Kapitalistlerden tiksinmeden geçirilmiş tek bir günü boşa yaşanmış sayıyorum.
-@anatolianmarxist
The Stonewall Inn

Product Placement

if i look back, i am lost
untitled
NASA
YOU ARE THE REASON
Cosimo Galluzzi
Color Me Curious
Claire Keane
todays bird

❣ Chile in a Photography ❣
𓃗
Keni

gracie abrams

Game Changer & Make Some Noise
Monterey Bay Aquarium
The Bowery Presents
hello vonnie
Sade Olutola
cherry valley forever
seen from Uzbekistan
seen from Spain

seen from Dominican Republic
seen from Ecuador
seen from Nicaragua

seen from Germany
seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Maldives
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil

seen from Germany
@anatolianmarxist
Kapitalistlerden tiksinmeden geçirilmiş tek bir günü boşa yaşanmış sayıyorum.
-@anatolianmarxist
Ayakta kalmayı ögrenmiş insanlar için kaybetmek büyük bir mesele değildir.
Behzat.Ç - Hayalet
-Nasıl dayanıyorsun tüm bunlara?
+Bilmiyorum. Belki de bilsem dayanamam.
Kuzey Güney, 2012.
erken bitenler.. (liste kendime göre ve izlediklerimden oluşturulmuştur. sizde ekleyebilirsiniz.)
SIRA BENDE
Kemer, anahtarlık, kimlik, cüzdan, cep telefonu… GEÇMİŞ OLSUN. Aklını başına topla, kimseye de bulaşma artık… TAHLİYE. Kuzey Tekinoğlu. Baba adı: Sami. Ana adı: Handan…
Kapı açılır…
Karşımda annem, Güney….
Bitti…
Sami Tekinoğlu da arabada….
O yumruk dün gibi aklımda…
Merhaba baba ve bir tokalaşma…
Araba değişmiş, evde değişti mi acaba? Her şey yerli yerinde mi gerçekten?
Ve işte o ev, o fırın… O kapıdan çıkışım… Ellerimde kelepçeler…
Ali de orada, Cemre de…
O korku dolu bakışlar, biraz da suçlar gibi…
Girdim işte kapıdan…
Hiçbir şeyime dokunulmamış, yatağımda kimse yatmamış… Papatyalar da burada…
Tekinoğlu ailesinin gururu Güney, tüm oda onla dolu…
Bir de Cemre’nin fotoğrafı.
O fotoğraf, mezuniyet, Cemre ve Güney… Ben ise arkalarında, komik bir suratla…
Kazanamayacaksın demişti bana, hiçbir okulda yerim yokmuş. Kızdım, öfkelendim… Olan o fotoğrafçıya oldu… Kırdım makinesini… Ceza aldık… Makinenin parası için araba yıkadık Güneyle… Sınava bir hafta kalmıştı… Ama benim aklımda ne makine vardı ne de fotoğrafçı… Cemre’den özür dileyip, hediye alacaktım ona…
Güney anlattı, neler olduğunu yokluğumda… Sabah dağıtımını o yapıyordu… Oradan da okula… Bir de golf kulübünde işe başlamıştı… Tam o hep olmak istediği, özendiği zengin züppelerin arasında…
Master için para biriktiriyordu… Yarısı benim dediğimde, yüzündeki ifade anlatmıştı her şeyi, ağzı tamam dese de…
Handan Hanım’ın da pek farkı yoktu… Bende kulübe geleyim dediğimde, onunda yüzü değişmişti… Oğlunun havasını bozarım diye korkuyordu ve tabii bunu kabul de etmiyordu her zamanki gibi…
Uyuyakalmışım… Annem üstümü örtmeye çalıştığında sıçrayarak uyandım… 4 yılın bende bıraktığı izler kolay kolay geçmeyecek gibi…
Babam, her zaman olduğu gibi bağrınıp duruyor… Bana sorduğu ilk şey ise ne zaman çalışmaya başlayacağım… Çok zaman kaybetmişim… Bir yerden başlamam gerekirmiş… Askere gideceğim dedim… Doğuya. Herkesin eşit olduğu koşullara… Sustu.
Çıkardı, para koydu tezgâha… Kimseye bulaşmamamı tembihledi bir de… Sustum.
Ve işte Ali… Her zamanki gibi, sanki hiçbir derdi tasası yok, dünya yansa umurunda değil gibi… Yürüdük, lafladık biraz. Tam o sırada O’nu gördüm uzaktan… Yıllar öncesini hatırladım birden. O sahilde, her şeyin başladığı ve aynı anda bittiği yerde… Saçma sapan bir oyun oynamıştık. Ödülü ise dünyalara değerdi. Gözümü kapamadan onu öpmem gerekiyordu. Yapabilir miydim acaba, içimde fırtınalar eserken, gözlerimi açık tutabilir miydim gerçekten?
Tam öperken O’nu bir sesle döndüm dünyaya, Güney’in sesiyle…
İşte karşımdaydı yine. Bir naber çıktı ağzımdan sadece. Geldi öptü beni, hoş geldin dedi. Değişmişsin dedi. Sen hala aynısın dedim, sustum… Ağzımdan başka bir şey çıkmadı… Koluma dokundu, hemen çektim.
Güney’in iş yerine gittik beraber. Bir arkadaşıyla tanıştırdı bizi. Zengin züppelerinden. Yurt dışında yaşadığımı söylemiş onlara. Hapiste olduğumu söyleyememiş. Sustum.
Ali’yle gittik sahile, kurduk sofrayı. Başladık anlatmaya. Ziyaretime falan gelmiş. Görüşmedim ki kimseyle. Görmek istemedim kimseyi… Hiç kimseyi…
Ali kendini suçlamaya başladı. Beni bırakmasaydı o akşam, belki hiç o arabaya binmeyecekmişim. Belki her şey daha farklı olacakmış. Yine sustum. O gün geldi aklıma. Cemre’ye istediği elbiseyi almıştım. Hediyesini verirken teklif edecektim ona. Gel benimle diyecektim. Çiçek bile almıştım. Gittim kapısına. O an gördüm onları. İkisi, bahçede öpüşüyorlardı… Kaldım öylece. Durdu zaman. İnanamadım. İyice baktım, durdum… Gördüler beni. Sanki normal olan buymuş gibi, benim şaşkınlığıma şaştılar… Ona söylemedin mi dedi… Anlamış olmam gerekirmiş… Normal olan buymuş gibi… Ben anlamamıştım oysa…
Eve döndüm. Ne babamı ne de annemi görmüştü gözüm. Babam geldi, sen adam olmayacak mısın dedi. Bırak beni dedim. Konu başka dedim. Kimseyle dalaşmadım dedim. Bırakmadı.
İlla para diyordu, fotoğrafçı diyordu. Bu gece elleme beni dedim. Dükkanı temizle dedi. Annem girdi araya. Ona da vurdu. İşte o an tutamadım kendimi. Yumruğum bir anda babamın yüzündeydi. Neyin birikimiydi bu? Yılların mı, o tokatların mı, annemin çaresizliğinin mi yoksa kendimi aldatılmış hissetmem mi neden olmuştu buna? Hepsi toplandı, o yumrukla çıktı içimden sanki… Babam orada yerde yatıyordu, annemde başında… Sustum, çıktım oradan… Ali’yle oturduk, içtim, içtim… Ne oldu dediğinde, güldüm sadece, canım istedi içiyorum dedim. Kelimeler çıkmıyordu ağzımdan. İçtim sadece. Ali beni eve götürmek istedi, kalkmadım. Güney geldi sonra. Hesap sordu. Nasıl vurmuştum babama? Niye böyleydim ben? Niye bu kadar kontrolsüzdüm? Derdim neydi, isyanım kimeydi? Baktım öylece, sustum… Sürekli kıçımı topluyormuş, sürekli peşimden koşuyormuş… Sustum. Kalktım. Hastaymışım ben, tedaviye ihtiyacım varmış. Arabaya binerken, anahtarı aldı elimden. Bu halde araba süremezmişim. Keşke sürseydim…
Yolda söylenmeye devam etti. Ne hakkım varmış onun geleceğiyle oynamaya? Babamın yüzüne nasıl bakacakmışım, nasıl düzelecekmiş aramız? Düzelmesini istemiyordum ki… Umurumda değildi hiçbir şey… O söylenmeye devam ettikçe duramadım, ona da elimi kaldırdım. Bana da mı vuracaksın? Hadi vur dedi. İşte tam o anda oldu her şey. Anlamadım önce. Güney indi arabadan. Adam yerde öylece yatıyordu. Dondum, kaldım. Güney gitti yanına, kontrol etti. Bağırmaya başladı. Ölmüş dedi. Senin yüzünden dedi. Senin yüzünden ölmüş dedi…
Tam o sırada Ali’nin sesiyle döndüm olduğum yere. Hayat çok acayip be dedi. Durup dururken bir şey oluyor ve hayatın tepetaklak oluyor dedi. Küçücük bir şey tüm hayatını değiştiriyor dedi. Güldüm. Senin o çok küçük dediğin şey, belki bir başkası için çok büyüktür Ali… Belki o hayatının en büyük yanlışıdır… Belki de en büyük doğrusu… Bilemezsin ki… Nerden bilicen…
Kazadan sonra, Güney’i eve götürdüm hemen. Bağırıyordu. Görmedim. Buna bakarken, görmedim baba… Annem beni suçladı. Onun hayallerini çalmıştım, o başarılıydı, geleceği vardı. Onların geleceği Güney’di. Benim suçumdu. Polisler kapıdaydı. Annem beni suçluyordu. Onun yarın sınavı vardı. Üniversiteye gidecekti. Hepsi benim suçumdu. Babamla dalaşmasaydım, O benim peşimden gelmeyecekti. Beni toparlamak zorunda kalmasaydı, sınava girecekti. Tekinoğlu ailesinin gururu olacaktı. Koştum. Ben yaptım dedim. Kelepçeleri taktılar. Annem de babam da sessizce onayladı. Doğrusu buydu. Onların gururu, geleceği Güney’di…
Asker olmak çocukluk hayalimdi. Subay olacaktım. Olmadı. Doğuya gidecektim. Tüm koşulların eşit olduğu yere. Asker olacaktım. Hayallerimi bir parça yakalayacaktım. Olmadı. Askerliğimi yapamayacak durumdaymışım. Kurul böyle karar verdi.
Bir kez daha gittim o kapıya. Yine aynı sahne. Güney ve Cemre…
Güney… Her şeyimi elimden aldın. Her şeyimi. Sıra bende…
GİTMEM GEREK
Annem cebime para sıkıştırdı, babam yüzüme önlüğü fırlattı.
Yurt dışına gideceğimi söyledim. Beş kuruş vermezmiş. İyi verme!
Benim gitmem lazım. Gidicem buralardan. Koydum kafaya. Kaçabileceğim en uzak neresi varsa.
Mesela cehennemin dibine!
Benim para kazanmam lazım.
Beni o evden uzaklaştıracak bir iş lazım.
Şimdilik tek yol var…
Özet .
Biz o geceyi de atlattık. Enkaz altında kaldık,bu gecenin sabahına çıkmak imkansız dedik,ama o geceyi de atlattık.
Platonik olduğum birine başkasının aşık olduğunu duymuşumdur;
Onu unutt.
Dediğine gönder 💎
öğretmenimiz____________
Emperyalistler, işbirlikçi oligarşiler, burjuva ideologları, burjuva ideolojisi ile yoğrulmuş oportünistler, revizyonistler her şeyi tahrip edebilir, bütün dünyanın bildiği gerçekleri çarpıtabilir ve puslandırabilirler. Ama kanla yazılmış, uğruna yüzlerce şehit ve binlerce tutsak verilmiş, bunlarla halkın belleğine kazınmış bir tarihi silebilecek güç yoktur. Bu durum, yalnız devrim tarihleri için değil, tüm toplum tarihleri için geçerli olan bir olgudur. İşte biz, şehitlerimizle yazılmış bu tarih nedeniyledir ki, içimizden ve dışımızdan gelen, hangi kılıfa ve söyleme bürünürse bürünsün, özde emperyalizmin ve oligarşinin saldırıları olan tüm saldırılara karşı direnen, teslim olmayan, kuşatma altına alındığımızda kuşatmayı yarmayı bilen bir inançta ve bilinçte olmuşuzdur. Bu inanç ve bilinci yaratan, Marksizm-Leninizme sonsuz inancımız, halka ve kendimize olan güvenimizdir.