aynı şarkı. bir mektup daha. altı sene önce anlamını düşünmediğim, üç sene sonra duvara bakmaktan vazgeçtiğim an her cümlelerin yerine oturduğu yerdeyim. buradan ayı bir pencere yansımasından, bir ağacı gölgesinden, bir kediyi çapraz yürüyüşünden görüyorum. önce yazmayı bıraktım, sonra kafamda konuşmayı. o kadar dağınık ve o kadar anlamsız cümleler kafamda dönüyor ki, tam manasıyla ne anlatılır bilmiyorum. fakat onun dışında her şey hakkında konuşabilirim, tavuk nasıl pişirilir, ikinci dünya savaşı neden çıktı, hayvanlar nasıl evcilleşti, dünya ne zaman oluştu, sevdiğin birinin davranış şekli, müziğin hangi nota ile başladığını ve bunun gibi sonsuza karar sıralanabilecek birçok şeyi. duyguları yansıtmanın o kadar da iyi bir şey olmadığını farkettiğimden beri yerinde olabilecek duygulara da uzaklaştım. öfkeler, kırgınlıklar, kahkahalar ve sevgiler. hepimiz zaten neden böyle olduğunu biliyoruz, bilmiyorsak da kabullendik değil mi? böyle konuşmalar hep bir hüznü ardında saklar gibi gelir. esasen kırgın olacak bir şey de kalmadı. bir ağaç her şeye rağmen orada öylece, öyle güzel. şarkı bitti. mektuplar için söz veremem.











