Babamla anlaştık. Ben babamı anladım, babam beni. Bir milattır bugün 23 yıllık hayatımda.

Janaina Medeiros

izzy's playlists!

blake kathryn
NASA
Sade Olutola
YOU ARE THE REASON
todays bird
I'd rather be in outer space 🛸

tannertan36
EXPECTATIONS
One Nice Bug Per Day
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Kiana Khansmith

if i look back, i am lost

❣ Chile in a Photography ❣

titsay

Origami Around
cherry valley forever
Stranger Things
Sweet Seals For You, Always
seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from Saudi Arabia

seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Germany
seen from Singapore

seen from United States
seen from Finland

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from Japan

seen from Vietnam
seen from T1
seen from United States

seen from Puerto Rico
@ayakli-celiski
Babamla anlaştık. Ben babamı anladım, babam beni. Bir milattır bugün 23 yıllık hayatımda.
"Çağdaş anamalcılık kendine özgür, bağımsız duyan, herhangi bir yetke, ilke ya da vicdana boyun eğmeyen kişiler ister - gene de bu insanlar buyruk almaya, kendilerinden bekleneni yapmaya, toplum çarkına sürtünme yaratmadan uymaya hazır olmalıdırlar; zor kullanılmadan güdülebilmeli, öndersiz yönetilebilmeli, iyi bir şey yapmaktan, yalnızca hareket etmekten, çalışmaktan başka bir amaçları olmadan harekete geçirilebilmelidir."
— Erich Fromm, Sevme Sanatı
"...doğanın bir parçasıdır insan, ama kopmuştur, dönemez artık ona; cennetten kovulmuştur bir kez..."
— Erich Fromm, Sevme Sanatı
"Neyi istediğimi ya da istemediğimi bilmiyorum. İstemeyi bilmez oldum, nasıl istendiğini bilmiyorum, normalde istediğimizi ya da istemeyi istediğimizi bize belli eden duyguları ya da düşünceleri anlayamıyorum. Ne kim olduğumu biliyorum, ne ne olduğumu. Koca evrenin ansızın çöken hiçliğinin altında, üzerime bir sur yıkılmış gibi yatıyorum."
— Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı
When you gonna make up your mind
Yaklaşık 1 saat sonra lisans hayatımın (inşallah) son sınavına gitmek için hazırlanmaya başlamam gerekiyor. Ayrıca son 5 saattir de uyuyor olmam gerekiyordu ama uyuyamadım, hayırlısı.
Mezun oluyoruz, herkes bir yerlere gidiyor. Arkadaşlarımdan biri iş garantisi olmadığı bir şehire taşınmaya karar verdi. Diğeri daha önce hiç gitmediği bir şehirde iş buldu. Ne güzel cesaretler bunlar. Ben de eve gideceğim. İçimde bir şeyleri eksik yapıyormuşum hissi. Hiç mi planım yok? Var, var ama herkesin bir yerlere koşuşturmasını izlerken eve dönmek bir burukluk oluşturdu yine de.
Az uyuduğum ya da hiç uyumadığım zamanlarda her şeyi fazlasıyla hissediyorum ben. En ufak duygu bile kocaman oluyor. Bazen iyi bazen kötü bu durum. Uzun zamandır yapmak istediğim ama yapmadığım bir şeyi yapma isteğim artıyor mesela ve o şeyi yapıyorum. Twitter hesabımı sildim. Bir de olur olmadık yerde ağlıyorum. 10 dakika önce bir şey için gözlerim doldu, ne için olduğunu hatırlamıyorum bile. Öyle.
Yaklaşık 1 saat önce de kendim hakkında düşünmemeye karar vermiştim, şimdi aklıma geldi. Hiç beceremeyeceğim galiba bunu. Neyse.
Elden avuçtan çıkıyor bu post iyice. Birazcık uyusam "normale" döneceğim aslında, şu an canımı sıkan çoğu şey umrumda olmayacak ama gerçekten dönmek istiyor muyum emin değilim. Ne kötü şey insanın kafasındaki ideal kendine asla ulaşamaması, içinde kocaman bir boşluk taşıması, o boşluğun ise tam anlamıyla boşluk olması ve hiçbir şey üretmemesi.
Bitsin artık.
06:42.
Hayırlı cumalar
Kardeşime mezuniyet yaklaştıkça küçük bir şehre taşınıp canım istediği zaman çeviri yapıp canım istediği zaman gezme fikrinin cazibesinin arttığından bahsederken "Ohoo sen daha çalışmaya başlamadan emeklilik hayali kurmaya başlamışsın" diye bir tepki aldım.
İçimde iflah olmaz bir rahat düşkünü varsa ben n'apayım?
# these two are so strong # so beautiful
Yoğun geçen bir haftanın ardından Cuma günü öğleden sonrayı kendime ayırmaya karar verdim ve bir check-list yaptım. Bu dizi hakkında yazmak da o check-list’in maddelerinden biriydi. Öyleyse buyrun...
Big Little Lies geçtiğimiz yıl yayınlanan bir HBO dizisi. Methini çok duyduktan sonra indirip bir türlü izleyemediğim sayısız diziden biriydi, yaklaşık 6 7 ay bekledi bilgisayarımda. En son oda arkadaşım bilgisayarında dizi var mı diyerek benden alıp 2 gün içinde bitirip sürekli övünce artık benim de izleme vaktim geldi diyerek başladım izlemeye.
Monterey isimli sahil kentindeki bir eğlence gecesinde bir cinayet meydana geliyor, biz ise bu cinayeti kimin işlediğini ve ölenin kim olduğunu öğrenmek için o geceye kadar geçen yaklaşık bir hafta civarı bir sürede neler olduğunu izliyoruz. Bu olaya bağlı olarak da ilkokula yeni başlayan çocuklar arasında yaşanan zorbalık ve bu durumun çocukların anneleri arasındaki ilişkiye olan etkileri anlatılıyor. IMDB özeti ve dizinin genel tanıtımları cinayet/gizem üzerinden gitse de beni asıl etkileyen baş roldeki kadınların hikâyeleri oldu. İlk başta çalışan anne ve ev hanımı olan anne çatışmasını işleyerek ilgimi çeken dizi, dünyanın en mutlu evliliğine sahipmiş gibi görünse de aile içi şiddete maruz kalan Celeste’in hikâyesiyle beni kendine tamamen bağladı. Ayrıca benim gibi izlediği şeylerde karaktere odaklananlar için de tam bir ziyafet, ne güzel nimettir kötü karakterlerinin bile altını dolduran diziler. Neredeyse tamamı film oyuncularından oluşan kadrosunda ise küçük çocuklardan tutun minicik rolü olan yetişkinlere kadar herkes muazzam bir performans sergilemiş. Özellikle Celeste’i oynayan Nicole Kidman’ın aile danışmanıyla bir sahnesi var ki, izlenen sahneyi hissetmek diye bir şeyin varlığından tam olarak emin olmasam da o sahneyi tanımlamak için “hissettim” demekten başka bir şey gelmiyor elimden, öyle güzel. Bir de her bölümün sinematografi ve soundtrack açısından şaheser olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Diziye dair huzurumu bozan tek şey ikinci sezonunun çıkacak olması (hem de Meryl Streep’i kadroya dâhil etmişler!). İlk sezonu bu kadar tatmin edici olan bir diziye ikinci sezon yapmak kötü niyetlilikmiş gibi geliyor bana, bakacağız artık.
Velhasıl, her şeyiyle muazzam bir dizi izlemek isterseniz benden duyacağınız ilk öneri olurdu Big Little Lies. Hatta önermenin ötesine geçip etrafımdakilere de izletmeye başladım bile :D
İlk 20-30 saniye boyunca biri girip sesiyle mahvedecek diye çok korktum, öyle güzel.
1:57'den itibaren fiziksel acı veriyor.
Geçmişe özlem benim kürkçü dükkanım mıdır?
Yıllar sonra ilk kez BKool yedim bugün ve tadı lisedeki kadar güzel değildi. Bitiremeden attım hatta yarısını. Tamam, geçmişe özlem duymak hoş değil ama akla "Ablam BKool diye mükemmel bi' şey yedirdi, size de yedirmem lazım!" diye gelen canıneniçi ve dondurmanın o zaman verdiği büyük zevk düşünce insanın içi sızlamadan duramıyor.
Yaklaşık iki haftadır sabah namazından sonra uyumuyorum. Hatta bu durum yavaş yavaş alışkanlık haline gelmeye başladı, sabahları kendiliğimden uyanıyorum vs. Fakat bugün aman zaten dersim yok deyip alarmı bir buçuk saat sonraya kurarak uyumaya yeltendim. Yeltenmez olaydım! Sürekli saçma sapan rüyalar, sık sık nerdeyim ben noluyo diye uyanmalar… Hayatımın en uzun bir buçuk saatlerinden biriydi galiba. Ama ben kaşındım, kendi kendimi düşürdüm, ağlayamam.
Uyandıktan sonra da doğrudan derse oturursam hiçbir şey yapamayacağımı hissettim ve yürüyüşe çıkmaya karar verdim. İyi ki de bu kararı vermişim, dün epey yağmur yağdığı için tertemiz bir havada yürüyüş yapmış oldum. Dönüş yolunda simit alıp ilk fotoğrafın poşette simit olan versiyonunu çekmiştim ama telefonum yemiş sağolsun. Sonrası ise yurt standartlarına göre paşa kahvaltısı ve çıkmış YDS sorularını çözmeye hazır bir ben.
070318
Denge sorunum var. Ders çalışmaya başlayınca kitap okumayı, film izlemeyi bırakıyorum; kitap okuyup film izlemeye başlayınca da ders çalışmayı. Bir de çalışmak var ki ona başlayınca hiçbir şey yapamıyorum.
Hayattaki en önemli şeyin denge kurmak olduğuna inandığım için bununla sınanıyorumdur belki.
Denge, beni bul.
020318
Sen ne kadar da tatlış bir pazartesisin öyle!
Merhaba,
En son çalışmaya başladığım bürodan gelen teşekkür içerikli bir maile uyandım. Yapmam gerek zaten diye yaptığım bir şey için teşekkür etmişler. Siz nasıl ince, nasıl tatlış insanlarsınız?!
+
Uzuun süredir beklediğim bir şey geldi, hoşgeldi.
+
Birazdan da annem için alışverişe çıkacağız ki bu 3-4 yılda bir olur, heyecanlıyız. İstediği şeyi bularak geri döneceğimize inanıyorum.
+
Son olarak da intermittent fasting'e tam olarak geri dönüyorum bugün, wish me luck.
Okuldan önce evdeki son pazartesim gayet güzel oluyor, sizin ki de son derece güzel olur inşallah.
Son 2 haftadır bu saatlerde tüm işlerimi bitirip elime örgümü alarak bu dizinin başına oturuyor ve bir buçuk saat süren yoğun eğlenme sonrasında pamuk gibi olmuş bir şekilde uykuya geçiş yapmak üzere oluyordum.Bittikten sonra oluşan boşluğun acısını hakkında yazarak azaltmaya çalışayım dedim.
Wise Prison Life
Kore’nin en ünlü beysbol oyuncularında olan ana karakter Je-Hyuk’un kız kardeşine tecavüz etmeye çalışan adamı darp etmesi sonucu hapishaneye düşmesi ile başlıyor dizi. Je-Hyuk hapse düştükten sonra tahliye olana kadar yaşadıklarını ve mahkumlarla/çalışanlarla ilişkilerini izliyoruz 16 bölüm boyunca.
Bir dizide/filmde/kitapta beni en çok çeken nokta karakterler ve karakter gelişimidir. Bu dizi de hapishanedeki karakterlere ve onların hikâyelerine odaklanınca gözümden kalpler çıkartarak izledim. Tüm karakterlerin, özellikle de 6 numaralı koğuşta kalanların hikâyeleri o kadar güzel ve samimi bir şekilde anlatılıyor ki bana sadece hepsine bağlanmak düştü. Favorim ise uyuşturucu bağımlılığından kurtulmaya çalışırken adeta bir kediye dönüşen yukarıdaki screencapslerde görebileceğiniz Han-Yang oldu.
Kore dizilerini ne kadar sevsem de sonuna geldiğim zaman bitmesi gerektiğini kabullenmiş olur ve devamını istemem fakat bu dizinin bölümleri bir buçuk saat (normal bir Kore dizisi bölümünden yarım saat daha uzun) olmasına rağmen son bölümlerini bitecek diye kahrolarak izledim. 50 60 bölüm de olsa izlerdim, eminim (Allah’ım neler diyorum kjsfdngjsk).Gerçekçi, dokunaklı, samimi ve aynı zamanda da çok eğlenceli bir şeyler izleyeyim, 1 dakika bile sıkılmayayım diyen herkese şiddetle öneririm.
İşbu post düzenli olmak için planlar yaparak uyuyan bir kızın uyandığında düzensizliğiyle acı bir şekilde yüzleşmesine ilişkindir.
Dün gece okuduğum kitapta bir karakterin rüyasının ne anlama geldiğini tartışıyorlar ve rüyadaki ögeleri anlamlandırmaya çalışıyorlardı. Aklıma hemen kendi rüyalarım geldi: büyük bir çoğunluğunda ben bir yerlere yetişmeye veya bir şey yapmaya çalışırım ve çok çabalamama rağmen asla yapmam gereken şeyi yapamam. Aa, dedim, hadi ben de çözümlemeye çalışayım. Hayatımda ilk kez İngilizce'den rüya tabirine bakmaya karar verdim. İngilizce olarak belirtmemin sebebi şu: doğu kültürlerinde rüyaların gelecekten haber verdiğine inanıldığı için tabirler genel olarak başınıza şöyle şöyle bir olay gelecek şeklinde olurken, batı kültürlerinde rüyaların kişinin geçmişi ve ruhsal durumuyla bilgi verdiğine inanıldığı için tabirlerde şöyle şöyle bir durum içinde olabilirsiniz, şunları yapın deniyor. Gönül isterdi ki ben de maneviyatı ve sezgileri güçlü bir insan olayım, rüyalarım da gelecekten haber versin fakat halim ortada... Neyse fazla uzatmadan bu sefer bir şeyler bulacağıma dair umut içinde araştırmaya başladım. 50'den fazla sembolün/olayın açıklandığı bir sayfada otobüsü/uçağı kaçırmak diye bir madde buldum ki benim durumuma en yakın madde buydu ve bu şekilde de birkaç rüya görmüştüm zaten: Gizliden gizliye bir şeylere geciktiğinizi ve daha düzenli olmanız gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz; daha düzenli olmaya çalışın. Bu ihtimal daha önce benim de aklıma gelmişti ama bunu görünce dedim ki "Hah, en büyük savaşımı üşengeçliğime karşı verdiğim yine yüzüme çarpıldı!"
Son 4-5 gündür yapmayı ertelediğim 2 şeyi yarın (aslında uyuduğum saate göre bugün) yapacağıma ve üşengeçliğime karşı daha sert savaşıp düzenli olacağıma dair kendime söz vererek uyudum. Çok geç uyumam sebebiyle öğlene doğru aynı rüyanın farklı bir versiyonunu gördükten sonra (hah!) uyandım ve telefonuma gelen mesajlardan gördüm ki ders seçimim bugün 9'da başlıyormuş. Hemen girsem de bölümde en sevdiğim hocanın açtığı seçmeli derse yetişemedim tabii ve en sevmediğim hocanın açtığı seçmeliyi almak durumunda kaldım. Ağlasam mı, gülsem mi?
Bu trajediyi buraya bıraktıktan sonra o 2 şeyi yapmak üzere (çünkü pes etmemeli!) buradan ayrılıyorum. Bugün yapmanız gereken her şeyi yaptığınız bir gün olur sizin için inşallah.
Virginia Woolf, To the Lighthouse
Günlerim dopdolu ama bomboş geçiyor. Kendime zaman ayıramıyorum, kendime zaman...