DİBİNE KADAR PİSLEŞELİM HER KONUDA
Bence manasız mücadeleye gerek yok.
İnsan yaşantısına dair sözde uyararak yazdığımız her şey, tüm önermeler, deyimler, özlü sözler, uzun yazılar, romantik cümleler olmaktan öte değil artık.
Birbirimize iyi olmayı anlatırken bile içten içe ne kadar çürüdüğümüzü saklıyoruz.
Bırakalım ne kadar pisleşeceksek pisleşelim.
Rezilliğin dibini görelim.
Yarım kalmış kötülükler, bastırılmış arzular, söylenmemiş sözler, hepsini serbest bırakalım.
Çünkü bastırdığımız her şey, zaten başka bir yerden sızıyor.
Utanma, edep, haya sınırlarını zorlayalım her konuda.
Zaten çoğu insan o sınırları sadece görünürde taşıyor.
İçeride herkes çoktan taşmış durumda.
Direnerek, “doğrusu bu” diyerek varacağımız bir yer yok.
Çünkü herkes kendi doğrusunu, işine geldiği yerde eğip büküyor.
Doğrular bile artık karaktere göre şekil değiştiriyor.
Döngüye müdahale etmeye çalışmanın anlamı yok.
Çünkü bu bir çark değil, bu bir bataklık.
Çırpındıkça daha hızlı içine çekiliyorsun.
Kendini korumaktan da vazgeç.
Zaten en çok zarar gördüğün yer, en çok korumaya çalıştığın yer olmadı mı?
Belli ki senin de aklın karışık.
Net olan kim var ki artık?
Herkes emin konuşuyor ama kimse emin yaşamıyor.
Direndikçe sadece her gün daha fazla hasta, yalnız, mutsuz, yorgun, bıkkın hissedeceksin.
Çünkü bu dönem, direnenleri değil, uyum sağlayanları ödüllendiriyor.
Ama uyum sağlamak dediğimiz şey de çoğu zaman biraz daha kirlenmekten ibaret.
Belki de mesele pisleşmek değil.
Belki mesele, zaten ne kadar pisleştiğimizi sonunda dürüstçe kabul etmek.
Çünkü kimse gerçekten iyileşmek istemiyor.
Herkes sadece daha az acıyan bir yer bulmak istiyor.
Sanırım ölüp dirilmek daha kolay.
Çünkü değişmek, ölmeden ölmeyi gerektiriyor.
Ve kimse o kadar cesur, dürüst, gerçek, samimi, iyi niyetli değil.