler ortaya atarlar. Fakat bunların tamamen saçmalık olduğuna emin olabilirsiniz. İnsanlar müdahale etmediğinde, koyunlar sadece kendilerini aşırı hava şartlarından koruyacak kadar yün üretir – fakat Avustralya’daki koyunlar (bütün yünlerin %25’i oradan gelir) kar elde etmek için mules edilir ve kırkılırlar. Avustralyalı çiftçiler barbarca yöntemler kullanarak kuzuların arka bacaklarından ve kuyruk etrafından büyük deri ve et parçalarını keserek alırlar (mulesing). Bu işlem sinek yumurtalarının deriye yerleşmemesi için yapılır, fakat kanayan yaralar, iyileşmeden kurtçuk istilasına neden olur. Bütün bunların yanında, vücutları yıpranıp ‘yeterli’ miktarda yün üretmeyi bıraktığında, koyunlar mezbahalara gönderilirler. Hayvan zulmüne karşıysanız, yün satın almayın. Basit değil mi?
NEDEN İNSANLARI UMURSAMIYORSUNUZ?
Bu soruyu soranlar sadece insanları ya da sadece hayvanları umursamak diye bir ayrım olmadığını anlamalı. Gerçekte bütün acılar birbiriyle bağlantılır ve birinin haksızlığa uğraması bir başkasının görmezden gelineceği anlamına gelmez. Hayvan haklarını savunanlar da insan haklarıyla ilgili protestolara katılıp haksızlıklara karşı sesini çıkararak dünyadaki tüm türlerin özgürlüğü için mücade etmeye çalışır. Vegan olmanın dünyadaki açlığı son erdirmek için atılmış çok büyük bir adım olduğundan bahsetmeye gerek bile yok.
Hep şunu duyarız ‘Peki aç çocuklar ne olacak? Yiyeceği nasıl israf edebiliyorsunuz?’ Bunun cevabı çok basit. KIRKBEŞ gram et üretebilmek için YEDİ kilo tahıla ihtiyaç vardır. Bir de bunu düşünün. Her yıl dünyada milyonlarca insan temiz su bulamadığından ya da açlıktan ölüyor… Biz ise hamburger ve pirzolaları sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi mideye indiriyoruz. Sadece hayvanları beslemek için mısır ve soyanın tamamını ekiyor ve bütün suyu kullanıyoruz. Damak zevkimiz için bu kadar yiyecek ve suyun boşa harcanıyor olması insanları öfkelendirmeli, fakat et ve süt endüstrileri size bu gerçeklerden asla bahsetmeyecek değil mi?
NÜFUS KONTROLÜNÜN SAĞLANMASI İÇİN AVCILIK ŞART
Sadece hasta ve zayıf hayvanları avlayan kaç avcı tanıyorsunuz? Ben hiç tanımıyorum. Avcılar genellikle en büyük ve dolayısıyla nüfusun en önemli hayvanlarını avlar. Popülasyonun değişmeden kalması durumunda, ekosistemler kendi sürdürülebilirliklerini sağlayabilirler. Doğal yırtıcılar sadece en hasta ve en zayıf olanları öldürerek bu dengenin kurulmasını sağlar. Diğer yandan avcılar ise, şöminenin başına asmak istedikleri bütün hayvanları öldürür, buna nüfusun güçlü kalması için gerekli olan büyük, sağlıklı hayvanlar da dahildir.
Avlanmak bu gün ve bu çağda gereksizdir (fakat dürüst olalım, hayvanları yiyen bir insanın fabrika çiftliklerini desteklemektense avlanması yine de daha iyidir … fakat bunu neredeyse hiçbiri yapmaz) ve açıkçası, ‘doğayı sevdiğini’ iddia eden insanların gidip doğayı güzelleştiren hayvanları nasıl öldürebildiği anlaşılır gibi değil. Avcılık aileleri yok eder, ekosistemleri bozar ve kesinlikle çağ dışıdır.
ET YENMEZSE İNSANLAR İŞSİZ KALIR
Bir kere ekonomi cinayet için bir bahane olamaz ve hiç kimse yaşamını öldürerek sağlamamalı. Evet, bütün dünya bir günde vegan olursa mezbahalarda ya da fabrika çiftliklerinde çalışan işçiler işlerini geçici olarak kaybedebilirler, fakat böyle bir şeyin olma ihtimali çok düşüktür. Endüstriler ürünlerini hayvanlardan vegan olanlara çevirdiğinde herkes işine devam edecektir. VHS’leri hatırlıyor musunuz? Peki teyp kasetlerini? Endüstriler ve ürünler sürekli eskir ve yerini yenileri alır, işte et, süt ve yumurtaya da olacak olan budur.
VEJETERYANLAR BALIK YER DEĞİL Mİ?
Yanlış! Balıklar yüzen sebzeler değil, hassas, akıllı, konuşkan (evet birbirleriyle konuşurlar) ve hatta acıyı hisseden (tanıdık geliyor mu?) canlılardır. Vejeteryan olduğunu söyleyen fakat deniz canlılarını yiyenler buna bir baksınlar.
BAL ARILARA ZARAR VERMEZ
Evet, arılar biraz ürkütücü olabilir. Onları okşayamaz, birlikte vakit geçiremezsiniz ve açıkçası o kadar da şirin hayvanlar değildirler. Peki bütün bunlar onları sömürmenin gerekçesi olabilir mi?
Baldan para kazanmak için (diğer bir deyişle arıları sömürmek için) onların yaşama ve kovanlarını koruma arzularını manipüle edip sömürmek gerekir. Aynı domuzlar, inekler ve diğer fabrika çiftliği hayvanları gibi, bal arıları da doğal olmayan yaşam koşullarının, genetik manipülasyonun ve stres verici nakliyenin kurbanlarıdırlar. Kraliçe arı genellikle öldürülür, hapsedilir ve suni yolla döllenir (bunlara erkek arıların öldürülmesi de dahildir). Diğer hayvanlara yapılanlardan pek farkı yok gibi değil mi?
Biri bana neden bal yemediğimi sorduğunda, ona kısaca hırsız değil vegan olduğumu söylüyorum. Bütün hayatınızı bir şeyi yapmaya adasanız ve sonra biri gelip tüm emeğinizi çalsa, hoşunuza gider miydi?
HAYVANAT BAHÇELERİ HAYVANLARI KORUR
Hayvanat bahçeleri insanları eğitip türleri koruduğunu iddia etse de, her ikisini sağlamak konusunda sınıfta kalır. Pek çok hayvanat bahçesinin teşhir alanları çok küçüktür ve tabelalarda hayvanları anlamayı ya da saygı duymayı teşvik etmek yerine daha çok hayvanların türleri, beslenmeleri ve ömürleriyle ilgili küçük bilgiler yer alır. Uçamamaları için kuşların kanatları kesilebilir, suda yaşayan hayvanlar genellikle yeterli suyun olmadığı alanlarda yaşar ve doğada büyük sürüler ya da aile grupları halinde yaşayan pek çok hayvan da ya yalnız bırakılır ya da çiftler halinde tutulur. Nesli tükenmekte olan hayvanları yok olmaktan korumak kulağa müthiş gelse de, hayvanat bahçeleri bunu yapmak için nadiren çaba harcar. Pek çok hayvanat bahçesi en yeni ve en popüler hayvanlara odaklanır, insanların ilgisini çekecek şirin küçük bebeklerin doğması için hayvanları üretir ve onları onlar için doğal ve önemli olan her şeyden mahrum bırakır.
HAYVANLAR ÖLMEK İÇİN DOĞAR
Evet büyük endüstriler hayvanları öldürmek için üretir, fakat bu onları işkence ederek öldürmeyi haklı çıkarmaz. Bu mantık siyahların beyazlara ya da kadınların erkeklere hizmet etmesi gerektiği görüşünü de doğruladığı gibi böyle düşünenleri ‘Hayvanlar başka bir şey bilmezler’ diyenlerle de aynı noktada buluşturur. Bu bakış açısından yola çıkarsak; bir zamanlar köle olarak tutulan kişiler köle olmaktan başka bir şey bilmezler. Peki bu köleliği geçerli kılar mı? Hayır. Fakir doğan ve hayatlarında temiz su görmemiş olan çocuklar hiç temiz su istemezler mi? Tabi ki isterler! Tavuklar, domuzlar, inekler ve fabrika çiftliklerinde acı çeken diğer hayvanlar – farklı görünseler de – aynı bizim gibi özgür olmak ister.
VEJETERYAN GIDALARDA DA KİMYASALLAR VAR
Eğer süt, et gibi işlenmiş gıdaları yiyorsanız bu yiyeceklere kimyasal bulaşmış olma ihtimali çok yüksektir. Maalesef bizim yemeklerimizin de çoğu böcek ilaçları ve başka kimyasallara maruz kalmış durumda. Fakat artık pek çok yerde organik sebzeler bulunabiliyor. Ayrıca yazın yaz sebze ve meyvelerini, kışın kış sebze ve meyvelerini yemek de ilaçlara daha az maruz kalmanın yollarından biri.
Bir vejeteryana bunun söylenmesinin birkaç nedeni var, asıl neden et yemeyi haklı çıkarmak için insanların kendilerine gerekçe bulma derdinde olmaları. Diğer neden ise et, yumurta ve süt ürünlerini içeren yemeklerine her oturuşlarında vücutlarında biriken ve yıllarca kalabilen kanserojenler (mesela tavuk etinde bulunan ARSENİK), bakteri ve kontaminantları da yediklerinin farkına varamıyor olmaları. Hayvansal gıdalar bakteri, antibiyotik, hormon, dioksin ve insanlarda ciddi sağlık sorunlarına yol açan başka toksinlerle doludur. Eğer kimyasallar konusunda endişeniz varsa, vegan olmak için dahi olmaya gerek yok.
ŞEMPANZELER ÇALIŞMAYA ALDIRMAZLAR
Diğer bir deyişle ‘Bu maymunlar çok mutlu görünüyor!’. Bir kere şempanzeler maymun değildir. İkinci olarak aklı başında olan herkes hayvanların kullanıldığı reklamlarda, aslında bir eğitmenin bir hayvanı nasıl dövdüğünün gösterildiğine inanır. Tabi ki şempanzeler ‘mutlu görünecekler’, çünkü dayak yiyor ve korkutuluyorlar.
Bir de işin perde arkasında ne olduğuna bakalım: Şempanzeler doğar doğmaz annelerinden alınır, ülke ülke, şehir şehir dolaştırılır ve sadece 30 saniyelik bir tanıtım için onlar için önemli olan her şeyden mahrum bırakılırlar. Diğer bir gerçek ise, reklam ve sinemalarda çok sık gördüğümüz ‘sırıtışın’ aslında korkunun ifadesi olmasıdır.
BALIK TUTMAK BALIKLARA ZARAR VERMEZ
Pek çok balıkçı balıkları geri saldıkları için onlara zarar vermediklerini söyler. Hımm… şimdi birkaç saniye bunun üzerine düşünelim: Kancaya takılan balıkların ağzında ya da vücutlarının diğer bölgelerinde boşluklar meydana gelir. Tekrar suya salındıklarında (su yüzüne çıkartılıp boğulmaya başladıktan sonra) balıklar travma geçirir, yaralanır ve diğer yırtıcılara karşı savunmasız hale gelirler. Kendilerini savunamayacak kadar zayıf düştüklerinden diğer yırtıcılar tarafından yenir veya travmadan ölürler.
PET SHOPLARDAN HAYVAN SATIN ALMAK ONLARI KURTARMAKTIR
Şunu açıklığa kavuşturalım; pet shoplardan hayvan satın almak hayvanlara yardım etmez. Hayvan ticareti zalim ve ölümcül işlerini devam ettirebilmek için ‘hayvan sevenlere’ bel bağlamıştır. Pet shoplarda harcanan her lira doğrudan ihmal, zulüm ve ölümü finanse eder. Bir pet shoptan hayvan satın aldığınızda (bir köpek, hamster, balık, ravşan, gerbil…) dükkan sahibine şöyle demiş olursunuz ‘Hayvanları incik boncuk gibi satmanın hiç bir zararı yok! Zaten 5-10 tl.’den daha fazlasını hak etmiyorlar, getirmeye devam edin!’. Evet bir dükkana gidip şirin kedi-köpek yavrularını küçücük kafeslerin içinde yatarken görmek gerçekten insanın içini burkuyor. Tabi ki hepsini eve götürmek, onları özgür bırakmak, bir yuva vermek istiyoruz. Fakat zalim pet shopların tuzağına düşerek, satılanların yerini doldurması için başka hayvanların üretilmesine fırsat vermiş olursunuz. Lütfen bunu yapmayın.
VEGANLAR SAĞLIKSIZDIR
Birine vegan olduğunuzu söylediğinizde şöyle şeyler söylemeye bayılırlar, ‘Ayyy o yüzden yüzün bu kadar solgun’, ‘Et yemezsen ileride sağlığın bozulur’, ‘Aaa balık da mı yemiyorsun? Ama yemen lazım yoksa maazallah düşer kalırsın bir yerde’… İnsanların kendini inandırdığı bir başka şey de sağlıklı bitkisel gıdalarla beslenmenin ölümcül olduğu ve hayatta kalmak için et yemek gerektiği.
Araştırmalar veganizmin diabet ve kalp hastalığına iyi geldiğini, kolesterolün düşmesine, kanserin önüne geçmeye ve kilo vermeye yardımcı olduğunu tekrar tekrar kanıtlıyor. Veganlar ve et yiyenler sağlıksız yiyecekler tüketerek de yaşayabilirler tabi ki (sonuçta bütün gün patates kızartması yemek sizi vegan yapabilir ama sağlıklı yapmaz). En ideal olanı her türlü meyve, sebze ve baklagilleri kapsayan bir vegan diyeti uygulamaktır. Veganların eti beslenmelerinden çıkararak et yiyenlerden bir adım önde olduğunu da unutmayın.
GERÇEK KÜRK TAKLİDİNDEN DAHA DOĞALDIR
Kanada Kürk Konseyi son birkaç yıldır ‘kürk çevrecidir’ fikrini bütün dünyaya yaymaya çalışıyor. Kürk? Çevreci? Hiç sanmıyorum. Hala canlıyken ve acı içinde çırpınıyorken hayvanların sırtından derilerini çekip alan bir endüstriyi desteklemenin ‘çevreci’ olan hiçbir tarafı olamaz. Aynı şekilde ormanlara kapanlar yerleştirerek, hayvanlar üzerine bastığında kaçmak için çabalarken kendi bacaklarını yemelerine veya boğulmalarına ya da açlıktan ölmelerine neden olmanın da doğal olan hiç bir yanı yoktur.
Bir kürk giysi yapmak taklidini yapmak için gerekenden ortalama yüzde 15 daha fazla enerji gerektirirken, kürk ve derilerin ‘bozulmaması’ için genellikle zehirli kimyasallar kullanılır. Bunu neden yapıyorlar biliyor musunuz? Çünkü ölü deri olduğu için çürüyor da ondan! Bu kimyasalları kullanmasalar kürkün çekici bir yanı kalır mıydı? Hiç sanmıyorum.
FAKAT, HAYVANLAR ÜZERİNDE TEST YAPMASAYDIK…
İşte asıl bomba geliyor… İNSANLAR ÜZERİNDE test etmek zorunda kalırdık!!! Flaş flaş flaş: Aslında biz yeni ilaçları zaten insanlar üzerinde test ediyoruz. Kaç hayvan testinin yapıldığı fark etmeksizin, ilaçlar her zaman insanlarda test edilir. Hayvan deneylerinde güvenlik ve etkililiği kanıtlanmış bütün ilaçların %92’si ya işe yaramadığı ya da çok tehlikeli olduğundan insan deneylerinde başarısız olmuştur. Hayat kurtarmaktan çok can almaya benziyor ne dersiniz?
Bir hastalığa tedavi bulmanın ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz, işte tam da bu yüzden hayvanlar üzerinde test yapmayan metotlar daha fazla önem kazanıyor. Bilim adamlarının kanseri fareler üzerinde ON YILDAN uzun bir zaman önce tedavi ettiğini biliyor muydunuz? Her yıl milyarlarca dolar çok daha iyi yöntemler olmasına rağmen hayvanları zehirlemek, sakat bırakmak, parçalamak, yakmak ve işkence etmek için heba ediliyor. Peki sonuç? Hayvan deneyleri hastalara umut olmaktan çok beyaz önlüklülere kariyer sağlamaktan öte bir işe yaramıyor.
FOKLAR BÜTÜN BALIKLARI YİYOR
Tam da Kanada fok katliamının başlamasına yakın bir zamanda söylenecek en doğru söz. Fokların bütün balıkları yediğini söylemek, Kanadalı balıkçıların yaptıkları katliamı savunabilmek adına bütün suçu masum fok yavrularının üzerine attıkları çirkin bir iftiradan ibaret.
Peki foklar morina balıklarının tükenmesinden sorumlu mu? Sorunun cevabı elbette ki hayır. Asıl sorumlu olan aşırı avlanma ve açgözlülük. Balıkların yok olmasından fokları sorumlu tutmak, sorumsuz ve çevreye zarar veren uygulamalarından dikkatleri uzaklaştırdığı için balıkçılık endüstrisinin işine geliyor, hepsi bu.
"Bir insan adil bir yaşam istiyorsa, ilk vazgeçeceği şey hayvan yemek olmalıdır." Leo Tolstoy
TÜRCÜLÜK VE SEKSİZM
Premarin adlı ilaç gebe atların idrarından yapılır. Kısraklar doğumdan hemen sonra tayların kendilerinden alınması amacıyla gebelikleri boyunca fiili prosedürlere maruz bırakılır ve esaret altında tutulurlar. Dişi atların üremeye yönelik döngülerinin bu şekilde saptırılması kadınlar için pazarlanan zararlı bir ilaç üretmeye yarar. Bu ilaç kadınları kendi doğal üreyici döngülerinin aslında hasta olduklarına dair anormal işaretler olduğuna ikna etme amacı taşır. Menopoz için bir tedavi olarak pazarlanan Premarin hem dişi atlara hem de kadınlara bir ilaç şirketinin çıkarlarını sağlamak adına zarar verir.
Kadınların ve hayvanların bu şekilde baskı altına alınması tekil olaylar değildir. Kadınlar ve hayvanlar topraklar ve çocuklarla beraber tarihsel bağlamda erkeklerin mülkü olarak görülmüşlerdir. Ataerkillik (yani hem politika hem de aile hayatının erkekler tarafından kontrol edilmesi durumu) ve pastoralizm (yani bir hayat tarzı olarak hayvancılık) tarihsel süreçte beraber ortaya çıkmış olup birbirinden ayrılamaz; çünkü aynı ideolojiler ve pratikler tarafından sürdürülmekte ve aklanmaktadır.
Kadınlar da hayvanlar da tarihsel bağlamda erkeklere kıyasla daha az zeki görülmüş ve doğaya daha yakın oldukları kabul edilmiştir. Nesneleştirme, dalga geçme, üremelerinin kontrol altına alınması gibi taktikler kadınları ve hayvanları sömürmek için kullanılmıştır ve kullanılmaya devam etmektedir.
Türcülük ve seksizm arasındaki bu rahatsız edici bağlantıyla alakalı birkaç semptom sunalım:
SÜT
Süt; süt endüstrisinin çıkarları uğruna ineklerin üremeye yönelik kapasitelerinin sömürülmesi şeklinde tanımlanabilir. İnekler vücutları yavruları için süt üretsin diye sürekli olarak gebe bırakılırlar. İnsanlar hem sütü hem de yavruları çalarlar. İnekler bir yandan meme iltihabı gibi hastalıklar dolayısıyla acı çekerken, diğer yandan yavrularının kendilerinden alınması sebebiyle ve onlardan ayrı kaldıkları için de duygusal bir acı yaşarlar. Bu arada, süt ürünleri genç kızların adet günlerinin erken başlamasından sorumlu olup kadınlarda da göğüs kanseriyle bağlantı halindedir. Bu yüzden ineklerin meme bezleri kadınların meme bezlerine zarar veren bir ürün üretmek amacıyla sömürülmektedir.
TECAVÜZ
Her üç kadından biri ömrü boyunca bir kez cinsel anlamda taciz edilmektedir- dörtte biri de 18 yaşından önce bunu yaşamaktadır.Uzmanlar tecavüzün seksle değil, güçle alakalı olduğu konusunda hem fikirdir. Teacavüz; kadınların ve çocukların kendi istekleri ve öznel tecrübeleri göz önüne alınmaksızın zevk amaçlı kullanılabilecek nesneler olduğu fikrinin hayata geçirilmesidir. Aynı tavır hayvanlara yönelik istismarcı davranışların da altını çizmektedir: sirklerden fabrika çiftçiliğine kadar .Hayvanlara da tecavüz edilmektedir, bazen sadece tecavüzcünün zevki uğruna ama çoğu kez de şirketler çıkarlarını koruyabilsin diye üreme biçimlerini kontrol etme biçiminde gerçekleşmektedir bu.
HOROZ DÖVÜŞÜ
Seks rol klişeleri hem insanlara hem de hayvanlara zarar verir. Horoz dövüşünde horozların doğal davranışları (ki bu hayvanlar sürülerini avcılardan korumak için ölümüne dövüşecektir) insanların erkek olmak hakkındaki fikirlerini hayat geçirmeleri amacıyla saptırılır. Kuşlar travmatize edilir ve ardından kasıtlı olarak kendilerine zarar verecek bir ortama salınırlar, buradaki amaç sahiplerinin kendilerini gerçek erkekler olarak hissetmesidir. Bu hayvanlar stilize erkeklik gösterileri sırasında can verirler, ve bunun doğal kuş davranışlarıyla yakından uzaktan ilgisi yoktur, sadece insanların cinsiyet hakkındaki fikirleriyle alakası vardır. Bu arada erkek çocuklar da erkeklik hakkındaki kültürel fikirlere uymaları yolunda travmatize edilirler.
EVDE ŞİDDET
Ev içi şiddet erkeklerin kadınları, çocukları ve hayvanları kontrol etmek için kullandığı yollardan birisidir. Dünya Sağlık Örgütü kadınlara yönelik ev içi şiddeti en üst derecede aciliyet önemi taşıyan bir halk sağlığı konusu olarak tanımlamıştır. ABD’de partner şiddeti kadınların hastanelerin acil bölümlerini ziyaret etmelerinde bir numaralı sebeptir. Ayrıca 10 hamile kadından ikisi erkek partnerleri tarafından dövülmektedir. Çok sık olarak evde yaşanan şiddet olaylarında hayvanlar da kadınları kontrol etmek, travmatize etmek ve korkutmak amacıyla kullanılmaktadır. Bir çok kadın kadın sığınma evleri hayvanları kabul etmedikleri ve eğer evden ayrılırlarsa hayvanların başına ne geleceğini bilemedikleri için evlerinden dışarı adım atmamaktadır. Hayvanları korumak için evde kalmaya devam eden kaç kadının ya da kaç hayvanın öldürüldüğünü hiç kimse bilmiyor.
YUMURTALAR
Acaba hiç kimse kafes tavuklarının-kuşların!- kalabalık kafeslerde kanatlarını açamadan rahatça uzanamadan, yumurtalarını gizli gizli yumurtalayamadan nasıl yaşadığını hayal edebiliyor mu?Gagalarının uçları yakılıp diğer tavuklara zarar vermeleri önlenen, yaşadıkları acı sebebiyle kendilerini gagalayarak öldürmeleri önlenen bu hayvanların ızdırabını hayal edebiliyor mu?Sebebi ne peki?Şirketler onların üreme sistemlerinden para kazanabilsin diye: yani yumurtalarından para kazanabilsin diye. Üremenin kontrolü hem türcülüğün hem de seksizmin temellerinden birisidir. Gerçekten de tavukların üreme organları sömürülebilsin diye özellikle baskı altına alınması gibi bir çok insan ataerkilliğin esas hedefinin kadınların üreme sistemlerini kontrol etmek olduğuna inanmaktadır.
SEKS TURİZMİ
Hiç kimse bundan söz etmeyi sevmiyor, ama gerçek aynen şöyle: Şu anda bir çok yoksul ülkede ve hatta ABD’de kadınlar ve çocuklar seks endüstrisi tarafından köle edilmiş durumdadır. Müşteriler- yani kendilerine hayır deme özgürlüğü bulunmayan kız çocuklara, erkek çocuklara ve kadınlara cinsel arzularını empoze eden erkekler-bazen sadece bunu yapabilmek için başka ülkelere giden erkeklerin neredeyse tamamı ABD’den ve diğer zengin ülkelerdendir.Kilit altında tutulup her gün tecavüze uğrayan bu kadınlar ve çocuklar inanılmaz fiziksel ve duygusal travmalar yaşamaktadırlar. Yumurta fabrikalarındaki tavuklar gibi bu insanların çoğu artık kendilerinden para kazanmak imkansız hale geldiğinde öldürülmektedir.
Hayvan özgürlüğünün en temel ilkelerinden birisi insanlar ve hayvanlar arasında ahlaki farklılık olmadığıdır. Eğer insanlara yapılmaması gereken bir şey söz konusuysa hayvanlara da yapılmamalıdır.Veya tam tersi.eğer hayvan özgürlüğü konusunda ciddiysek, o zaman bütün hayvanların, insanların özgürlüğü için çalışmak zorundayız.Eğer feminizm konusunda ciddiysek o zaman cinsiyetçilikten uzak durduğumuz gibi türcülükten de uzak durmalıyız. Başkaları baskı görürken hiç kimse özgür olamaz.Ve eğer beraber çalışırsak, farklı mücadelelerin birbiriyle olan bağlarını kavrayabilirsek o zaman bir gün hepimiz özgür olacağız demektir.
Amerika Tarihi'nin en büyük köpek dövüşü olaylarında 367 köpekkurtarıldı! Hayvan Refahı Çalışanları Amerika Tarihinin ikinci en büyük köpek dövüşü baskını olduğuna inanılan bu operasyon kapsamında kurtarılan 367 köpeğe yuva arıyorlar. Federal ve bölgesel yetkililer Pazartesi günü Montgomery Bürosunda yaptıkları bir açıklama ile Cuma günü yapılan baskının detaylarını açıkladılar. Ajanlar Cuma günü Alabama'da 11, Georgia' da ise 2 tane arama yetkisi kullandılar ve Pazartesi gününden itibaren 11 kişi federal iddianame ile tutuklandı Amerika Baro Başkanı George Beck üç kişinin isimlerinin daha önceden bilindiğini fakat tutuklamalar gerçekleştirelemediği için bu isimlerin ifşa edilmediğini belirtti. Baskın Auburn Polis Şubesi'nin 3 sene önce başlattığı soruşturmanın bir sonucudur. Yetkililer ajanların 367 Pit Bull Terrier beraberinde silah, uyuşturucu madde, köpeklerin eğitimi için kullanılan bir takım ilaçlar ve köpek dövüşü ile ilgili bir takım kanıtlar ele geçirdiklerini söylediler Ayrıca yetkililer yapılan operayonda 500 bin dolar ele geçirdiler. Beck sanıkların yalnızca tek bir dövüşte 5 ilâ 200 bin dolar arası bahis yatırımında bulundukarını belirtti. Amerika Hümanist Topluluğu ve Hayvanlara Karşı Şiddeti Engelleme Grubu soruşturmalar sırasında FBI, Bölgesel Kanun Yaptırım Ajentası ve Orta Alabama Bölgesi Baro Başkanlığı'na eşlik etti Yetkililer köpek dövüşü ringlerinin Alabama'dan Georgia ve Texas'a yayıldığını belirterek , köpek dövüşü operasyonarının nerelere kadar erişebileceğini gözler önüne serdiler Hayvan dövüşleri soruşturmacısı Chris Schindler '' Bu kişilerin köpeklerini dövüştürüp yetiştirebilmek için bu bağlantılara sahip olmaları lazım'' dedi Chris operasyonun Amerika'da ki köpek dövüşlerini önemli derecede etkileyeceğini söyledi Schindler ''Bu operasyonun köpek dövüşü toplumuna şok dalgaları göndereceğine kesinlikle inanıyorum. Bu, İnsanlara gerekli mesajı gönderecektir'' dedi Kişilik uzmanları, HSUS VE ASPCA köpekleri daha uysal yapabilmek amacı ile onları eğitmek için çalışıyorlar Schindler, HSUS'nin dövüşlerden kurtarılan köpekleri konusunda bir çok başarıya imza attığını, eskiden dövüş köpeği olan bazı köpeklerin şimdi terapi köpeği, polis köpeği ve kendi evi de dahil olmak üzere sevilen aile köpekleri olduklarını belirtti. Çeviri ve Düzenleme: Y. Ozan Öztürk
Hayvan sömürüsüne destek veren en yaygın marka ve ürünler:
Büyük bir çoğunluğun çok sevdiği ve sürekli para harcadığı yani üretimine destek verdiği iki ürünle başlayalım: Lipton Ice Tea ve Nutella. Lipton Ice Tea bir Unilever markasıdır. Burada bilmeniz gereken Unilever ve Loréal Paris'in dünyada endüstriyel hayvan sömürüsüne küresel anlamda en çok destek veren iki firma olduğu. Unilever hayvan deneyleri yapan bir firmadır Algida içindeki hayvansal malzemede de göz önünde bulundurulduğunda birinci dereceden hayvan sömürüsü yaptığı bir markasıdır. Nutella'ya gelirsek içinde palm oil barındırır bu da yok edilen yağmur ormanları demektir. Palm yağının uluslararası alanda talep görmesi ,palm yağı ekiminin hızla orangutanların yağmur ormanlarındaki yaşam alanlarının yerine geçmesine neden olmuş ve son 20 yılda habitatlarının %90′ını yok etmiştir. DNAsının yaklaşık %97′si insanlarla aynı olan orangutanlar en yakın akrabalarımızdan biridir. Endonezya dilinde orangutanının anlamı ‘Ormandaki insan’ anlamına gelmektedir. Bu orman insanlarının yaklaşık 6 ila 12′si her gün palm yağı için öldürülmektedir. Bu hassas canlılar ayrıca yiyecek aramak için palm yağı ekim alanlarına girdiklerinde veya yasadışı hayvan ticaretinde evcil hayvan olarak satılmak üzere yakalandıklarında çok kötü şartlarda, çok kötü beslenerek de öldürülmektedir. Loréal Paris ise hayvan deneyleri sebebiyle hayvan sömürüsüne ortak olur.