Seni kalbinden vuracağım demiştim.
art blog(derogatory)
Today's Document

pixel skylines
Monterey Bay Aquarium
Claire Keane
tumblr dot com
I'd rather be in outer space 🛸

Kaledo Art
RMH
Three Goblin Art

blake kathryn

shark vs the universe
$LAYYYTER
One Nice Bug Per Day

Janaina Medeiros
i don't do bad sauce passes
AnasAbdin
hello vonnie

Product Placement
wallacepolsom
seen from Serbia
seen from United States
seen from France

seen from Canada

seen from Germany

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Spain
seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from Italy

seen from United Kingdom

seen from Argentina

seen from Malaysia
seen from Switzerland
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
@zariness
Seni kalbinden vuracağım demiştim.
Sevdiğinin fotoğrafını cüzdanda taşımak yazılmamış şiirdir.
“ای که هر گز فرامشت نکنم هیچت از بنده یاد می آید”
“Ey ki hergiz ferâmuşet nekonem / Hîçet ez bende yâd mî âyed?”
“Ey ki seni hiç unutmadığım! Hiç beni hatırladığın oluyor mu?”
“ تشبهين أغنيتي المفضّلة .”
"En sevdiğim şarkıya benziyorsun."
Çok iyi.
Canımı acıtıyorsun...
"Bu yüzden öldü," dedi bana.
"Bizlerden daha sağlıklıydı; ama insan onun göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu."
* Kırmızı Pazartesi-Gabriel García Márquez
İyi ki doğdun Leyla ile Mecnun…
"Yarım kalan şeyler daha kolay hatırlanır" derler, belki de bu yüzden unutamamışımdır seni.
Bilirsiniz... O etrafımdayken yaşadığımı hissediyorum. Eğer etrafımda değilse yaşamıyor gibiyim.
Şu anki ruh halimi Oktay Rifat’ın ‘Saksılar’ şiirinden bir dize anlatıyor: “Güzel şeyler düşünmeme rağmen, durmadan ağlamak geliyor içimden."
"She made me feel things." 🖤
Beni çok etkileyen bir yazı...
Merhaba, ben acı...
İçinize kalbinizden girer, oraya yerleşir, uzun süre sizinle kalırım. Bir tedavim yok. Bir kere beni içinize aldığınız zaman, beni oradan çıkarmanız çok zor olacaktır, bilirsiniz. Beni içinize almanız için kalbinizi açmanız yeterli olacaktır. Bir insana, bir duruma, bir yere kalbinizi açtığınız an sonunuz kaçınılmazdır. Ben, açtığınız o kalbinizden içeri girecek, en derininize yerleşeceğim. Biliyorum, hepiniz benden nefret ediyorsunuz. Ama aslında ben size zarar vermek için değil, sizi gerçeğinizle buluşturmak için giriyorum kalbinize. Binlerce, hatta yüz binlerce türüm var benim. Şu an hepinizin içindeyim, şöyle bir nefes alın. Acıyı hissedeceksiniz. Elinizi kalbinize koyun ve selam verin bana. Sonra etrafınızdakilere bir selam verin. Çünkü hepinizin bir ortak noktası var, acı. Hepiniz aslında acı içindesiniz. Acı sizin içinizde, siz acı içindesiniz. Ruhunuz hayatında ilk kez dizleri üzerine düşmüş bir çocuk gibi acıyor. Ağlamıyorsunuz ya da ağlıyorsunuz. Ne olursa olsun dayanıyorsunuz. Çünkü siz dizlerinizin üzerinde değil, ayaklarınızın üzerindesiniz. Binlerce kiloyum ben. İçinizde binlerce kiloluk bir acı taşıyor, yine de düşmüyorsunuz. Miktarım arttıkça kilom da artıyor. Bazen yüz binlerce kilo oluyorum içinizde. Yürürken birden duruyorsunuz, acıdan yürüyemeyeceğinizi hissediyorsunuz. İşte o an bilin ki beni çok doyurmuş, kilo aldırmışsınız. İçinize ata ata, biriktire biriktire beni büyütmekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Oysa hareket etseniz, konuşsanız, gülümseseniz birikmeyeceğim içinizde. Giderek kilo verecek, kayıp gideceğim içinizden... Siz sustukça ben büyüyeceğim. Siz sustukça acınız artacak. Bir de bazıları var, onların içinde büyümüyorum. Onların içine kocaman bir parça olarak yerleşiyorum zaten. Bilmem tanır mısınız, İzmir diye bir kız var. İzmir'de yaşıyor. Dün akşam saatlerinde göreve çağrıldım. İzmir'in içine yerleşme görevi. Şu an kalbindeyim, üstelik yüz binlerce kiloyum. Annesini ve babasını kaybetmiş duyduğum kadarıyla. Susuyor. Tek kelime etmedi, giderek büyüyorum içinde. Üstelik acısı öyle büyük ki içinde olmaktan ben bile acı çekiyorum. Çaresiz hissediyor, biliyorum. Hayatımda ilk defa birinin kalbini içinden okşamak istiyorum. Dokunuyorum kalbine, iç çekiyor. Biraz daha üzülüyor, biraz daha ve biraz daha büyüyorum. Kalbinden dolup taşmak, tüm vücuduna yayılmak üzereyim. Kıpırdayamayacak hale getirecek kadar büyüyorum içinde. Acıdan hareket edemeyecek hale gelene kadar. İçeride bir savaş başladı sanki, herkes "Hadi İzmir!" diyor, böbrekleri, ciğerleri, kalbi, beyni... Hadi İzmir, kendine gel. Bizi mahvetme, beni büyütme! Hadi! Şunu bilin ki, bir insanın içine yerleşen acısı o insan bu acıyı atlattığında kayıp gider ve yaşamına başka vücutlarda devam eder. Bu zamana kadar hep böyle oldu. Oysa birinin kalbindeyken o kişi bu acıyı atlatamazsa, içinde acısı varken yaşamına son verirse acı da içinde onunla birlikte ölür. Ölüm bir donakalma şeklidir aslında. İçinizde bi dünya var, organlarınız, hücreleriniz her bir noktanız bu dünyanın birer bireyi. Ve siz kendinize yazık ederek onlara da yazık ediyorsunuz. Üzüldükçe üzüyor, ağladıkça ağlatıyorsunuz. Bazen gözünüzden gözyaşı akmaz ama içiniz ağlıyor gibi hissedersiniz ya hani, bilin ki o an içinizdeki bir hücreniz ağlıyor. İçiniz ağlıyor sizin için, bizzat sizin için. Size üzüldüğü için. Şimdi kendinizi üzmeden, toparlanmaya başlamadan önce bir kez daha düşünün. Yalnız değilsiniz, içinizde sizin için endişelenen koskoca bir dünya var... Senin de İzmir. Hücrelerin ağlıyor, görüyorum. Kalbin sırılsıklam. Biliyorum, acın büyük. Ama içindeki dünya ondan da büyük...
- Beyza Alkoç