Sen ve ben ; Acıdan bir dağız, Sen ve ben ; Bu dünyada bir daha hiç karşılaşmayacağız. #AnnaAhmatova (Ankara, Turkey) https://www.instagram.com/p/B6tMvb2nM6r/?igshid=ra7c3mlcbrph
DEAR READER

祝日 / Permanent Vacation

oozey mess
wallacepolsom
Sade Olutola
h
One Nice Bug Per Day
Today's Document

JVL
Sweet Seals For You, Always
trying on a metaphor
NASA
we're not kids anymore.
No title available
d e v o n
Three Goblin Art

titsay
TVSTRANGERTHINGS

No title available
Jules of Nature

seen from India

seen from United States

seen from United States
seen from Canada

seen from United States

seen from Australia

seen from Canada
seen from United States
seen from Mexico
seen from United Arab Emirates

seen from United States

seen from Germany
seen from Tunisia
seen from Türkiye

seen from Lebanon
seen from Bangladesh

seen from Türkiye
seen from Iraq
seen from Ukraine

seen from Indonesia
@ahmetbenekk
Sen ve ben ; Acıdan bir dağız, Sen ve ben ; Bu dünyada bir daha hiç karşılaşmayacağız. #AnnaAhmatova (Ankara, Turkey) https://www.instagram.com/p/B6tMvb2nM6r/?igshid=ra7c3mlcbrph
Mutlu musun orospu çocuğunun antep fıstığı, yenildim sana!! O.. Dört tarafı kapalı antep fıstığı. En başta görmezden geliyorum onu, bir kenara bırakıp üst tarafı geniş yarıklı fıstıkları indiriyorum mideye. Ama her şey gibi onlar da bitiyor elbet ve pakette kalan ve o ana kadar umursamadığım her tarafı kapalı antep fıstığıyla göz göze geliyorum kaçınılmaz olarak. Ve mücadele başlıyor. Çöplerle birlikte çöp poşetine atmayı gururuma yediremiyorum, çünkü öyle yaparsam güzel devam eden geceyi mağlubiyetle bitirmiş olacağım. Çaresiz elime alıp kendisini, müstehzi bir tavırla süzüp bir çatlak, bir açıklık, bir tırnağımı sokacak boşluk arıyorum. Ama yok, şerefsiz antep fıstığı kırk yerden kilitli kale kapısı gibi ışık sızdırmamacasına kapanmış içine. Umudum kırılıyor lakin mağlubiyeti kendime yediremediğimden ağzımın sol tarafına atıp kendisini yorgun dişlerimle ve birikmiş bir hınçla abanıyorum. Aynı anda kırk yerden kırılıyor melun antep fıstığı. Fıstık içi ve kabuklar imkansız küçüklükte parçalarla iç içe geçiyor. Yenilebilecek kısımlarla yenilemeyecek kısımları birbirinden ayıramıyorum ve derin bir nefretle ne varsa ağzımın içinde çöp poşetine tükürerek haykırıyorum. Mutlu musun orospu çocuğunun antep fıstığı, yenildim sana!! 233. Kırıklığa yazgılıysa da tüm çocukluk hayalleri Annemin terliğine ve yer yataklarına rağmen Tasolarım vardı benim bir de hayal kırıklıklarım. Bıçkındım, çocuk irilerinden topumu koruyacak kadar Ve babamın aldığı kolu bozuk atariye Özürünü hissettirmeyecek kadar da delikanlıydım Soruyorum bazen n'oldu lan, ne ara bu kadar büyüdüm? Sanki ben büyümemişim de dünya küçülmüş gibi Kendimden başka herkese tahammül ediyorum bazen Kendimle beraber herkesten nefret etmeme rağmen.. #AliLidar https://www.instagram.com/p/B512tIdH2QC/?igshid=10x5wqs1kqe3a
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır ?
.
.
Yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
.
.
Yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
Özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
Özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
Tek başına özgürlük ne işe yarayacak
#Atillaİlhan
#TierraYlibertad
(#KenLoach, 1995)
#ÜlkeveÖzgürlük
“Zaman dediğin sessiz bir testere, demişler. Kime dost kime düşman olacağı belli olmaz.” Nuri Bilge Ceylan - Ahlat Ağacı ( 2018) Aslında o kadar da önemli biri olmadığımız ortaya çıktığında neden üzülüyoruzki hemen? Bunu temel bir aydınlanma anı olarak ele alabilsek daha iyi olmaz mı? İnanmak dediğimiz şey sonuçta insanın içinde başlattığı bir eylemdir ve güzelliğe ve aşka inanmak kadar ayrılağa da inanmak, hazır olmak gerekir. Yani her güzelliğin sonunda bir kopuş, bir ayrılık pusuda bekler. Madem öyle o zaman başımıza gelen bu gibi tatsızlıklara bizi kendi bilinmeyenlerimizle yüzleştiren hayırlı felaketler gözüyle bakmamız gerekmez mi? (Ankara, Turkey) https://www.instagram.com/p/B4x9zkqnjPH/?igshid=1ad2s4aj9v0rf
Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar? Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var; Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin... Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum. Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum; En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında... Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin, Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim! Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim! Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin; Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini, O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini. ₺ÜmitYaşarOğuzcan Ö. 4 Kasım 1984 https://www.instagram.com/p/B4dNUwJn73y/?igshid=1q411dtnh9t1g
Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum . Bir deniz kenarı mı olur Bir dağ başı mı olur Kaçsak bu kalabalıktan Bir yer bulsak kendimize Düzenli yaşamalardan uzakta Bir yanımızda şehrin ışıkları Bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar Orada hiç yemesek hiç uyumasa Hiç düşünmesek yarını Sonra unutsak sıkıntısını günlerin Gecenin karanlığını Sonra bıraksak kendimizi sevgiye erdemliğe mutluluğa Her nefes alışta duysak yaşadığımızı Sonra kaybolsak bu özgürlükte Bu hazda Bu derin aydınlıkta Sonra sabah Sonra paydos Sonra kurtuluş Sonra ölüm #ÜmitYaşarOğuzcan Ö.4 Kasım 1984 https://www.instagram.com/p/B4dDKBOnvtg/?igshid=i7pwqicoq8j3
- Göze çarpacak şekilde pencereye çıkan bu kızlar fahişe değil mi? + Evet, öyle başka yerlerde fahişeler sokakta gezer, otel odalarında iş görürler. Oysa burada kendi evlerindeler.Evler onların değil,sadece kiralanıyorlar. Çoğu kere de bu evleri başkalarıyla paylaşıyor ve sırayla kullanıyorlar.Böyle çalışmak hoşlarına gidiyor mu? Evet, çünkü bu türlüsü, kaldırımda gezinen kadının sokakta yanına yaklaşıp herkesin gözü önünde otele kadar onunla birlikte gitme gerekliliğinin rahatsız ettiği adama da uygun geliyor. Burada, pencerede duran kadınlar, bambaşka bir şeyi akla getiriyorlar: Ev yakınlık, rahatlık demektir; kapılar kapanabilir, perdeler çekilebilir. Adam kendini konuk, kızı da ev sahibesi olarak hayal edebilir. Buraya özel bir nedenle değil, rahatlamak için giriyor. Sonra olup biten de ona bu nedenle çok daha doğal geliyor. - Sen hiç fahişelere gittin mi? + Gittim. - Benimle tanışmadan önce mi sonra mı? + Önemi yok. - Neden bir fahişeye ihtiyaç duyasın? Fahişe benim yapamadığım neyi yapabilir ki? Benden daha mı lütufkar? + Senin kabul edemeyeceğin birtakım şeyleri onunla yapıyorum. -Kabul edemeyeceğimi nerden biliyorsun? + Çünkü beni bir tek yanımla tanıyorsun.Seninle birlikte olma şeklimi kabul ediyorsun, ilişkilerimiz bu veriye dayanıyor.Demek sen sandığım şey senin bir yüzün?Sen de, benim için en kabul edilebilir sandığın yüzünden başkasını göstermiyorsun. Şimdiye kadar ne sen ne de ben, birbirimiz hakkında düşündüklerimizle çelişen bir şeyi açığa vurmadık. Fahişeyle birlikte olduğun süre içinde, bütün yaptıkları ve söyledikleri sahtedir; Seni değil paranı arzular.Para benim gücümü artırır; parasız kalsam bugün bulunduğum yerde olamam. Rastlaştığımız yerde ve aynı şekilde sana rastlayamam. Şimdi yaşadığım gibi yaşayamam ve ihtiyaç duyduğum deneyimleri yapma olanağı bulamam. - Ama fahişe seninle yaptıkları başkalarıyla da yapıyor. Bu, kıskançlık duymana yol açmıyor mu? + Başkalarıyla yaptıkları beni hiç ilgilendirmez: Başka adamların da ona sahip çıktığını bilmek, özellikle onun durumunda, beni hiç tedirgin etmiyor. Sayıları o kadar çok ki her birini rakip saymak imkansız. Bir bakıma, onlara bir çeşit yakınlık bile duyuyorum; başkalarının be https://www.instagram.com/p/B3zTq1xH4Qw/?igshid=beeudquuzttu
İlk buluşmalar samimi bir röportaj kıvamında olmalıdır diyordum hep . Ama olmuyordu ,yapamıyordum..Ara ara üzerine projeksiyon tutulmuş tavşan gibi güzelliği karşısında dona kalıyordum.Bir an onun sesi de dahil tüm sesler kapanmış , arka fonda değişik müzikler eşliğinde onu seyrederken farkettim kendimi . Sanırım ona karşı duyduğum hisler, bedenimin fabrika ayarlarına dönmesine izin vermiyordu. Massive Scratch- “ Aşk Spazmı ” #edebiyat #edebiyatdefteri #edebiyattanparçalar #edebiyatsozler #edebiyata #edebiyataski #edebiyatbilgileri #edebiyatbölümü #edebiyatburada #edebiyatciherif #edebiyatdersi #dedebiyat #edebiyatelcisi #edebiyatetkinlik #edebiyateleştirisi #kitapbaz #kitapersebaya #kitapalintisi #hüzünlükitap #kitapbağışı #kitapbitti #kitapbenim #kitapbooking #kitapfuari https://www.instagram.com/p/B3KFJicnyDL/?igshid=1t8hs6a3zxdce
Yumdu sanki uyur gibi gözlerini usulca Yumdu sanki uyur gibi gözlerini usulca Bir soğuk yel eser üşür ölüm, ölüm bile Bir soğuk yel eser üşür ölüm, ölüm bile Huzur içinde uyu.. #neslicantay https://www.instagram.com/p/B2pcZ0ynthN/?igshid=1vf5ezssuvwaq
#Ankara’nın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Dinçer tarafından düzenlenen yarışma sonucu yaptırılan 8 kent heykelinden biri olan eser, 1977 yılından dikildi. Bir kadın ile erkeğin, gökyüzüne doğru birlikte kaldırdıkları ellerine güvercin konmuş şekilde sembolize edildiği Burhan Alkar imzalı Barış Heykeli, dönemin ‘sağ-sol’ siyasi çatışmalarına tepki olarak yapılmıştı. (Ankara, Turkey) https://www.instagram.com/p/B0bRFRaH_pO/?igshid=1ueah83g21lm9
#AndréChénier Ö.25 Temmuz 1794 (Giyotin) Son şiirine kulak vermeli. Canlanır son ışık ve tatlı rüzgarlar gibi, Gözümde güzel günler, Dibinde giyotinin üflerim neyimi, Deyip neylersin kader. Düşünmeden kendimi, çürüyüp gideceğim, Bu karanlık çukurda Benim de kaderim bu! Orada bekleyeceğim, Alışalım unutmaya. Hatırlarsınız… Tom Hanks’a Oscar kazandıran Philadelphia filminde unutulmaz bir sahne vardı. AIDS olduğu gerekçesiyle işten çıkarılan eşcinsel bir avukatı canlandıran Hanks, avukatını oynayan Denzel Washington’a bir arya anlatıyordu. Umberto Giordano’nun yazdığı Andrea Chenier operasından Maria Callas’ın seslendirdiği bu arya, nefesleri kesiyordu. İşte bu operanın kahramanı André Chenier, Galata’da dünyaya merhaba demişti. Sen Piyer Hanı’nda ikâmet eden Fransız Konsolosu’nun oğlu, üç yaşında ülkesine dönmüş, kardeşiyle birlikte iyi bir eğitim almıştı. Orduda tutunamamış, birtakım aydınlarla olan tanışıklığı kim bilir onu giyotinin altına sürüklemişti; tabii şiirleri de. Fransız İhtilali’nin hemen sonrasıydı. Oluk oluk kan akıyordu topraklara. Ülke Terör Dönemi’ne girmiş, giyotinler durmuyordu. Robespierre kendi çocuklarını yiyen devrim piyesini yönetiyordu. Muhalif sesler kesiliyordu. Devrim taraftarı Chenier, kraliyet ailesi için çıkarılan idam kararına karşı çıkarak kendi kalemini kırmıştı. “Hiçbir suç ölüm cezasını gerektirecek kadar büyük değildir” düşüncesi onu zindanlara taşımıştı. Savunma hazırlaması gerekirken, o kendisini sürekli şiire veriyordu. Zira savunmanın suçlular için olduğuna inanıyordu. Kardeşi affedilmesi için çok çalışsa da Robespierre, onun dizelerini unutmamıştı. 25 Temmuz 1794’te koca bıçak iniyor, Chenier’nin başı gövdesinden ayrılıyordu. Oysa son olarak dediği gibi kafasının içinde daha çok şey vardı! https://www.instagram.com/p/B0WUoNAH9md/?igshid=gbi4qnhk8tch
Aklına gelemesemde, durağında bekliyorum.
-Bak aşk, lunaparktaki tahta ata benzer hani jetonla çalışır ya böyle atarsın içine bir ileri bir geri bir ileri bir geri… Sanki bir yere gidiyormuşsun gibi bir his, böyle bir coşku, ayakların yerden kesilir. Halbuki bir yere gittiğin yok. Tahta at çakılı oraya. Jeton bitince rüya buraya kadar, anladın mı?
Benimle yaşlansana Kitap okurum, Çay demler, Şiir Yazarım sana.
İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesinde öğrenci olduğum sıralar, ‘Avrupa’ya öğrenci gönderilecektir’ diye duvarda bir ilan gördüm. Allah Allah! Dedim. Ülke yıkık dökük her yer virane… Lozan yeni imzalanmış. Bu durumda Avrupa’ya talebe… Lüks gibi gelen bir şey. Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Atatürk benim ismimin yanına Berlin Üniversitesine gitsin diye yazmış... Vakit geldi. Sirkeci Garındayım ama kafam çok karışık. Gitsem mi kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzii ismimi çağırdı. -Mahmut Sadi… Mahmut Sadi!.. Bir telgrafın var. Telgrafı açtım aynen şunları yazıyordu: "Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz. İmza; Mustafa Kemal" Telgrafı okuyunca düşündüm. 1923’te o kadar kişinin arasında on bir öğrencinin nerde ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi? Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsünü kurdum. Kürsü Başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ım.
her zaman rb lerim ben bunu
Tüylerim diken diken oldu amk.
Rebloglamaktan bıkmadığım..
çok seviyorum ben ya
Yemin ederim titredim
HELEL OLSUN DAHA NE DENİR Kİ!
ibretlik gencler
Müthiş be