EYLÜL 🍂
#eylül #sonbahar #autumn #september
No title available
KIROKAZE
Alisa U Zemlji Chuda

#extradirty

shark vs the universe

PR's Tumblrdome

❣ Chile in a Photography ❣
tumblr dot com
Sade Olutola

blake kathryn

No title available

@theartofmadeline

if i look back, i am lost
🪼
macklin celebrini has autism
Peter Solarz
we're not kids anymore.
No title available
$LAYYYTER
Xuebing Du

seen from Italy

seen from India

seen from Finland
seen from Hong Kong SAR China
seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Netherlands
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Saudi Arabia
seen from El Salvador
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
@zeysucum
EYLÜL 🍂
#eylül #sonbahar #autumn #september
“Aklım almıyor. Ama kalbime sığıyor.”
— Nazan Bekiroğlu, La-Sonsuzluk Hecesi
“Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor…”
— Nazan Bekiroğlu
“İçimde çok büyük bir ağlamak var. Bir ağaç altında oturarak hem kendime hem bütün insanlara hem börtü böceğe kurda kuşa ağlamak istiyorum.”
— Nazan Bekiroğlu
Bir sarmaşık diyordu o aşk için. “Aşk” sözcüğü zaten sözlükte “sarmaşık” demekmiş. Bir sarmaşık çınarları nasıl sarıp sarmalarsa, aşk da öyle sarıp sarmaşlarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri. Ve her sarmaşık, sardığı ağacı kuruturmuş sonunda. -Fuzuli
"Fuzuli aşk ayrılığının azab olduğunu, azab kelimesinin a-z-b kökünden türediğini, bunun da "lezzet" demek olduğunu söylüyordu. Demek ki aşkın azabında bir lezzet vardı ve dertleri zevk edinmeyince aşkın tadı çıkmıyordu."
İskender PALA / Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
“Aşkı ve ahlakı tartıp durdun aylar boyunca. Gerekçelerini, savunularını, ithamlarını, infazlarını sıraladın; sanığı da savcısı da yargıcı da sen olan bir mahkemede yargılayıp durdun kendini defalarca. Hangi yanın haklı çıksa, bu davanın öbür yanından yara aldın. Çünkü ne yeteri kadar aşık ne de yeteri kadar ahlaklıydın. Oysa aşkın yeterincesi olmaz benim hiç olmamış sevgilim. O ya vardır ya yoktur. Hududu, temkini, itidali, tazmini olursa zaten aşk olmaz. Var olduğu müddetçe vardır o. Ve var olduğu müddetçe de tek biçimde tek hacimdedir. … Ben senin için sadece “kadın"dım. Biricik değildim bu yüzden. Sana benden önce yaşadığın her ne ise onu unutman için kendi hayalimi seve seve armağan ettim. Ama gelseydin. Bana aşkını verseydin. Onun da geleceği olmasındı, bugünü bana yeterdi. … Aşk değildi bu. Aşk olsa hesap yapacak mecali kendinde bulamazdın. Bu kadar hesap yapmaya ne gerek vardı? Hep topu aşk işte. Gelir, yaşanır ve günü gelince biterdi.”
—
Nar ağacı
Sofya'nın günlüğünden
“Artık olamayacağını biliyorum. Aşk benim kalbimi yakıyor, seninkini yalayıp geçiyor. Ben tam merkezine koyuyorum aşkı hayatımda, sen başka bir şeyin yerine koyuyorsun. Bana evlenme teklif ettin, reddettim. O gece sana geldim, bu defa sen reddettin. Aşkı ve ahlakı tartıp durdun aylar boyunca. Gerekçelerini, savunularını, ithamlarını, infazlarını sıraladın; sanığı da savcısı da yargıcı da sen olan bir mahkemede yargılayıp durdun kendini defalarca. Hangi yanın haklı çıksa, bu davanın öbür yanında yara aldın. Çünkü ne yeteri kadar aşık ne de yeteri kadar ahlaklıydın. Oysa aşkın yeterince'si olmaz benim hiç olmamış sevgilim. O ya vardır ya yoktur. Hududu, temkini, itidali, tazmini olursa zaten aşk olmaz. Var olduğu müddetçe vardır o. Ve var olduğu müddetçe de tek biçimde tek hacimdedir. Seninle İstanbul'a gelir her şeyi terk edebilirdim, beni ben olarak sevdiğini bilseydim. Ben babamın, annemin, Vasili'nin, cümle alemin, bütün Batum halkının, isterlerse bütün Rusya'nın, İran'ın, Azerbaycan'ın nezdinde suçlu olmaya razıydım. Öyle, her şeye razı gelmiştim. Ama sen, bir parça unutmak uğruna benim kapımı çaldın, korkarım bütün kapıları da çalacaksın. O kimse, ondan başkasıyla dolmayan ve ona dolamayan yanınla dikildin karşıma. Açılan yaralarının acısını yeni bir yara açarak kapamaya çalıştın. Ben senin için sadece “kadın’‘dım. Biricik değildim bu yüzden. Sana benden önce yaşadığın her ne ise onu unutman için kendi hayalimi seve seve armağan ettim. Ama gelseydin. Bana aşkını verseydin. Onun da geleceği olmasındı, bugünü bana yeterdi. Bir yaranın acısını unutmak için gönlünde başka bir yaranın açılmasına razı geldin. Üstelik kendini bu yaraya da koşulsuz devredemedin, sürekli hesaplar yaptın. Aşk değildi bu. Aşk olsa hesap yapacak mecali kendinde bulamazdın. Bu kadar hesap yapmaya ne gerek vardı? Hepi topu aşk işte. Gelir, yaşanır ve günü gelince biterdi. Sofia”
—
Elmasın sertliği, saflığının da nedenidir. İçine ışıktan başkası girmez ve yansıttığı aldığından fazlasıdır. Her şeyi kesebildiği halde hiçbir şey tarafından kesilemez. Bir elmas ancak bir başka elmas tarafından kesilebilir.
Benim “ha demeden hayran olan” bir gönlüm var, o ise aynı şeyi anlayan iki kişiden birinin tebessümüyle bakıyor yüzüme. Bir selam gülümseyişi bu. Çünkü sevdim ve ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim… Nar ağacı/ Nazan Bekiroğlu
Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven, ona dayanmanın tek çaresiydi.
Nar ağacı/Nazan Bekiroğlu
“Niye ki bunca acı? Dünya imtihan yeriydi belli, bu da bir sınav, amenna. Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah'ın kuluna aşkı. Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu? Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah'a duyduğu aşk katlanılır kılabilirdi. Dünya cennet değildi evet; olsaydı, cennetin ne anlamı kalırdı?”
— Nazan Bekiroğlu, Nar Ağacı
Ben çantamı hazır ettim, nasibi olan yoluma çıksın.. !
NAZAN BEKİROĞLU
“Zamanı gelince olur. Vakti tamamlanınca geçer. Sabredersen değer. Ama evvela kısmet, evvela kâder!” (Nar Ağacı)
Kısmetin bol, çayın demli, kahven okkalı olsun. Bahtın, yolun, kalbin açık olsun.
Nazan Bekiroğlu / Nar Ağacı