izi izleyeceğim ama kafamı kaldırdığım her seferinde daha da ağırlaşma ve sonraki sefere daha çok, daha uzun eğik eğik yürüme problemini çözemiyorum. dersime çalışmıştım ama öyle ki sırtımda birkaç dünyanın yükü varmış gibi bir kambur. omuzlarımdan bastıran birkaç ülke. içimi doldurup taşıran bir insanın sevgisi. biliyor musun burada her şey karışmış. ama nasıl da karışmış. kaçarken adımları düşünmeden atman ve adımlarının attıkça azalması. yürüdükçe yere daha da çivilenmen ve bu bir çok şeyi değiştirir. beni değiştirir. seni değiştirir. bizi değiştirir. evet, böyleymiş. bir akşam uyanmışım, dünyanın hepsine kızmışım. bir şeyler söylenmişim de ne olup bittiğini ben de anlamamışım. bu bir şeyleri değiştirir mi? kavgayı yarıda bırakmanın kimseyi barışa ulaştırmayacağını söylediler. dinliyor musun, benim savaşım biteli çok oldu. çoktandır senin için savaşıyorum. bu övgü bir şeyleri değiştirir mi? seni ya da beni buradan alıp herhangi bir yere götürebilecek bir şarkı olsaydı onu ezberlerdim. bu dünyayı durdurabilecek bir kitap olsaydı onu yazardım. böyle olmayacak olsaydı bunları yapmazdım. sana hiç kızmadım ama yanında uyanamam. senden önce kendimi yenmem gerekiyor ve benim ellerim çok güçsüz. yere yıkılmadım ama kafamı kaldıramıyorum ve evet bak, her şey karışmış. yolu bilmemek ayrı bir ülkedir, yoldan çıkmak ayrı ülke. ayaklarım sınırda. sınır üzerimden geçip gidiyor ve hangi ülke beni kabul edecek bilmiyorum. rüzgar ne taraftan eserse o tarafa küfretmek için dişlerimi sıktım. ağzımda bilmemkaç ülkenin unutulmuş küfrü, annemi özlemiş olmamın ağırlığını taşıyan kelimeler, senin adın. senin ellerinin rengi. bak, her şey karışmış. bu, bir şeyleri değiştirir mi? cevabı bilmiyorsan dert etme, ben de rilke bir ağıdında ne demiş bilmiyorum. zaten ağıtlarda da çok sıkılıyorum.