Claire Keane
Phantogram Three
Fieri Frames

Jar Jar Binks Fan Club

No title available

No title available
$LAYYYTER

Discoholic 🪩
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
Cookie Run:Kingdom Official!
The Bright Sessions

PR's Tumblrdome

blake kathryn
Cosmic Funnies
untitled
Cosimo Galluzzi
almost home
🪼
noise dept.

shark vs the universe
seen from India

seen from Colombia

seen from Singapore
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Canada

seen from Venezuela
seen from South Korea
seen from South Korea

seen from United States
seen from Philippines
seen from Malaysia
seen from Canada
seen from United States

seen from Indonesia
seen from Germany

seen from T1
seen from Philippines
seen from Tanzania
seen from United States
@wearejustamomentintime
Uçurumun kenarında yürüyorum. Aşağı bakarsam belki düşerim. Yüksekten çok korkarım. Sensizlikten de korkuyorum. Senin her yokluğunda ben aşağıya bakıyorum. Başım dönüyor. Bu yara, bu gözlere, sana nasıl geldim bilmiyorum.
Yarasız bir beden düşünemiyorum. Hayatın bedeli bu. Kalpte böyle; kırılmamış; bir aşk hikayesi olmayan insanlar var mı acaba? İlk evrimleşmemiz bunun üzerine olabilir mi?
Bunları aslında içimizde yaşadığımız -karşılıksız aşklara- ithafen yazıyorum. Hiç tanımadığımız insanları öyle roller veriyoruz ki; tenlerine büyüler neşrediyoruz. Gözlerine kibirler koyuyoruz. Mızrakları hazır kalpleri delmeye. Saçları ipek urgan, sözleri giyotin. Ruhları paramparça. Dağılan aklımızı, dağlanan ellerimizin, bizi kurtarması için açıp dualar ederken, -aklımızın bir yanı hala - (ona veya onlara) küfürler savurur. Sadistçe bir düşten öteye geçemez. Çünkü insan tanımadığından, bilmediğinden korkar. Ama en çok da hayallerini sever. Kimseyi sevemediği gibi, en çok da içinde kalanlara acır ve onu kayıtsız şartsız sever. Feza yere dökülse de bu böyle, sen arşa çıksan da.
Söylenenler çok klişe. Bütün duygular, hepsi çok sıradanlar. Yazdıkça, söyledikçe, anlattıkça alışıyoruz. Yeni bir cümle ne zaman kurdun? Aynı, aynı, aynı. Ne kadar dar düşüncelerle uğraşıyoruz. Ölüyoruz bitiyoruz. Yemek yemek gibi, nefes almak gibi yalanlar. Her an her yer de vuku buluyor.
Saatler saatleri kovalıyor. Dakikalar eziyor benliğimi Kayboluyorum geçmişin bir kaç anlık atışında akabinde. Dördüncü boyut adıma geçit törenleri düzenliyor. “Bir saniye” bile müsaade edemiyor. İşte sen, işte ben, işte biz. Birimiz akrep, diğerimiz yelkovan. Dönüp duruyoruz bir çemberin içinde, kimi zaman uzak kimi an birlikte...
Güzel şeyler yine olur, hep olur. Sessiz özlemekte iyi olan her neyse.
Talihsiz Merdiven - Cihan Mürtezaoğlu
Ne büyük zarafet konuşurken gözbebeklerime bakman.
Her gece kurban giden cinayete Dilde söze, aşkta riayet.. Hakta adalete
Her gece ben uyumadan ne arıyorsun aklım odalarında.
Titrer gök yüzü utanır gözlerinin renginden
Gel ve keşfet senin için atan bu kalbi...
ne de sakin bir acelesi vardı gözlerinden süzülen yaşların
ne direnmeliyim yokluğuna ne de hep olmalısın yanımda...
Avuçların ikileme düşmeme neden oluyor. Benliğim içlerinde mi yok olsun? Yoksa öyle sıradan var oluşuma devam mı edeyim bir hayaletcesine...
Ve en büyük yükün, bir ok olarak kalbine saplanmasıyla geliyor. “Aşk”. Gözüne Venüs olarak görünüyor sıradan bir kadın. Onu baş tacı yapanda sensin saçlarından sürükleyen de. Peki sen kimsin? Zihnini ölümsüz sanan bir hiç. Ruhunu yakmış bir günahkar.
Yüksek çığlıklara, günler süren dualara, büyük tapınaklar inşa etmene gerek yoktu oysa ki; çünkü O’na bir fısıltı bile yeter seni duymaya…