başlangıçta açılışta tanrı nuh’a gökkuşağını gösterdi, artık su yok, bundan sonrası ateş! ¹
merhaba, alev olup düşmeye, göğsünüzün ortasında bir yara açmaya ve oraya çemberler çizmeye geldim. size dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek istiyorum çünkü ben gördüm de geldim.
“sinan senin kalbin kırılmış ve bunu paylaşınca hislerine hak verilip, anlaşılacağına dair bir umudun var. belli olmasın diye kalp kırmaktan bahsediyorsun.” ²
tam olarak ne(y)den bahsetmek istediğimi bilmiyorum. dilim döndüğünce anlatıp ferahlamak, anlatırken okuyucuları parça parça kaybetmek, başa dönüp nereyi okuduğunuzu anlamaya çalışmanıza sebebiyet vermek, yazının sonlarında ise okuyan herkesi kaybetmiş olmak istiyorum. okul servisi gibi bir şey oldu. olsun. hepinizi bıraktıktan sonra servisi evin önüne park edip, bakkala sigara almaya gideceğim. elimden geldiğince duygusuz ve merhametsiz olduğumu sezdirecek ve buna kuşku bırakmayacak şekilde sert ve hırçınım, hiçbirinizin yumuşak kalpli olduğumu düşünmesini istemem. çünkü bir zamanlar böyle davranmak, rol yapmak, kibirli bir göt olmak daha iyi bir fikirmiş gibi geliyordu. köprüyü geçene, şu tepenin ardına sağ salim varana kadar yapabilirim sanmıştım, öyle olmuyormuş yol zannettiğimden uzunmuş. uyandığımda kim olduğumu hatırlamadığım, havaya, sigaranın yanışına, akşam yediğim yemeğe göre modumun değiştiği günler oldu. iyi bir arkadaş, iyi bir sevgili, iyi bir evlat, iyi bir kardeş ve en önemlisi götün teki olduğum günler ve götün teki olmadığım günler. sonra durup durup derin nefesler aldım. rol yapmayı unuttum. “insan silahını bilinçli olarak unutmaz sinan, sen silahını bıraktın ve karşındakilerden de bunu bekledin” ³
“bağışla kendini, onları da, yeşil sahaları da,
göt değildin, göt değilsin, göt olmayacaksın
seviliyorsun, sevilmiyorsun, seviliyorsun.” ⁴
söylediklerimi olabilecek en doğru şekilde anlamanıza ihtiyacım var çünkü daha yeni başlamışken bile iki kere 'elimden geleni’ yaptığımı, ‘dilimin döndüğü’ kadarını anlatacağımı söyledim. bulunduğum yeri anlamayanlar için nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. bahisseverler için “bu da gelmezse bırakıyorum”, pokerciler için “all-in”, itfaiye erleri için “yangın alarmı” denilecek bir andayım, yolun sonu olarak da geçiyor. “bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum.” ⁵
hayır nilgün marmara gibi bunu yazdıktan sonra koşarak balkondan atlamayacağım. hayır bu bir veda değil. hayır bu aslında yolun sonu da değil. hokkabaz gibi ipin üstünde yürüyorum. atlamayacağım ama düşecek gibi olmanın verdiği o duygu beni yaşama bağlayan tek şeydi. -di bir zamanlar. hayır ben bir hokkabaz değilim. hayır bu bir edebiyat değil. hayır. bunlar değildi bunlar değildi bunları demeyecektim bunları değil. hayır. çok dağıttım. topluyorum.
çok uzun süredir bir yerlerde var olmakla mükellefim. altını çizerek, parantezler içine alarak ve o parantezlerin içlerine yeni parantezler açarak anlatmak istiyorum. (mükellef{yükümlü} olmak) var olmakla yükümlü olmak. ama her şeyin sonunda [hayır her şeyin sonu değil, hayır.] eskisinden daha da yalnız ve kırılgan hissediyorum. zamanın çemberi beni hiçbir şekilde iyileştirmiş falan değil. çünkü müsade etmedim. herkese “keep moving forward” derken ben etmedim. çemberlerin içine, odaların içine, şairlerin, şiirlerin, şarkıların içine kendimi hapsettim. “çoğunlukla, gerçek facialar sanattan öyle uzak bir biçimde olur ki çiğ sertlikleriyle, yüzde-yüz tutarsızlıklarıyla, pek saçma anlamsızlıklarıyla, baştan aşağı bir düzenden yoksun oluşlarıyla sinirimize dokunurlar. aşağılık bir şey bizi nasıl etkilerse bunlar da ancak öyle etkilerler. üzerimizde ancak salt kaba güç izlenimi yaratırlar, biz de buna karşı baş kaldırırız.”
laf cambazlığını bırakıyorum. dediklerimi anlıyor musunuz? bence anlamıyorsunuz. sizin suçunuz yok ben hala anlatamıyorum. sanırım biraz alkole ihtiyaç duyuyorum bunları yazarken, kendimi çok uzun süredir frenliyorum kontrolü bırakmanın nasıl bir şey olduğunu unutmuşum.
hayat ve ona dahil olan her şey, benim için her şeyden önce bir vicdan meselesidir. sır gibi saklamanın anlamı yok. kendim de dahil olmak üzere kimseye sorumluluk hissetmiyorum. var olmak dışında sorumluluk hissettiğim hiçbir şey yok. bir yere davet edildiğimde katılıyorsam, gecenin ikisinde canınızı sıkan şeyi dinliyorsam ya da ihtiyacınız olduğunda orada oluyorsam hatta daha da basiti sizinle oturup biraz kahve içip sohbetimi paylaşıyorsam bunların hiçbirini arkadaşlığımızdan doğan bir sorumluluktan yapmıyorum. sizi sevdiğimden yapıyorum. vicdanım bunu söylediğinden yapıyorum çünkü o da sizi seviyor. burada durup durup hepinize sarılmak istiyorum. durup durup değil. koşup koşup sarılmak istiyorum. bu kadar basit aslında. basit, ince ve umuyorum ki güzel bir şey bu. başka türlüsünü düşünemiyorum çünkü. birbirimizi sorumluluklara zincirleyerek bu yolda yürüyemeyiz. yürüyebilsek de fazla ilerleyemeyiz. önemli olan, varılacak yerden çok, yolun, yolda olmanın ta kendisidir ve bazen yol arkadaşlığı yapmak, varılacak yerden daha değerlidir. hayır her şeye yeniden başlayacağımı düşünmüyorum hatta hiçbir şeye yeniden başlamak istemiyorum.
“yeniden doğulmaz. doğsan bile n'olacak? seni iki senede, iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz. aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin. seni aynı hastalıkla yıkmak için elimizde her şey var.” ⁷
su testisini kırmayı çok iyi biliyorum da su testisini kırmamayı ilk kez deniyorum. her şey iyi gitmiyor yokuş çıkarken ya da inerken engeller oluyor, tümsekler, bozuk kaldırımlar oluyor. bazen orada gerçekten bir şey olmasına bile gerek olmuyor aklım dalıp gidiyor, gittiğim yola bakmayı unuttuğum oluyor. kırmadan ne kadar gidebilirim bilmiyorum ama bunu yapmak istediğimi biliyorum. gerçeği söylemek gerekirse ne yapmak istediğimi bilmeyi de yeni yeni tecrübe ediyorum. daha öncesinde sadece uyum sağlıyordum. nerede oturacağımız, nerede yemek yiyeceğimiz ne zaman nerede kiminle buluşacağımız... fark etmezdi çünkü ne istediğimi düşünmeden hareket ediyordum sadece su testisini kırmak istiyordum. bir an önce kırılsın çünkü her an ölebilirim. bunu gerçekten dediğimi hatırlıyorum. “bir an önce tanışıp ayrılmalıyız çünkü her an ölebilirim” evet bir gün her şey bitecek, biliyorum. bunu en çok ben dedim. bir gün her şey bitecek. ama. "it ain't about how hard you hit. it's about how hard you can get hit and keep moving forward. how much you can take and keep moving forward." ⁸
“hepinizi seviyorum ama sizinle yapamıyorum” defalarca bu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum ama sizinle yapabildiğimi de hatırlıyorum. bazılarınızın gözlerinde parlayan ışığı, bazılarınızın gülümsemesiyle saçtığı neşeyi hatırlıyorum. bazılarınıza baktıkça içimde eriyen buzdağlarını, titreyen ellerimi hatırlıyorum. gecenin üçünde hiç tanımadığımız rus’lara, polonyanın devasa bir köy olmasına güldüğümüzü hatırlıyorum. hepinizi seviyorum ve sizinle yapabiliyorum. kendimi ve sizi kandırmak artık hiç istemiyorum çünkü “bir yanılgıyı sürdürmenin en iyi yolu onu paylaşmaktır” ⁹
umarım yazının bir yerlerinde gerçekten okumayı bırakmamışsınızdır çünkü gard almadan, rol yapmadan hissettiklerimi anlatmak, anlatabilmek ve dinlenilmek istedim. bunları yazarken hiçbir yerde dert yanmak gibi bir kaygı içinde değildim. elimden geldiğince, dilim döndüğünce olanı ve biteni ve başlayacak olanı yazmak istedim. normalde yazıyı sonlandırmak için çok çabalamazdım yazı kendi kendine biterdi ama bu sefer öyle olmadı. belki söylemek istediklerim kalmıştır ama elbet yine vakit buluruz. sizleri daha da yormak istemem. son bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
“veda busesi güçlü olur.” ¹⁰
¹: james baldwin, bundan sonrası ateş, 1963
²: gökçe, 25 şubat 2019
³: anonim, 7 haziran 2016
⁴: ilayda a.k.a. sevilmeyen, 23 eylül 2017
⁵: nilgün marmara, 13 ekim 1987
⁶: oscar wilde, dorian gray'in portresi, 1890
⁷ : sait faik abasıyanık, bir sonbahar akşamı, nisan 1954
⁸: sylvester stallone, rocky balboa (film), 2006
⁹: maarri, 8 nisan 2013
¹⁰: uğurcan, 9 ekim 2019, 00.55