Nihayet geri döndüm!
d e v o n
𓃗

Product Placement
Keni
occasionally subtle
Fai_Ryy
hello vonnie
Not today Justin

shark vs the universe
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
🩵 avery cochrane 🩵
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

pixel skylines
sheepfilms

izzy's playlists!
noise dept.
Fieri Frames

No title available
Show & Tell

No title available
seen from United States

seen from Algeria
seen from United States

seen from Hungary

seen from Iraq
seen from Philippines
seen from Indonesia

seen from Germany
seen from Indonesia
seen from Russia
seen from India
seen from United States

seen from Germany
seen from Bangladesh

seen from Sweden
seen from Bangladesh

seen from Malaysia
seen from Venezuela
seen from United Kingdom
seen from Indonesia
@aycanas
Nihayet geri döndüm!
Survivor Hakan üzerine bir yazı..
Biraz değil hayli geç oldu ama kafam karışıktı o yüzden böyle gecikti. Ben sıkı bir Survivor izleyicisiyim. Daha genç olsaydım ve açlıkla biraz daha aram iyi olsaydı en büyük hayalim olurdu Survivor’a gitmek. Neyse. Birçok Survivor’ı seyrettim. Birçok Survivor’ın da haberini yaptım. Son düzlüğe kadar da Doğukan’ı Hakan’ı heyecanla izliyordum. Doğukan benim 2013 Survivor’ından favorimdi. Hakan’ı ise gazetecilik yaptığım dönemde o daha Var mısın Yok musun yarışmasındayken tanımıştım ve röportaj yapmıştık. Çok da sevmiştim kendisini. Bu yarışmada da giderek Hakan favorim oldu. Bir hayli de oy gönderdim kendisine. Sonrasında ona yapılan haksızlıklar ve söylenen sözler de canımı sıktı. Hakan’ın iki yüzlü olduğuna inanmıyorum, sadece stratejiyi herkes yapıyor ama o açık yüreklilikle söylüyor. Bütün farkı da bu. Arkadaşım Tolga Meriç onun için bir yazı yazdı. Burada paylaşıyorum. Bir gün bir Survivor’a en azından izleyici olarak gidebilmek dileğiyle... En sevdiğim yarışma.... NOT... Turabi herşeye rağmen ilginç bir kişilik, bir şahsiyetti, kazandığına sevindim. Merve Aydın ise azmi ile ve hırsı ile kızların birincisiydi. Doğukan ise babadan yadigar. Ama bence Hakan iyi bir Survivor’dı...
Yüzyıllar süren bir aşkın hikayesi
http://www.publitory.com/e_books/78-darendau-nun-sarkisi-yuzyillar-suren-bir
Sadece beş duyuyu değil onun ötesini de kullanabilen, tarihin adı silinmiş gizemli kabilesi Samaroslar ve onları yok etmeye kararlı Metaas Ülkesi. Samarosların son savaşçısı Marjik Samarosların en güzel kızı Darendau ile yıldızların gökyüzünde özel bir dizilim oluşturduğu 7 yıl sonra birleşecek ve o zaman gelecekte bütün insanlığı da kurtaracak yeryüzüne üstün ve latif özellikler getirecek bir çocuk dünyaya getirecektir. Ancak Metaaslılar tüm Samarosları öldürmeye kararlıdır. Bu nedenle Marjik ve Darendau kimliklerini gizleyerek o süre gelene kadar Metaas'da yaşamak zorundadır. Şimdiye kadar hiç kimsenin sevmediği, demirci ustasının kızı Metaaslı Meysunas Marjik'e olan aşkıyla olaya dahil olur. Darendau gizli kimliğini ise tehlikeli bir biçimde Metaas kralının hemen yanıbaşında yaşar. Bu büyük aşk nasıl sürecektir? O güne kadar hayatta kalabilecekler midir? Onları kimse ele verecek midir? Yüzyıllar süren bu aşk hikayesinin bize ulaşması ise bir zamanların başarılı gazetecisi Harun Tez sayesinde olur. Mesleğinde düşüşe geçmiş Harun Tez güney bölgesinde bir yerlerde bir takım gizemli olayların cereyan ettiğini ve özellikle temmuz dolunayında sahile inenlerin tuhaf bir şekilde kaybolduğunu haber alır. Kaybolanlar ya da bir cinayete kurban gittiği sanılanlar arasında Ferda. Hülya ve Rüya adlı üç genç de vardır. Kaybolan üç gencin esrarını bilen tek kişi ise gizemli Yunan asıllı ahçı Tango Çarli'dir. Aynı zamanda Tango Çarli Darendau ve Marjik'in hikayesindeki kilit kişidir. Güney'deki gizemli sahilde her temmuz dolunayı akıl almaz olaylar tetiklenir. ... Yıllar önce kısa bir hikaye olarak yazıp çok küçük bir yayın evinden yayınladığım bu hikayeyi yeniden ele alıp, kurguyu ve olayları değiştirerek bir roman haline getirdim ve bu kez şansımı self-publish alanında faaliyete geçen Publitory adlı özyayın sitesinde denemeye karar verdim. Tam anlamıyla, fantastik gerilim gizem ve fantastik romans formatında yeniden kurguladığım bu hikayeyi beğenilerinize sunuyorum. Amacım güzel hikayeler anlatmak ve ve ilginç hikayeleri seven insanlara ulaşmak... Yaşasın Fantazya... Aycan Aşkım Saroğlu...
9 Nisan’da bırakın içinizdeki çocuk dışarı çıksın!
9 Nisan’da...İçimizdeki çocuk göz kırpıyor...
9 Nisan 2015)te şans neşe enerji bolluk ve ihtişam gezegeni Jüpiter nihayet 4 aydır sürdürdüğü geri hareketinden çıkıyor ve Aslan burcunda düz hareketine başlıyor. Astrolojide aslan burcu çocukları, kralları, kraliçeleri, ünlüleri, ihtişamı, cömertliği, aşkı, oyunları,sevinçleri, aktörleri, aktrisleri, göstericileri, sanatçıları, altını, şaşayı yönetir... Nihayet Jüpiter Aslan burcundoa düz hareketine dönecek. İçimizdeki çocukları serbest bırakma, onlara neşeyi iade etme zamanı. Yavaşlayan işler hızlanacak, kalpler kazanılacak... Bırakın içinizdeki çocuk oynasın.. Çocuklar eğlensin...
21 Mart, İlkbahar, Yeniyıl
Bugün 21 Mart, bugün Güneş’in Koç burcuna girişiyle ilkbahar ekinoksu... Bugün hem astroloji hem de kadim kültürlerin inanışlarına göre gerçek yeni yılın başlangıcı. Güneş’in ilk öncü burc olan Koç burcuna girişiyle doğa uyanıyor ve gezegen için yeni bir döngü başlıyor. Zaten Yeni Gün anlamına gelen Nevruz da asıl anlamını buradan alıyor. Doğanın uyanışı öncü bir burç olan Kodç burcunun nitelikleriyle de atbaşı gidiyor. Ataklık, gözüpeklik, heyecan,yenilik, heves, çoşku, sabırsızlık, ateşlilik, her türlü başlangıç... Asıl yeni yıl şimdi başlıyor. Mutlu yeni yıllar, güzel başlangıçlar. Koç gibi atak cesur iyimser neşeli çocuksu ve eglenceli olalım ama onlar kadar her zaman inatçı olmayalım. SEbat iyi inat değildir... Mutlu yeni yıllar. Hepimizin yeni yılı kutlu olsun. Hayatımız bahar gibi olsun...
Dünyada cenneti bulmak, kaderi değiştirmek!
Eğer karakterimiz kaderimizin bir bölümünü oluşturuyorsaki öyle, karakterimizi değiştirebildiğimizde kaderimizi de değiştirmez miyiz? Örneğin öfkeli bir insan eninde sonunda bir gün öfkesine yenilecek ve başını derde sokacaktır, örneğin kıskanç bir insan bir gün kendi kıskançlığı yüzünden kaybedecektir, örneğin tembel bir insan bir gün tembelliği yüzünden birçok fırsat kaçıracaktır, peki ya bunları değiştirebilme şansı olsaydı? Güneş Tan bu iddiada ve size bir şey söyleyeyim mi gerçekten bunu büyük oranda yapabiliyor. Çünkü bizzat gördüm denedim yaşadım. Hayatımda kapılar açıldı. Hamdolsun.
Bugüne kadar sayısız terapi aldım ve çok da üstatla çalıştım ama Güneş Tan bambaşka biri, onun tekniğine benzerini hiç görmedim. Gerçekten sabırla insanı dönüştürüyor. Ne üzerine çalıştığımız bende saklı kalsın ama kesinlikle mucizevi sonuçlar aldığımı söyleyebilirim. Zaten Doğan Novus’a kitabı ilk geldiğinde de kitabı okuyanlardan ve destek verenlerden biriyim. Şu sıradan kötülük ve şiddetin kol gezdiği günlerde herkesin çok ciddi şapkayı önüne koyup kendi karanlığını ışığa çevirmesi gerekiyor. Sevgili Güneş Tan’ın Kaderini Değiştir kitabı kendi ışığını yakmak isteyenlere bir rehber niteliğinde. Kitap nasıl karanlığın aydınlığa dönüştürüleceğini anlatmakla kalmıyor bunun uygulamasını da veriyor...
Aycan Aşkım Saroğlu
Kısaca kendinden ve şifacılık yeteneğinden ve bunun oluşumundan bahseder misin?
Burcum Yengeç, yükselenimin de yengeç olduğunu 3 gün önce öğrendim, Ay'ım ise Koç burcundaymış. Sanırım bunun yorumunu en harika şekilde sen yaparsın. Burç yorumların gerçekten inanılmaz doğru ve etkileyici bence.
Çocukluğumda herkes böyledir sandığım sezgi ve iç görülerimin, aslında beni farklı yaptığını sonradan okul arkadaşlarımın beni tuhaf görüp aralarına almamalarından anladım. Benim herkesin fark ettiğini sandığım ve benim fark ettiğim şeyleri herkes fark etmiyordu. Ortalıkta dolaşan bir alıcı verici anten gibiydim. Sonuçta diğerlerinden daha içe kapanık ve hasas bir yapım vardı. Altı yaşlarında aklıma gelen
“keşke dünyada da, cennette yaşadığımız gibi yaşasak” düşünceleri içimde yeşermeye başladı. Ben bu çiçeği hala yüreğimde taşırım.
Ailem Güneyli, anne tarafım Mersinden Keloğlu derebeyliğinden geliyor. Baba tarafım ise Adana'nın eski ailelerinden olan Kasımzadelerden.
Anneannem ve dedemde Ocak denilen atalardan gelen doğal bir şifacılık yeteneği vardı. Dedem ilk okul müdürü bir Kuva-yi Milliyeci'ydi ama civar köylerden insanlar akın akın iyileşmek için dedem ve anneanneme gelirdi.
Hastalığımın aşağıya doğru aktığını hayal etmiştim!
Benim şifalanma serüvenim aslında ilk olarak ben çocukken başladı. 9 veya 10 yaşlarında nezle olmuştum, kendi başıma oynarken birden aklıma hastalığımın aşagıya doğru aktığını ve ayaklarımdan dışarı çıktığını düşünmeye başladım ve bunu hissettim. Akşam daha iyiydim, ertesi gün hastalığım geçmişti. Anneme söylediğimde, saçmalama öyle şey olmaz dedi. Tabii onun cevabından sonra bu tür girişimlerim durdu. Ta ki sonunda 40 yaşlarımdayken çözümsüz bir şekilde hasta oluncaya kadar.
Beni Bulmak!
Hayatın hep sürprizlerle dolu olduğu söylenir. Herkes gibi yaşam sürprizlerimin beni 40′lı yaşlarımda getirdiği nokta, hiç de iç açıcı değildi. İçimde yıllardır sabitlenip kalmış olan derin bir acı, bitmek bilmeyen yaşamla savaş hali, hiçbir şeyin yetememesi, mutluluğun daimi olarak benim kapımın dışında olduğu gerçekliği…
Peki, neydi bana kendimi böylesine kurban gibi hissettiren?
Aslında dışarıdan bakıldığında her şey süt limandı; insanların, ‘normal’ ve de ‘mutlu’ diye adlandırabilecekleri bir öykünün içindeydim. Evli ve üç çocuk annesi bir kadın, itibarlı bir aile, iyi bir eğitim, güzel şartlarda bir hayat… Fakat bunlar sadece dışarıdan görünenlerdi.
İçimde ise kelimenin tam anlamıyla bir savaş vardı. Yapılan haksızlıklar benim dibe çökmeme neden olmuştu. Bu nedenle her şeyle, herkesle, hayatın kendisiyle, aslına bakılırsa yapılanlara izin verdiğim için kendimle savaşıyordum. Bu savaş, beni o kadar yormuş ve yaşam enerjimi o kadar düşürmüştü ki, artık fiziksel acılara dönüşmüştü. Gittiğim onlarca doktor, vücudumdaki ağrılara çözüm bulamıyordu. Çözüme o kadar açtım ki, denemediğim yöntem kalmamıştı. Akupunktur, psikoterapi, hipnoz, doktorlar, ilaçlar… Ama hiçbir şey, en azından göğsümün tam ortasına gelip çöreklenmiş olan o ‘acıyı’ bile yok etmeye yetmiyordu.
Bel- boyun fıtığı, huzursuz bacak sendromu, dayanılmaz eklem ağrıları, fibromiyalji, romatoid artirit, karpal tünel sendromu, bağışıklık sistemimde çöküklük, tüm bunlara ilave veya neden olan yaşadığım kısır döngü ağır depresyon ve panik atak… Nasıl, korkunç bir tablo değil mi? Dışarıdan bakan biri herhalde bu şartlarda bir insanın yaşamına devam edebilmesinin mümkün olmadığını düşünür. Ben de zaten o noktadaydım. Devam edemeyeceğimi, hayatımın sonuna geldiğimi düşünüyordum. Yataktan çıkamayacak halde, hayatla bağları birer birer kopmuş olan bir kadın… Yapabildiğim tek şeyi yapıyordum ; dua etmek… Aralıksız olarak Tanrı’ya yakarış içindeydim, bir çözüm, bir çare için. En çok çocuklarımı düşünüyordum. Ben, canımı almaya cesaret edemeyen, çocuklarını mutsuz etmekten korkan bir anne… Onları üzmek, bensiz bırakmak, yüreklerinde yaşam boyu sürecek bir acı, suçluluk, çaresizlik, öfke vs.’ye sebep olmak. İşte belki de tüm bunlar yüzünden, yapabileceğim ve acılarımın sonu olacak en kolay şeyi yapmaktan kendimi alıkoyuyordum: Yaşamdan çekilmek…
En son gittiğim doktor, ağrılarımı hafifletmek için son derece basit bir öneride bulunmuştu. Küveti sıcak suyla doldurup, içine uzanmamı salık vermiş ve bu şekilde rahatlayabileceğimi söylemişti. Evde yalnız başıma, çaresizlik içinde ailemin bile beni anlamaması, ilgilenmemesiyle değersizliğin dibini boylamış bir durumda ve mutsuzluk içinde ağrılarımdan kıvrandığım bir gün, bunu uygulamaya karar verdim. Yataktan kalkıp banyoya gidebilmem için yatağın içinde küveti dolduracak gücü bulabileceğime, bunu başarabileceğime kendimi ikna etmem neredeyse yarım günümü aldı.
Bir yakarışa teslim ettim kendimi!
Bunu bile yapamayacak derecede aciz ve başarısız hissediyordum kendimi. Küvet ağzına kadar su dolup, içine boşalttığım şampuanla köpürdüğünde, yavaş hareketlerle kendimi köpüklerin içine bıraktım. Suyun sıcaklığı tüm vücuduma yayılıp, bedenimi yakıcı bir sızlamaya teslim ettiğinde, gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. Yine bir yakarışa teslim ettim kendimi. Bir umut için, kendimi yeniden iyi hissettirecek bir çözüm için, yeniden yaşamı arzulamak için, hayatımdaki bu kara perdeyi kaldırabilmek için… Gözlerim açık ne kadar bir süre geçti hatırlamıyorum ama beni daldığım düşünceden, karşımda gördüğüm manzara çekip aldı: Yaşlı bir adamla kadın hareketsiz bir şekilde bana bakıyordu ve söylediklerini duymaktan ziyade hissediyordum “Kızım, Güneş…”
Önce gördüğüm bir rüya mı diye düşünüp kolumu çimdikledim ama kolum acıdı ve işin garibi ben herhangi bir rüya görmüyordum, zaten uyumuyordum da… Gözlerimi kapattım sonra tekrar yavaşça gözlerimi araladım… Hala karşımda duruyorlardı ve artık o son çizgiyi geçtiğimi zannettim. Kendi kendime “Eyvahlar olsun! Sana ne oldu, kafayı mı yedin?” diye düşündüm… Çünkü karşımda, yıllar önce kaybettiğim dedem ve anneannem vardı. Sanki hiç gitmemişler, hep buradalar ve daha birkaç saat önce görüşmüşüm gibi taptaze, solmamış birer çiçek gibiydiler… Yüzleri alabildiğince net görünürken, bedenleri sanki sisli bir harenin içinde kaybolmuştu. Sevgi dolu gözlerle bana bakıyorlardı. Şaşkınlık içinde gözlerimi yeniden yumup açtığımda görüntü kaybolacak diye düşünürken, yeniden dedemin sesi içimden konuşuyormuşcasına titretti tüm bedenimi; “Güneş kızım, Cennetin kapıları açıldı senin için “.
Beynim şoktan bomboş, bir müddet kendimi toparlayamadım ama sonra fark ettim ki, halüsinasyon gördüğümü zannedip “Çıldırdın sen” diye, mantık yürütmüştüm. Mantıklı düşündüğüme göre; o zaman, ben çıldırmamıştım.
Bu defa gözlerimi merakla açtım. O an anladım, dualarım yerine gelmişti ve ben bir mucize yaşamaktaydım. Tanrım bana mucizelerinden göndermişti. O yalnızlığımın içindeki çaresizliğime karşılık bana o çok sevdiğim iki insanı göndermişti. Herşeyi biliyor gibi bakıyorlardı bana. Ağzımı açtığımda sesim çıkmıyordu. Cümle bile kuramıyordum, O kadar şaşkın, o kadar güçsüzdüm…
Her taraf altın simlerle kaplanmıştı...
Gözlerimi ayırmadan onlara bakarken, etrafımın hatta içinde bulunduğum boşluğun bile minik altın sim taneleriyle kaplanmaya başladığını fark ettim. Sanki küçük melekler, altın rengindeki kanatlarını çırpa çırpa, parlak altın zerrecikleri saçıyorlardı bana doğru. Banyo köpüklerinin arasından çıkardığım parmaklarımı, alnıma düşen saçlarımı, her tarafımı uçuşan bu simler kaplamıştı. Dedem melekleri göstererek, “Onların ışığı ile yıka akıt tüm hastalıkları” dedi.
Zaman sanki donmuştu. Simler suyun içine nüfus ediyor, tüm bedenimi kaplıyor ve sanki içime siniyordu.
Tüm bu güzelliğin arasında sarhoş bir şekilde kalakalmışken, uzun zamandır hissetmediğim bir huzurun içime doğru dolduğunu hissettim. Bu sırada dedemin, yumuşak ve sevgi dolu sesini bir kez daha içimde hissettim. Anneannemi göstererek, “Cennetin eliyle hastalıkları al at içinden” dedi ve anneannem yavaşça elini kaldırdı, bana doğru uzattı. Onun elinden parlak simli ışıklar bana doğru aktı. Gülen gözlerinden içimi ısıtan bir sevgi seli karanlık yalnızlığımı deldi ve içim ışıkla doldu, taştı ve sanki evrene saçıldı.
Dedem ve adı Cennet olan anneannem adeta cennetten gelen bir dokunuşla her şeyi değiştirdi. Tanrı tarafından gönderilen bu şifayı kabullendim ve defalarca sanki tükenmeyen bir çağlayan gibi binlerce kez teşekkür ediyordum. Aynı anda anneannem ve dedemin görüntüsü silinmeye, gözlerimin önünden akıp gitmeye başladı. Gelişlerine hazırlıksız yakalanmıştım, gidişleri de aynı şekilde çarçabuk olmuştu. Vedaya bile fırsatım kalmadan… Kendimle baş başa kaldığımda, biraz önce etrafımı saran ışıltılı simleri aradım. Köpüklerin ve suyun üstünde yüzen birkaç sim kalmıştı sadece. Bu bir düş müydü? Gözleri açık rüya görebilir miydi insan? Peki ya değilse? Ya gördüğüm şeyler tamamen gerçekse, ya biraz önce banyomda o iki özel insanın gerçekten gözlerinin içine baktıysam? Yine, bu kadar mantıklı düşündüğüme göre, bunlar hayal olamaz diye karar verdim kendi kendime. “Ne kaybedeceğim ki!” diye düşünüp elimi göğsümün ortasına yerleştirdim ve içimden “aldım, attım” diye düşündüm. Öyle dememiş miydi dedem! Bu basit cümle, hiç umulmayacak bir etkiyle ellerimde yoğun bir sıcaklık ve devam ettikçe artan bir karıncalanma, batma ve yanma ile avcumda bir vakum gibi içine çekme hissi oluşturdu. Ne kadar süre sonra bilemiyorum ama çok uzun değil, o göğsümün ortasındaki bir türlü geçmeyen acı, keder hissi mucizevî bir şekilde yok oldu. Vücudumdaki ağrılar büyük bir hızla hafiflemeye, kalbime az önce gelip bir nokta gibi yerleşen huzur artarak genişlemeye başladı. Kendimi daha güçlü hissetmeye başladım. Bu arada elimde hissettiğim yoğunluk kollarımdan yukarı ve kafamın tepesinden, , gürül gürül akan bir dere gibi karıncalanma hissiyle dışarı fışkırıyordu. Sanki kafamın üzerinden yukarıya akarak çıkıyordu.
Kısacık bir anda yaşadığım bu ilginç deneyimle soluğum kesildi. İlk birkaç saniye, başıma gelenin ne olduğunu adlandırmaya çalıştım, olmadı. Bu, herhangi bir mantıksal açıklamayla adlandırabileceğim bir olay değildi. Sadece, şu anda kendimi gerçekten ‘iyi’ hissettiğimi biliyordum, hem de uzun, çok uzun zaman sonra. Bu defa, sevinç ve şükür yaşları dolmuştu gözlerime. Başıma gelen mucizeye inanmakta zorluk çeksem de, vücudum bana bunun gerçek olduğunu tekrar edip duruyordu. Elimi göğsümden çektiğimde, göğsümün ortasındaki “o acıdan” eser kalmadığını fark ettim. Aynı şeyi bacaklarımda da denedim ve kısa sürede netice elde ettim. Sonucunu denediğimde, bacağımı hiç ağrı hissetmeden yukarı doğru kaldırabildim. Evet, iyiydim, gerçekten iyiydim. Adeta yeniden doğmak dedikleri işte tam da böyle bir şey olmalıydı. Dualarım bana gerçek bir mucize yaşatmıştı ve ben bu mucizenin sonunda kendimi harika hissediyordum. Bir süre daha köpüklerin içinde oturmaya devam ettim. Sonra yavaşça doğruldum ve bornozuma sarılarak banyodan çıktım. Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı, bunu hissetmiyor biliyordum.
Akaşik kayıtları dönüştürme tekniği nedir?
Akaşik kayıtları dönüşümü, bir iyileşme olduğu kadar aynı zamanda bir aydınlanma ve spritüel uyanış deneyimidir.
Akaşik kayıtları ( Yaşamın Kitabı) ise; İnsanın söylemiş, yapmış olduğu veya niyetlendiği her şey birer enerji titreşimi oluşturur ve bu titreşimler evrene yayılarak sonsuza kadar kozmosun bir parçası haline gelir. Bir nevi kişinin istediği zaman içine girip ulaşabileceği duygu ve düşünce arşivi, evrenin süper bilgisayar sistemidir.
Kadim bilgilerde Akaşik kayıtlarının var oluşun tüm kayıtların olduğu bilgi kitabı olduğu söylenir. ARTT sistemi ile kişinin kayıtlarına ulaşılır, derin bilinçaltı temizliği yapılmasına olanak sağlayan ARTT hızlı, radikal ve kalıcı netice verir.
· Her şey zihinde başlar ve zihinde biter.
· Bedenimiz ve hayatımız zihnimiz tarafından yönetilir.
Özünü yaşamak, Mutluluk, Denge, Huzur, Başarı, Güçlülük, Özgüven, Sevgi ve Neşe insanın doğasında vardır ve tüm bunları hayat içinde yaşanmış dengesizliklerle yitiririz. Akaşik kayıtları dönüştürme tekniği” ile yitirilmiş güzellikleri tekrar hayatımıza katmak üzere bir yolculuğa çıkarsınız.
Evren,’’ ikilik’’ diğer bir adı (dualite) olan yani ‘’ZITLIK’’lardan oluşmuştur. Yüzlerce örnek verebileceğimiz Siyah/ beyaz, tatlı / ekşi, iyi /kötü, yukarı/ aşağı, erkek/kadın, keder /mutluluk gibi. İnsanlar evrenin bir parçasıdır. İkilem yaratan bu duygu ve düşünceler arasında gidip gelerek sürdürür yaşamını. Yaşamımızın geneline baktığımızda ne yaşamış olursak olalım, deneyimlediğimiz tek şey duygularımızdır.
Biz aynı negatif ve pozitif duygular arasında defalarca tekrar, tekrar gidip geldikçe, negatif morfik elektrik alanları daha ağırlaşır ve güçlenir, böylece bulundukları fiziksel bölgede fiziksel veya psikolojik rahatsızlıklar, hastalıklar yaratır.
ARTT; Zihin ve düşüncelerini kullanabilen her insana uygulanabilen, kişinin içinde bulunduğu durumu tamamen değiştirebilen, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkların, yaşamsal bozuklukların, kısır döngülerin, tüm kayıtlarda kalıcı olarak olumluya dönüştürülmesine ve eski halinin tamamen değişmesine vesile olabilen bir tekniktir.
ARTT sistemi ile yaşamınızda neler değişebilir?
· Evlilik ve Aşk ilişkilerinde yaşanılan sorunların çözümü
· Seksüel sorunların aşılması
· Aşk acısı ve kayıpların hızla atlatılması
· Aile, yakın arkadaş ve insan ilişkilerindeki mutsuzlukların yok edilmesi
· Bağımlılıklardan kurtulma
· Yanlış, zarar veren inançların yok edilmesi
· İşsizlik ve parasızlık sorunları
· İş kapasitesi ve verimliliğin arttırılması
· Sınavlarda başarının arttırılması
· Atalardan aktarılmış olan spesifik programlardan kurtulmak.( okunmuş bela, yerine getirilmemiş verilmiş sözler, göz kalması, nazar, diyet verilmesi, hak geçmesi gibi) genetik temizleme temizlikler
· Psikolojik problemlerde (obsesyon, korku, fobiler, depresyon, panik atak, manik depresyon gibi)
· Sağlık problemleri (alerjiler, kanser, Behçet rahatsızlığı, vertigo, MS rahatsızlığı, astım, fibromiyalji, romotoid artrit gibi)
Peki nasıl ortaya çıktı bu teknik?
Bir çok teknik öğrenmiştim ama aradığım kalıcı neticeyi vermiyorlardı. Deli gibi kalıcı netice veren tekniği bulmak istiyordum o yüzden bu kadar çok tekniğin eğitimini aldım.
Anlıyorum şimdi, o kadar çok istedim ki bana geldi kondu. Bir gün meditasyon yapıyordum yaşadığım bir durumla ilgili, gözlerimi kapattım ve önümdeki siyahlığın sağ köşesinde dışa dönük bir kıvrılmayı bunun ise üstünün beyaz olduğunu fark ettim. Dikkatle baktığımda sanki bir sayfanın ucu kıvrılmıştı ve üstüne bir kara sinek vardı. Bu bir sayfa acaba altında ne var diye düşünüp sayfayı çevirdim. Alttaki sayfa beyazdı üstünde kara sinekler uçuşuyordu. Tiksinti yarattı ve midemden yukarı doğru hardal rengi bir alan yayılmaya başladı sağ ucu dışa kıvrık hale geldi ve bununda bir sayfa olduğunu anladım. Bu sayfayı çevirdiğimde tiksinti hissimin kaybolduğunu hissettim. ARTT sistemi bu şekilde bana kendini gösterdi. Ondan sonrası uyguladıkça keşfetmek şeklinde geliştikçe, karşıma çıkan insanlara en kolay nasıl yaptırabiliyorsam ona göre şekillendi ve hala gelişmekte, büyümekte ve birşeyler yenilenmekte.
Hangi eğitimleri aldın?
İngiltere; Toparlama Noktası Ayarlaması konusunda (Assemblage Point Alignment) Angela Blane ve Theta Healing Teta enerjisi iyileştirme yöntemi konusunda Psikolog Sangeeta Sani’den eğitim ve sertifika
Hollanda ve Ukrayna;Bronnicov Sistemi, ( Kapalı gözlerle görme tekniği ve enerji güçlendirme)Prof. Vyacheslav M. Bronniko’den eğitim ve sertifika
Amerika; Past life Regression Therapy (Geçmiş Yaşam Terapisi) Psikiyatris Dr. Janet Cunningham Ph.D. ve Psikolog Jeffrey Ryan Ph.D.’den eğitim ve sertifika
De Silva Metod ( Bilinçli hipnoz ve meditasyon teknikleri) eğitim ve sertifika sahibi
Spring Forest Qi Gong tekniği eğitim ve sertifika sahibi
Reconnective healing ( Tekrar bağlantılı iyileşme teknikleri)
Reconnection uyumlaması ( Tekrar evrenle bağlantı ve meridyenlere uyumlama) Dr.Eric Pearl’den eğitim ve sertifika
Quantum Touch ve Quantum Jumping eğitim ve sertifika
Hong Kong; Jin Shin (Yüksek Dokunuş) eğitim ve sertifika
Qi Gong tekniği eğitim ve sertifika sahibi
Rusya; Teleportasyon (zihinsel taşıma) Prof. Nikolai Nikolayovich Denissov’dan eğitim ve sertifika
Avustralya; Oto Hipnoz ve Kinesiloji ( bedenin konuşması) Dr. Howard Talbot’dan eğitim ve sertifika sahibi
Fransa; NLP International, Quantum Physiology (NLP Uluslar arası CNV Kuantum Psikolojisi) Psikiyatrist Dr. Marco Paret’den eğitim ve sertifika
Belgrat Sırbistan; Psikoloğ Zivorad Mihajloviç Slavinski'den PEAT ve Deep PEAT tekniği ( Ana enerji aktivasyonu) eğitim ve sertifika.
Parmak Ucu Tekniği (The Finger Tip Technique),
Metal Bükme ve yumurtayı dik durdurma tekniği,
Aspectics tekniği,
Gnosis (ben kimim) tekniği,
inner magic of words (Kelimelerin İçsel Sihiri) Psikolog Zivorad Mihajloviç Slavinski’den eğitim ve sertifika
Yukarıda yazılı aldığım eğitim ve sertifikaların yanı sıra dünyanın birçok ülkesinde uzman isimlerden dönüşüm metodları üzerine eğitim ve sertifika sahibiyim.
ARTT’nin marka tescili sana mı ait?
İçsel duyumlarım, bilgi birikimi ve deneyimlerimle çok daha etkili hızlı, radikal, en önemlisi kalıcı dönüşüm sağlayan ARTT “Akashic Records Transformation Technique” olarak adlandırdığım yöntemi, yeni bir sistemi yarattım ve adıma marka tescilini aldım.
Türkiye’nin ilk Dönüşüm Metodu uzmanlarından olan Güneş Tan, Dünyaca ünlü birçok bilim adamının desteklediği ÖZÜNE DÖNME çalışmalarını bireysel seanslarla yürütmeye devam ediyor.
Buğüne kadar nasıl çalışmalar yaptın?
Sanırım ARTT ile ne tür rahatsızlıkları çalıştım bunu soruyorsunuz. Aklınıza gelebilecek ve hatta gelemeyecek bir sürü durumla ilgili çalışma yaptım.
Bir çok fiziksel hastalık bilhassa tıbbi yönden tedavi edilemeyen hastalıklarla ilgili çalışmaların sonucu iyileşmeler olunca müthiş bir mutluluk hatta aşk gibi bir duygu hissettim. En çok depresyon, panik atak, obsesif kompulsif bozukluk, insanlar arası ilişki problemleri (anne-çocuk, sevgili, eş, iş yeri problemleri) Başarılı olamamak, para problemleri, iş yerinde yükselememek, eş bulamamak, mutsuzluk, hayattan keyif alamamak, vaginismus, ereksiyon problemleri, görünmeyen varlıklardan korkmak-etkilenmek, nazar-büyüden etkilenmeler vs.
Temel mesajın ne?
Yalnız değilsiniz, hayatı zor ve mutsuz, acı ve problemler içinde geçirmenize gerek yok. Kolay bir çözümü var, yeter ki bunu bir yaşam tarzı olarak kabul edip istikrarlı bir şekilde uygulayın. Bunu nasıl yapabileceğinizi kitabımda anlatıyorum.
Niye kitap yazmak istedin?
İnsanların dünyadaki hayatlarını cenneteymiş gibi yaşamalarını istediğim için, yol göstermek amacıyla.
Biz bu kitapla ne öğreneceğiz?
Yaşam nedir? Yaşadıklarımızı neden yaşıyoruz? Evren nedir? Neden hastalanıyoruz? Nasıl iyileşebiliriz? İşte bunları öğreneceğiz .
Yaşadıklarımızın genlerimizi, DNA'mızı nasıl değiştirdiğini ispat eden araştırmalar.
Danışanlarımla yaptığım bir kaç seansın notları. Bilinçaltıyla ilgili bugüne kadar bilinmeyen gerçekleri. ARTT'ı uygulama tarifi ve değişim yaratan zihin eğzersizleri.
98 yaşında ama 48 yaşında gösteriyor. Yaşlanmadan yaşayan ve felç dahil bir çok hastalığı iyileştiren bir adam Yogi Kazım. Bütün sır bilinçaltına hakimiyette...
Kazadan sonra anda kalmayı öğrendim!
Gözde Ateş ODTÜ sosyoloji mezunu, son derece başarılı bir iş hayatının ardından geçirdiği bir kaza ile hayatının yönünü değiştiren ve şu anda çiçeği burnunda bir yaşam koçu olarak çalışan bir dostum. Kendisi bana çok çok takıldığım bir konuda, yazmak konusunda koçluk yaptı ve doğrusu çok ciddi korkularımın olduğunu ortaya çıkardı. İkinci seansa bir türlü gidemedim ama gitmeye çok niyetim var. Gözde’nin hikayesi çok çok ilginç ve çok azim dolu geliyor bana. Bu nedenle bloğumda onunla bir röportaj yapmak istedim. Genç yaşta geçirdiği büyük bir kazadan sonra öbür tarafa gidip gelmiş ve tam 6 ay hafızasız yaşadıktan sonra yeniden hayata dönmüş ve dönüş o dönüş hayatının bütün rotasını çevirmiş...
Aycan Aşkım Saroğlu
· Biraz kendini tanıtır mısın?
İstanbul’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere farklı şehirler ve ülkelerde gerçekleştirdim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdim. Üniversiteyi bitirir bitirmez çalışma hayatım başladı. Uzun yıllar özel sektörde üst düzey yöneticilik yaptım. Şimdi gerçekten istediğim işi yani koçluk yapıyorum.
· Daha önce üst düzey yönetici olarak çalışıyordun, şimdi ise koçluk yapma kararı aldın. Neden?
Evet uzun yıllar üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra koçluk yapma kararı aldım. Neden mi? Çünkü üniversiteden sosyolog olarak mezun olduğum , üniversitede sosyoloji , psikoloji ve felsefe ağırlıklı dersler aldığım halde özel sektörde bu konuda çalışma şansım olmamıştı. Ama kendimi mutlu etmek için kendi istediğim bir yolda yürümeliydim. Bu yol ise koçluk yapmaktan geçiyordu.
· 2008 de bir kaza geçirmişsin, biraz ayrıntılarından bahsedermisin? Nasıl oldu?
2008 in ocak ayında işten evime doğru giderken kendi kullandığım bir arabada ölümcül bir trafik kazası geçirdim. Karşı şeritte seyretmesi gereken bir araba ters yöne yani benim şeridime geçiyor ve arabamın üstüne çıkıyor. Sonrası uzun bir hikaye...
· Biraz ayrıntılarıyla o zamanı anlatır mısın?
Tabii ki. Ben kaza anını hatırlamıyorum. Bu kazadan dolayı komaya girmişim. Daha sonra acilen ambulansta ilk müdahale gerçekleştirilip tekrar nefes almam sağlandıktan sonra hastaneye kaldırılmışım. Hayatta kalabilmeme çok zor gözüyle bakılıyormuş. Uzun süre makinaya bağlı nefes almam sağlanarak yoğun bakımda kalmışım. Çarpmanın etkisiyle oluşan beyin kanamasından dolayı ödem oluşmuş beynimde neyse ki o geçmiş. Yine şiddetli darbeden dolayı kalbimde pıhtı meydana gelmiş ve bu pıhtının akciğerlere ya da beyne sıçraması ciddi bir tehlike yaratacağından yani boyundan aşağısının tutmaması ya da kalbin durması gibi nedenlerden dolayı açık kalp ameliyatı geçirmek zorunda kalmışım. Ameliyat sonrası vücudumda bulunan enfeksiyon riski, 40 kiloya kadar düşmem ve ciğerlerimden 2.5 litre su çekilmeside cabası. Bundan sonra yüzümün sol tarafı baştan aşağı kırık olduğu için yüz ameliyatı geçirmişim. Sol göz sinirim kopma noktasına geldiği için bir de göz ameliyatı olmuşum. Bu süre zarfında hafızam yerinde olmadığından dolayı son çare olarak ailemin yardımıyla evime çıkmamın ve bu sayede bir ihtimal hafızamın yerine gelebileciğini söylemiş doktorlar. Eve çıktıktan sonra yavaş yavaş birşeyleri hatırlamamla birlikte 6 ay sonra tam anlamıyla hafızam yerine gelmiş. Şimdi de gördüğünüz gibi gayet sağlıklı bir şekilde ikinci hayatımı yaşıyorum. İstenirse olamayacak birşey yoktur. Çevremdekiler bana artık mucize bir insan olarak bakıyor. Ben de gülerek sessiz kalmayı tercih ediyorum.
A
· İyileşmende en çok hangi duygu ve düşünce hakimdi?
Benim sözlüğümde başarısızlık kelimesi yoktur. Hayata dört elle sarıldığım ve asla pes etmediğim için bugün bu hayatı yaşıyorum. Olumlu düşündüğün sürece ve evrene pozitif mesajlar verdiğin için sana geri dönüşleri de istediğin gibi olacaktır. Buna güzel bir örnek olduğumu düşünüyorum.
· Kazadan sonra hayatında neler değişti? Nasıl farkındalık kazandın?
Yeni bir hayata merhaba dedim. Hayatımda ki herşeyi sorgulamaya başladım. Ve anda kalmanın önemini keşfettim. Bu ikinci hayatımda mutlu olmalıydım. Bunu nasıl yapabilirdim ya da nasıl başarabilirdim? Günlerce bu sorunun cevabını aradım. Gerçekten zorlu bir dönem geçirdim aradığım cevapları bulabilmek için. Ve sonunda bulduğuma inanıyorum. Kötü olaylar güzel şeylerin başlangıcı oluyormuş. Bunu farkettim.
· Şu anda hayata nasıl bakıyorsun?
Hayata gerçekten hep pozitif bakılması gerektiğini anladım. Ve gerçekten anı yaşayabilmek önemli benim için. Bence hayat sonuna kadar her anını değerlendirerek yaşamaya değer...
· Neden koç olmaya karar verdin?
Üniversitede gerçekten istediğim bölüm olan sosyolojiden mezun olmuştum. Yıllardır özel sektörde üst düzey yöneticilik yapsam da mutluluğu yakalayamamıştım. Çünkü gerçekten sevdiğim işi yapmıyordum. Yıllardır koçluk çok istediğim ve yapmaktan keyif alacağımı hissettiğim bir meslekti. Ama çalıştığım için bu işe yeterince odaklanamıyordum. O yüzden ilk iş olarak işten ayrılıp bu konu da araştırma yapmam gerekiyordu. Ve bunu yaptım. Koçluk insanları gerçekten odaklı düşündürerek kendi farkındalıklarını ya da kendi potansiyellerini ortaya çıkarmayı sağlayan sistemler bütünüdür. Koç ise bütün bu sistemleri farkındalıkla bilerek uygulayan kişidir. Ayrıca Koç , koçluk yaptığı kişiyi yargısız bir biçimde derin dinleyerek sonuçlara ulaşabilmesi için yöntemler konusunda ki yetkinliği ile o yöntemleri kullanan ve o kişiye ait özel bilgiyi ömürboyu gizli tutabilen yol arkadaşıdır. İşte bu kişilerden biri ben olmalıydım. Çünkü aldığım eğitimle tamamiyle örtüşen ayrıca daha önce de belirttiğim gibi gerçekten yapmaktan çok keyif alacağım bir meslekti. Bende bu yüzden koç olmaya karar verdim.
· Nasıl bir eğitim aldın?
Koçluk başlangıcı olan ama asla sonu olmayan bir eğitimi içerir.
Detaylı araştırmam sonucunda ICF onaylı olan Türkiyede ki uluslararası bir firmadan koçluğun bilimini öğrendim. Ve ICF yani Uluslararası Koçluk Federasyonu onaylı bir koç oldum. Şimdi bu süreçte yolumda kararlı adımlarla ilerliyorum. İnsanların hedeflerine odaklanıp, farklı yollar bularak hedeflerine ulaşmaları beni paha biçilemez bir mutluluğa kavuşturuyor.
· İnsanlara tavsiye önerilerin neler?
Hayata pozitif bakmamız başlangıç noktamız olmalı. Beyin asla negatif algılamaz. Her insanın çözüm kendindedir. Çünkü insan gereksinim duyduğu tüm kaynaklara sahiptir. Yeter ki hayata 360 dereceden bakabilelim. Gerçek ve belirgin bir hedefimiz olduğu sürece ona daima ulaşabiliriz. Çözümü kendimizdedir. Bunu bilelim yeter.
Ali'nin sırrı Arı'nın Sırrı: RA'nın gözyaşları...
Sevgili dostum, astrolog Emine Gücek'ten muhteşem bir yazı, arılar ve derin ezoterik anlamları üzerine...
Emine Gücek
Kelimelervardır çekim gücüne sahip,zamanın bir noktasına sizi bir an,renk,imge ve kokuya götürür duraksız.Mesela mı? "ARI" gibi...Evet yanlış okumadınız...ARI....
Neşeli,güneşli günler ve açık havalarda yapılan enfes pazar kahvaltılarının davetsiz misafirleri Arılar....
"İşte rengarenk bir dünyaaaaaa,çiçeklerle dolu rüyaaaaa!!!" melodisi ve sözleriyle şu an bile yüzümde kocaman bir tebessüme neden olan,çocukluğumun "iyi huylu" ve "en yardımsever" kırmızı,turuncu saçlı arısı,Arı Maya....
Bir dönem kanser yapıyor iddialarıyla itibarı ciddi anlamda darbe almış,aile bireylerinden, öğretmenlerden gizlice ve derin bir nefesle içimize çektiğimiz teneffüs saatlerine, zamanda yol aldığım geçmişimin,çocukluğumun mis kokulu Arı Maya logolu silgileri.
Ankaralı yıllarımın Büyülü Fener'inde, büyülenerek izlediğim muhteşem yapıt Eşkiya filminin ünlü çiçek ve arı repliği;
Cumali: Çok korkuyorum Eşkıya, beni bırakma çok korkuyorum. Baran: Korkma! Sadece toprağa gideceksin, sonra toprak olacaksın, sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin, oradan özüne ulaşacaksın. Çiçeğin özüne bir arı konacak. Belki o arı ben olacağım....
Cümleleriyle "an" ve "zaman" ın bir noktasında yok olup farklı boyutlara gittiğimi hissettiren muhteşem varlıklar;Arılar....
Belki de Dünya'nın en muhteşem Navigasyon sistemine sahip olan, yapımlarında 109 derece 28 dakika ve 70 derece 32 dakikalık açıyı kullanan altıgen peteklere sahip yegane savunma mekanizması olarak iğneyi kullanan ancak bunu kullandıktan sonra ilginç olarak kendisi de can veren ilginç varlıklar.
Ekosistem ve Biyolojik açıdan değerlendirdiğimizde ne denli muhteşem varlıklar olduğu hepimiz tarafından aşikar.Albert Einstein'a göre bitkileri döllemelerinden dolayı, türleri yok olduğunda bitkiler yok olacak, sonra da hayvanlar ile birlikte insanlar yok olacaktır.
Tasavvuf ve Arı
Ezoterik ve sembolik bağlamda baktığımızda ise çeşitli söylencelerde Arı'ya atfedilen farklı semboller vardır.Şii inançlarında Arı -Ali sembolizması oldukça yaygındır.Allah'ın Aslanı Ali Arılar şahıdır ve denir ki iki sırra akıl ermez: Ali'nin Sırrı ve Arı'nın Sırrı"
Bektaşilikte "BAL", dervişin ulaşmaya çalıştığı kutsal gerçekliğe, "ARI" dervişe işaret eder. KOVAN ise çokluk ve kalabalıklığı nedeniyle VAHDET'İN yani BİR'liğin tam tersi olan KESRET'e işarettir
"Tin",Öz",Ruh"Söz" simgesidir Arı.Nefesleriyle ünlü Bektaşi şairi Hasan Dede ne demiş arı için:
Arı var uçup gezer
Teni tenden seçip gezer
Canan bizden kaçıp gezer
Arı biziz bal bizdedir.....
Balı ve İğnesiyle İsa'nın sembolüdür aynı zamanda.
Antik Yunan Ve Melissa...
Zamanda Yunan mitlerine doğru yol alıp, kapı araladığımızda baş tanrı Zeus'u büyüten varlığın Melissa yani arı olduğunu görürüz. Baş tanrı Zeus'un sıfatlarından bir "Arılar Kralı" dır.
Zeus arıların olduğu bir mağarada dünyaya gelir ve onlar tarafından beslenir. Zeus Melissa tarafından beslendiği için Zeus'un bir başka adı da Melisaeus'tur.Yunan Mitolojisinde arılar, Musa adı verilen ilham perilerinin kuşları ve tanrıların habercileri olarak görülmektedir..
Arı-Anne-Tanrıça üçlemesi, Yunan mitolojilerinde oldukça geniş bir biçimde yer alır ve bir anlamda Arı bu dünyaya gelişin simgesidir. Yeniden doğuşun simgesi olarak görülen arı bu nedenle Delphi'de bulunan mezar taşlarının üstünde kabartmalar biçiminde yer alır.
The Bee and the Great MotPorphyry (AD 233 to c.304) writes: “The ancients gave the name of Melissae (bees) to the priestesses of Demeter who were initiates of the chthonian goddessArkeolog Marija Gimbutas'a göre "Artemis","Melissa" esasında Arı'dır.Boğa ve Ay ile bağlantılıdır..Periyodik yenilenme ve doğmuş ruhların aşağı bu dünyaya(Boğa)çekilmesi ise Ay(Tanrıça) bağlantılıdır.Bu nedenle Arı-Ay semboliği yaşam ve ölüm ile bağlantılıdır. Astrolojik olarak bu Dünya Boğa burcu ile ifade edilir ve ruh Dünya'ya(Boğa),Ay ile girer.
Giritliler Arı'yı rejenerasyon,şifa,saflık,ilahi olan kavramlarla ifade etmişlerdir.Özellikle bal arısını tanrı ve tanrıçaların habercisi olarak görmüşlerdir.
Antik Yunan dinlerinde bazen Demeter ile özdeşleştirilir ve hepimizin bildiği yeraltına kaçırılma hikayesi olan Persephone öyküsü ile iliştirilir.Cehenneme inen ruh ve gövdeden çıkan ruhun yani doğum ve ölümün simgesi olarak görülür Arı.
Ünlü Yunan filozofu Platon'a göre kendi halinde yaşayan insanlar ölümlerinde sonra tekrar arı şekline dünyaya bedenlenirler.
How did these titles of Melissa for the Great Mother and her priestesses as Melissae come
Avrupa ve Arı Metaforu...
The bee-keeping activities of the Minoans of Crete is documented not in myth but by many other ancient sources, including hieroglyphs, representations of actual beehives and engraved images. Neolitik dönemin başlangıcından itibaren yüksek anlamda atıflar yüklenen Arı Doğu Avrupa kültüründe de önemli bir yer tutmuştur.Macarca'da "Anya" ve "Meh" sözcükleri anne,arı,rahim,arı kovanı,embriyo,fetus gibi birçok anlamlara da gelmektedir.
Litvanya'da kadınlar tarafından gerçekleştirilen eski bir kehanet yöntemi ise şudur;saf suya erimiş bir balmumu dökülür ve katılaşan mumun almış olduğu şekiller tali,baht ve şans yorumlarında kullanılır.Arıların doğal bir simyacı olduğunu düşünen Eski Avrupalılar arı yetiştiren kişilerin de erdemli ve dürüst olması gerektiğine inanmışlardır.
Druidler ve Kelt efsanelerinde arılar Güneş'in ruhundan gelir ve gizli bir bilgeliğe sahiptir.
Alman öğretilerinde ise arılar kaderi yaşamak için bu dünyaya inmiş varlıklardır.
Germen mitolojisinde bereket tanrıçası Frejya 'nın altın olan döktüğü gözyaşları arıya atfedilir.Tıpkı Ra'nın gözünden dökülen yaşlar gibi.
Tanrıların içkisi olarak bilinen 6000 yıl demlenmesi beklenen "Mead" farklı kültürlerde Hidromel,Balche adlarıyla anılır. Fermente bal ve su ile yapılmış olan "Mead" en eski alkollü kutsal bir içecek olarak bilinir.
Arizona Kızılderililerinde kış gündönümünde şifa ve sağlık ayinlerinde şaman bal saçar ve un döker.Çünkü temizleyici ve arındırıcı bir özelliğe sahiptir arı ve bal...
Antik Mısır Ra'nın Gözyaşları ve Arı:
Milattan önceki dönemlerde Mısır yazmalarında firavunları temsil eden kutsal bir canlıydı arı.Eski Mısır'ın en büyük tanrısı olan Ra' nın dünyadaki gözyaşları olarak bilinir ve Güneş sembolüne atfedilirdi.Bal-arı -kehribar ve güneş iç içe geçmiş bir metafordu Mısır'da...
O dönemde arı ve bal temizlik ve saflığın simgesi olarak kutsal bir yere sahip olduğu için Yunanistan ve Suriye'den bal getirilir ve hatta memurların maaşının bir bölümü bal ile ödenirdi.
Mısır'da Firavunların ilk dönemlerinden başlayarak yöneticilik nişanı ve amblemlerinde arı figürü önemli bir yer tutar.
Mumyalama tekniğinin oldukça güçlü olduğu Mısır'da ölülerin saklandığı lahidin hava almasını engellemek amacıyla balmumu kullanılmıştır.Bazen de ölüler direkt bal küplerinin içine yerleştirilir ve kapakları balmumu ile kapatılırdı.
Bal ve arı diğer bütün kültürlerde olduğu gibi Mısırlılarda da bereket ve doğurganlık ile özdeşleştirilir,kapı eşiklerine bal sürülürdü.
Doğu Ezoterizminde Arı..
Hindistan'da Tanrı Vishnu genellikle alnına dayanmış mavi bir arı ile görülür bazen de tanrıçayı sembolize eden lotus çiçeği üzerinde oturan mavi bir arı formunda karşımıza çıkar.AntikTo the Druids, bees came from the paradisal world of the Sun and of the Spirit, and in Celtic myth bees were said to possess a secret wisdom garnered from the otherwor In India, the God Vishnu is often seen with a blue bee resting on his forehead or he is depicted as a blue bee sitting on a lotus blossom, which represents the GoddesHint kültüründe ise Ay ve Ağlama tanrıçası olarak bilinen Soma'nın sembolü Arı'dır.İlginç bir biçimde Soranicede de "göz nuru" anlamına gelir.
Acının bal;sıratın yol eylenmediği bir dünya düşüyle......
EMİNE GÜCEK
90'lık delikanlı: Yogi Kazım sıradışı bir şifacının öyküsü
90"lık bir delikanlının sıradışı öyküsü, dünyanın tanıdığı üstat Yogi Kazım'ın ilk kitabı.... Yaşlanmadan Yaşa...
Aycan Aşkım Saroğlu
Yogi Kazım röportajlarımı bilenler bilirler, kendisini tam 8 yıldır takipteyim. Eğer böyle bir insan Türk pasaportu değil de yabancı bir pasaport taşısa idi dünyanın en çok tanıdığı insanların başında gelirdi. O bir mucize, o bir 90'lık delikanlı, daha doğrusu 96 yaşında ve 30 yaşında bir adamın yapabildiğini yapıyor, geçirdiği felci kendi yöntemiyle iyileştirmekle kalmadı, içinde krallar, cumhurbaşkanları da olan sayısız insanı ayağa kaldırdı. Kendi geliştirdiği YOKA tekniği ile genç kalmanın, yaşlanmadan yaşamanın sırlarını anlatıyor. Ve bu onun ilk kitabı. Kitabı gazeteci Fügen Yıldırım tam 7 yıl uğraşarak yazdı. Nacizane kitabın projelendirilmesinde ve yeniden yazılmasında benim de katkım oldu. Yani kitabın süt annesi de ben sayılırım. Şimdi Doğan Novus etiketiyle yarından itibaren piyasalarda olacak. İçinde Yogi Kazım'ın kendi hayat hikayesinin yanı sıra beslenme sırlarını, ve herkesin yapabileceği patenti ona ait YOKA hareketlerini de bulacaksınız. Bu muhteşem ilk kitabı kaçırmayın derim... Yaşlanmadan yaşamanın ve 90'ında torununla dans etmenin sırları...
Not: Bu sitenin arşivinde Yogi Kazım'ın röportajlarının ayrıntılarını bulacaksınız..
Acun Ilıcalı, Kıvanç Tatlıtuğ ve Kerem Bürsin, neden bu kadar seviliyorlar?
Onur Baştürk yarınki yazısında bir film üzerinden hareketle Kıvanç Tatlıtuğ ile Kerem Bürsin rekabetini yazmış.
Mavi Jeans'in yeni yüzü üzerinden Tatlıtuğ'un Kerem Bürsin'e dair rahatsızlığı olabileceğini ima etmiş.
Tatlıtuğ'un haritasını zaten biliyordum merak edip Kerem Bursin'e de baktım ve bariz gördüm ki Türkiye'nin yıldızlarına ikisi de dokunuyor.
Kıvanç Tatlıtuğ bir Akrep, ay burcu da yengeç. O bariz Türkiye için biçilmiş bir insan çünkü Türkiye'nin güneşi Akrep, yükseleni de Yengeç ve ay burcu İkizler. Venüs Akrep, Mars Terazi.
Kıvanç'ın güneşi Akrep Türkye'nin güneşiyle kavuşumda, Ay'ı yengeç Türkiye'nin yükseleni ile kavuşumda.... Yani daha ne olsun-?
Kerem Bürsin ise İkizler burcu. Türkiye"nin ay burcu da İkizler.
Bir ülkede Ay genel olarak halkı ama en çok da kadınları temsil ettiği için Kerem Bürsin kadınların çok seveceği bir oyuncu olacak diyebiliriz. Ay bilinçdışı çekildiklerimizi anlatır ve çok önemlidir. O yüzden Türkiye'nin ayı ile Kerem Bürsin'in Güneş'inin kavuşması büyük çekim veriyor...
Bir astroloji bilgisi. Bir ülkede çok parlamanız ve sevilmeniz için o ülkenin yıldızlarıyla sizin yıldızlarınızın da uyumlu olması gerekiyor, yani yıldızlarınız o ülkeyle çok alakasızsa çok fazla yükselme şansınız kendi haritanızda olsa bile çok da fazla değildir... Gelelelim ülkenin büyük aşkına... Ne yapsa tutuyor denen Acun Ilıcalı'ya... TV8'i aldı ve kanal aldı yürüdü... Peki ya sebeb? Eh yıldızları o kadar uyumlu ki...
Acun Ilıcalı, İkizler burcu, Ay burcu da Akrep'te... Ilıcalı ne yapsa başarılı oluyor, peki neden? kodları nedir.
Ilıcalı'nın Güneş'i İkizler ile Türkiye'nin ayı İkizler kavuşum, Türkiye'nin güneşi Akrep ile de Ilıcalı'nın Akrep ayı kavuşuyor. Bu kavuşumlar iki insan arasında olsa, ruh eşi derdik.
Bir ülke ile bir insan arasında olduğunda ise büyülenme, büyük sevgi , büyük anlayış ve bağlılık diyoruz. O yüzden Ilıcalı tam olarak ülkenin kodlarına dokunuyor. Ne yapsa tutuyor, çünkü nabız elinde...
Aycan Aşkım Saroğlu
Arda Sinem: Bir sinastri denemesi...
Aycan Aşkım Saroğlu
Arda Turan'ın açıklamalarıyla gündeme gelince sırf meraktan ikisinin haritalarına kısaca bir bakayım dedim. Arda Turan ve Sinem Kobal'ın. Yükselenlerini bilmiyorum ama Arda'nınkinin koç, Sinem'inkinin de Terazi olduğunu tahmin ediyorum. Haritaları o kadar uyumlu ki bu kadar olur. Kolay kolay neden kopamadıklarını anladım, yıllarla birlikte, kopsalar da unutamadıklarını da ancak elbette gençlik nedeniyle belki de yeterince anlamlandıramıyorlardır. İnsan o gençlik yıllarında büyük bir aşkla karşılaştığında "nasılsa hayat benim, bu olmazsa başkası olur" zannıyla çoğu zaman hareket ediyor, bu gitsin yenisi gelir diyor, aslında geliyor da ama her gelen aşk olmuyor, o duygu yoğunluğu, o diğer herkesten farklılık duygusu olmuyor. Ancak zaman geçtikten sonra zaman o ilişkinin değerini takdir ediyor. Bazen bunu anlayıp insanlar geri dönüşler yapabiliyorlar ve yeniden yakalayabiliyorlar. Arda Turan'ın yükselen burcunun Koç olduğunu tahmin ediyorum ve bir erkeğin haritasında agresyon, ataklık, savaşçılık gezegeni olan Mars'ın yeri de çok önemlidir ve Arda'nın Mars'ı da Koç'ta, büyük ihtimal kuzey aydüğümü vce yükseleni ile kavuşuyor. Mars Koç tam anlamıyla feth etmek demek, Koç başlatan öncü atak ve hızlı enerji, bu, Mars koç onun hızlı atak ve agresyon futbolunu da açıklıyor. Güneş'i kova olduğu için de iyi ölçüm biçim yaparak, futboluna zeka da katıyor. Ay burcu da Kova Arda'nın Venüs burcu ise Yay, yine Yay Uranüs'ü ve Yay Satürn'ü ile kavuşmuş durumda. Venüs ve Ay bir erkeğin haritasında beğendiği kadın tipini belirtir. Ay Kova zaten Kova'nın Aslan burcunun tam karşıtı. Yani Aslan-Kova bir akstır, hem birbirini tamamlama hem koparma enerjisi taşır. Yani eksik yanlarını diğerinde görürsün. Dolunay enerjisi de denir. Sinem Kobal'ın da Güneş burcu Aslan. Yani hem Güneş burcları birbirine karşıt tamamlama enerjisinde hem Arda Turan'ın ay burcu ile Sinem Kobal'ın Güneş burcu karşıt. Astrolojide erkeğin Ay burcu ile kadının Güneş burcunun bağlantıda olması en büyük çekim açılarından biridir. Çünkü eril ve dişil prensiplerin birbiriyle bağlantıda olması gerekir. Kaldı ki Arda Turan'ın Venüs burcu Yay, zaten ateş elementinden bir kadını çekici buluyor. Aslan ki Sinem Kobal'ın hem Güneş'i hem Venüs'ü de Aslan'da tam olarak tamamlayan çift. Hareket etme tarzları da benziyor, Çünkü Turan'ın Mars'ı Koç, Kobal'ın da Mars'ı Aslan... Arda Turan'ın partil pluto güneş karesi var. Bu onu zorlayan arada güç savaşlarına girmesini sağlayan bir açı. Yine Venüs'ü ile Uranüs ve Satürn kavuşumu ilginç bir özellik katıyor ona. Uranüs özgürleşmeyi Satürn ise bağlanmayı sever. Özgürlük ve bağlılık aynı Venus'te toplanmış. Yani bir yanı özgür bir yanı bağlı. Bu onun içindeki enerjilerden biri. Kendi yaşam yolculuğunda rayına oturtması gereken bir puzzle. Sinem Kobal'da bu enerji farklı çalışıyor. Bu arada Kobal'ın ay burcu da Koç, çok yoğun ateş enerjisi olan Kobal kolay kolay oturup bekleyecek bir insan değil, yükseleni Terazi olabileceği için çok fedakarlık yapar ama Koç Aslan enerjileri onun susup beklemesini zorlaştırır... Normal olarak bu tür haritalara bakmıyorum, ancak gerçekten merak ettim, haritaları o kadar astrolojinin sinastri denen ikili ilişkiler karşılaştırmasına elverişli olunca paylaşayım dedim. Ama bazen bu kadar uyum bile mutlu olmaya yetmiyor. Çünkü mutluluk için en önemli şey karşılıklı fedakarlık. Daha doğrusu ben kavramını bir miktar bize çevirmek. Ama o biz'in içinde de Ben'i unutmamak. İkisine de mutluluklar dilerim...
Not: Arda'nın yükseleninin Yengeç Sinem Kobal'ın ise İkizler olduğunu ögrendim. Ama yine de analizimi elbette çok değiştirir ama ben yazdıklarımı çok değiştirmeyeceğim. Eğer Arda'nın yükselen burcu Yengeç ise mutlaka daha evine bağlı, daha anne, daha yengeçvari biriyle rahat eder. Öte yandan yine de Venüs ve Ayı'nın kova ve Yay olması aradığı kadının biraz da dışa dönük ve gösterişli olması gerektiğini vurguluyor. Yani bir çelişki...
Destuur Satürn geliyor... İntikam ve karma!
Aycan Aşkım Saroğlu
İntikam almaya gerek yok, otur bekle, bugün seni incitenler, sonunda hayatlarını b.. ka çevireceklerdir, eğer şanslıysan, Tanrı bunu görmene izin verir... Koyduğum fotoğrafta bu yazıyor. Doğrusu çok güldüm ve paylaşayım istedim...Hazır Satürn 29 derece Akrep'in son saatlerini diyeyim yaşayıp yeni dersler vermek üzere Yay'a ilerlerken...
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Muhteşem Süleyman söylemiş bunu ki kendisi 40 yıl boyunca devlet-i Ali'yenin tepesinde durmuş bir insan... Hamdolsun şükürler olsun. Ucuz atlattım sayılır sol omzumu pek kıpırdatamasam da. Artık 29 derece satürn mü yaptı yoksa ay oğlak birinci evdeki öncü yengeç ayıma pluto ve uranüs şaplaklarıyla mı indirdi yoksa yoksa 3 yıl boyunca Yay İkizler aksını hallaç pamugu gibi attıracak Satürn efendinin, "destuuur Satürn geliyor" deyişi imiydi bilemiyorum, artık Allah ne verdiyse, yıldızlar nasıl münasip gördüyse... Ki kaderin elinde oyuncak mıyız derseniz hayır elbette değil fifti fifti diyelim bana kalırsa. Yüzde 50 çoğunluk onun elinde, onun elinde derken yine biz yaşadığımız karmalarımızla bunu ona ihale etmişiz, yapmışız etmişiz atalarımız har vurup harman savurmuş, geçmiş yaşamlarda artık kul hakkı mı yedik, aşkın değerini bilmeyip birilerini mi ağlattık, yoksa zalim olup can mı yaktıksa gelmişiz böyle, bu haritayla. Bu hayatta ise bize düşen muhakkak ki olumlu karma yaratıp kalanları temiz geçirmek elden ne gelirse, Allah ne verdiyse sofraya koyup yemek. İşte böyle Satürn efendi teşrif ediyorlar. Yeni döngüme hoş geldin derken huzurlarınızdan Satürn güzel karmalarla gelsin diyerek ayrılıyorum. Kuşkusuz ki evrende her yaptığımız ve düşündüğümüz kayda geçiliyor. O yüzden dikkatli olmakta yarar var. Hele ki şu dönemlerde anında görüntü şeklinde cevaplar geliyor. Yoga yap karma temizle yak canım çıktı. Ne kadar backbands öne eğilme nefes yap yak yak bitmiyor artık ne yaptıysam. . Öte yandan zaten dua ediyorum mümkün olduğunca olumlu davranmaya çalışıyorum.Valla benden söylemesi çocukları yogaya başlatın, hem karmayı küçük yaştan yakmaya başlarlar hem bedenleri sağlıklı olur hem ruhsallıkları gelişir hem tamamen olumlu düşünürler... Hayırlı Satürn tranistileri...
Kıskançlık, tarot ve şans! Işıkla karanlığın savaşındaki yerin nedir?
Aycan Aşkım Saroğlu
Bu aralar facebook'ta bakıyorum da kıskançlıkla ilgli yazılar ardı ardına görüyorum. Yakın arkadaşlarım da paylaşıyor benim de şu sıra üzerinde çalıştığım takıldığım bir duygu bu. Malum Satürn Akrep burcunda 29. derecenin sonlarında geziniyor. 29 derece zaten anaretik derece demek yani son dereceler bir etkinin en kötücül göründüğü zamanı içerir. Sembolikleri bakarsak akrep zaten büyük dönüşüm ölüm yeniden doğuş demek. Satürn de büyük öğretici, tarottaki kartlarından biri Şeytan... Yani dünyevi derslerin de kartı, egonun da. Aynı zamanda Oğlak burcunu yönetiyor. Neyse konuyu dolandırmadan söyleyeyim şu sırada kıskançlık meselesini kimimiz ruhsal kimimiz maddesel planda tekrar tekrar deneyimliyor ve gözden geçiriyor olabiliriz. Bu meseleyi dönüştürmek için de çok doğru bir zaman.
Bana gelince her şeyi kendimle en iyi anlatabildiğim için şu sırada bununla ilgili bana çıkan dersi paylaşmak istiyorum. Malum uzun bir süredir Tarot'la ilgileniyorum. Doğrusu Tarot altı lavlarla dolu bir ırmağın üzerindeki ipten köprüden geçmek gibi, tarot açtığında sürekli bir heyecan yaşıyorsun ama hiç de kaçarı yok. Düşersen bayagı yanıyorsun, seni orada kılıç dokuzluları, onluları, şeytan, yıkılan kule kartları filan bekliyor. Ama başardığında güneşe, imparatoriçeye filan da ulaşıyorsun. Her neyse geçenlerde kendime tarot açıp şu soruyu sordum ve asıl yazının konusu olan şeyi paylaşmak istiyorum. Sorduğum soru şuydu? Hayattaki doğuştan getirdiğim şansı hangi kartlar gösteriyor. Bir çok kart çektim 12 adet çektim. 12 adet çekmemin nedeni 12 gezegen olması, bir de özet olsun diye, 13. kartı da çektim. Böylelikle 12"den 1"e gittim ve kendimce bir daireyi tamamladım. Her neyse sırasına çok önem vermeden çektim ama beni ilgilendiren ve belki de çoğumuzu ilgilendiren bir kartı çektim. Bu kart Güç kartı. Anlamı da çok sembolik. Çok çok çok önemli. Hayattaki şansım nedir sorusuna çektiğim kart Güç kartı. Tabii başka kartlar da var ama ben bu kartı en çok enemsedim ve onu anlatmak istiyorum.
Güç kartını anlatmak için önce biraz Büyücü kartı'ndan söz etmek gerekiyor. Büyücü kartı Tarot'un en önemli kartlarındoan biridir ve Büyücü'nün masasında 4 elementin simgesi olan şeyler durur, bunlar bir asa, bir kupa, bir kılıç ve bir tılsım'dır. Bunlar Tarot'ta dört elementi simgeleyen kartların birer semboliğidir. Yine Büyücü'nan başının üzerinde sonsuzluk işareti vardır. Bu aslında Büyücü'nün bilinçdışı güçleri ile bilinçli güçler arasında denge kurabilidiğini ve bu denge sayesinde yaratım enerjisine geçebildiğini gösterir. Yani o isteklerini maddi alemde gerçekleştirmeye muktedir olarak sonsuzluğu ulaşmayı başarır. Zaten IChing'de de Yaratıcı hexagramı ile temsil edilir bu kart. Yani Büyücü'nün oldurma gücü vardır.
Bana bu kart çıkmadı ne yazık ki şans kartı olarak keşke çıksaydı ama bana bunun yerine Güç kartı çıktı. Ama onun da Büyücü kartı ile benzerlikleri var. Güç kartının resmine baktığınnızda orejinal tarot destesinde beyazlar giymiş başında defne yaprağı olan bir kadın kırmızı renkli bir Aslan'ı yola getirmiş başını okşayarak sevmektedir. Ve kadının başında tıpkı Büyücü kartında olduğu gibi bir sonsuzluk işareti vardır. Daha çok Aslan burcu ile ilişkilendirilse de bu kartın Aslan burcu ile çok fazla ilişkisi yoktur ama Aslan burcunun temsil ettiği Ego duygusu ile yakından ilişkisi vardır. Çünkü Aslan burcunu Güneş yönetir, Aslan ormanlar kralıdır ve en yüksek egolu burçlardan biridir. Bu kartın derin anlamı ise şu... İçindeki karanlık yönlerini tanı, egonun yönlerini, yani kıskançlık, büyüklenme, kibir, kendini herkesten önemli sayma, böbürlenme, boş gruru, inat, güç takıntısı vesaire. Eğer sen bu karanlık yönlerini tanır ve onları ehlileştirebilirsen, yani bir aslanı ehlileştirebildiğin gibi o zaman senin gerçek şansın ortaya çıkar. Yani iç gücün sana tıpkı Büyücü'deki gibi hayatta birçok şeyi oldurma ya da daha doğru bir deyişle olumluyua çevirme şansı verecektir. Yani o zaman da kafanın üzerindeki sonsuzluk işaretine ulaşırsın...
Yaaa işte benim şansım bu. Tamamen bana bağlı, içimdeki ışıkla karanlığın savaşındaki galibiyetim hayattaki şansımı belirleyecek ve o zaman benim de bir Büyücü gibi istediğim hayatı yaşama, istediklerimi yapabilme şansı verilecek!... İmtihana gel... Yok öyle kafadan Güneş İmparatoriçe filan... Ama Yıkılan Kule de yok.
Eh iç simyayı nasıl değiştireceğim elbette öncelikle, inançla, çalışmayla, duayla, sürekli iradeyi kulanarak. Hadi bana kolay gelsin...
Bir Aralık sonrasının isi ve dumanı içinde, bu manzara senin, senin için sakladım bu öğleden sonrasını. T. S Eliot... Kendim dahil bütün Aralık doğumlulara gelsin!
Satürn Yay'a girerken, bir Ada'da Bakkal olmak üzerine düşünceler!
Birisi Satürn'ü sorunca aklıma geldi. Astroloji bilince de insan kurtulmuyor hele benim gibi alengirli bir haritası varsa, kötü desem değil iyi desem de değil, zorlu diyelim, armut piş ağzıma düş hiçbir şey olmayacak. Birden fazla karma ile uğraşacak, tam oldu derken yıkım yaşayacak ama sonra ayağa kalkma gücü verilecek, kalkabilecek büyük bir sıçrama yapabilecek tam yaparken birileri genelde kıskançlıktan onu engelleyecek, haksız yere kuyusunu kazacak, düşürecek, tekrar dibe inecek sonra onu yapanların da düştüğünü görecek, sonra yeniden başlayacak, harita böyle temalarla dolu yani... Allah renkliliği ve çeşitliliği esirgememiş arada tatiller varsa da pek kısa sürüyor... Geçenlerde dedim ki çocukken hani Yunan Adaları'nrda kafeler vardır, adamlar bir kahvenin önünde yıllarca otururlar, öyle günler geçer huzurlu. Hani bir bakkalları vardır, sabah alışverişi yapılır, karınca kararınca geçinilir gidilinir, çocuklar torunlar filan hayat gelir geçer. Kadınlar balkon süpürür yemek yapar aylar yıllar geçer yaşlanılır ve ölünür. Güzel huzurlu bir aynılıkta yaşanır ya... Herhalde başıma geleceği bildiğimden, çocukken hep böyle resimlere bakar "benim de böyle bir hayatım olsa" diye içimden geçirirdim. Nerde... Zaten durağan ve asude bir hayat olacaksa mutlaka Güney'de denize ormana filan yakın olsun... Sıcak iklimde deniz kenarında üzüm bağlarının pasta ve keklerin arasında olsun yani. Diğeri beni bozar. Çünkü sıfır aksiyon ve sıfır zorluk bir hayat da yani... Geçenlerde sevgili arkadaşım Ayda Ersan'la konuşuyorduk. Astrolojide kare ve zorlu açılar üzerine. Dedi ki gördüm ki özellikle ilişkilerde kare ve karşıt açılar gerekeli, biraz sürtüşme mutlaka olması lazım, sürtüşme olmayan ilişkiler mutlaka bitiyor ve kişi mutlu da olmuyor dedi. Çünkü çelişkiler biraz atraksiyorn ve heyecan katıyor. Oradan söz Türkiye'ye geldi... Ben dedim ki işte Türkiye, hep aksiyon, dakkada bir olay oluyor, nefes alacak zamanın yok, sürekli bir kriz bir sarsıntı bir yıkım ve tekrar doğum filan... Tabii bunun da dinamizm getiren bir yanı var. Öte yandan engelli koşu gibi sürekli yürek ağızda geziyorsun. Oradan aklıma geldi, geçenlerde İstanbul Modern'de Yüzyıllık Aşk Türk Sineması Sergisi'ne gittim tam yanında da Norveç sineması sergisi vardı... Norveç Sineması'nın sergi afişinde konular Yalnızlık, Depresyon, Alzheimer filan... Refah ülkesi nüfus az bir de güneşsiz hiç olay olmuyor.... konuları bunlar... Neyse özet olarak birazcık zorluk haritada da hayatta da iyidir, insani dinamik kılar. Zaten ne yapacaksın ki, yukarıda Satürn'ü biliyorsun, eli belinde gelecek Yay'a, dur kardeşim diyip yakasından tuttugun gibi başka bir galaksiye atamıyorsun ki, gelecek işlevi neyse yapacak ve sen de paşa paşa yaşayacaksın. Yani kendisini değil tabii frekansını. Artık haritanda o satürn'ü tetikleyen ne varsa Allah ne verdiyse yiyeceksin. Hani kaçınılmazsa zevk almaya bak denilen cinsten...
6 Aralık Yay-İkizler Dolunayı!
22 Kasım 0 derece Yay'da meydana gelen yeniay şimdi kendini tam 14 gün sonra 14 derecede İkizler dolunayında tamamlıyor. Değişken etkilerin hüküm sürdüğü bu dolunay bilgelikle dedikodu, çok taraflılıkla dogmatiklik, geniş ufuklarla maymuhn iştahlılık çok merakla kibir medya ile yayın ikili ilişkilerle bağımsızlık gibi konuların yanı sıra aşk, ilişkiler, dostluk, basın yayın, her türlü iletişim alanında bir şeyleri bitirip bir şeyleri de başlatıcak. İkizler'in iki yüzü vardır, hatta çok yüzü biri çok masum şirin çocuksu oyunbaz eh diğeri biraz karanlık dedikoducu güvenilmez. O yüzden bu iki resmi seçtim. Herkese mutlu dolunaylar...