Mutlaka tanımalıyım seni, sevmeliyim; mutlaka görmeliyim senin de bırakıp gidişini, seni özlemeliyim; bir gün ne olursa olsun ben, mutlaka yaşamalıyım seni.

No title available
he wasn't even looking at me and he found me
art blog(derogatory)

if i look back, i am lost
KIROKAZE
🩵 avery cochrane 🩵
𓃗

pixel skylines
RMH
tumblr dot com
Not today Justin

shark vs the universe

titsay

No title available

Love Begins

Kaledo Art
Keni
I'd rather be in outer space 🛸

Product Placement
macklin celebrini has autism

seen from Malaysia
seen from Czechia

seen from United States
seen from France

seen from France
seen from Vietnam
seen from United States
seen from Russia
seen from Brazil
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from Italy

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Serbia

seen from Australia
seen from Brazil

seen from United Kingdom
@ayyasherif-blog
Mutlaka tanımalıyım seni, sevmeliyim; mutlaka görmeliyim senin de bırakıp gidişini, seni özlemeliyim; bir gün ne olursa olsun ben, mutlaka yaşamalıyım seni.
Tanrı gözlerini en güzel manzarası olsun diye yaratmış cennetin.
Bakınız vakti gelince her türlü acı da sevdalar gibi kaybolur
Sevmeye sevmeye, en çok maskeleri sevdik; en çok sevmediklerimizi sevdik, sevmeye sevmeye sevdik
Adım adım kaybolacağız, tutundukça hayata
Tenkit
Tanrısallık tanrıya tanrılar tarafından tanınmış sonsuz bir yalnızlık hükmüdür. Tanrısallık bir lütuf değil cezadır. Şüphesiz narsistler bunu iliklerine kadar hissediyorlar. Peki öyleyse, neden bu tapılma arzusu ? Bu hayatta sevgi, saygı gibi asıl lütufları elde eden kişilikleri göz önüne alırsak eğer, bunları elde etmek için hiç de bu yolda çaba harcamadıklarını; aksine özlerinden çok vatana, millete derken topluma düşkün olduklarını; bilhassa mütevazı karakterlerinin dikkat çektiğini görüyoruz. Öyleyse insanlığı ilerletmek için ilk önce insanlığımızı ilerletelim. 21. Yüzyılda Tapılma arzusu kimse için köşeye itilmekten daha iyi bir sonuç doğurmaz.
Ellerimiz buz tutacak ayrı kaldıkça
Neresinden baksan bulanık
Bir kar tanesini gözler gibi
Neresinden tutsan erir gibi
Aynı karede olduğumuz anılar
“Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir, asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır.”
— Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Yatay ve dikey mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insanoğlunun
Sevgim acıyor
Turgut Uyar
Bir yabancıyız hepimiz, bir yabancı. Turist gibi değil de yolcu gibi. Öyle olsa rehberimiz olurdu belki, belki bir harita, belki bir bavul fena olmazdı. Oysa bizler yanımıza küçük bir çanta aldık. İçerisine vicdanımızı tepiştirdik, bir kenarına hayallerimizi sıkıştırdık, yürüyoruz işte yürüyoruz.
Yolun yarısına gelmeden unuttuk başını. Kimimiz özgür olmak istedi, kendi yolundan gitti. Kimimiz yolun sonunda yolun başını hatırlama ümidindedir herhalde.
Ben mi ? Ben pek düşkünümdür anlamaya. Oturdum ilk bulduğum ağacın dalına, başladım düşünmeye. Düşünüyorum da hala. Zor gibi gözükmesin hemen. Ben de en az diğerleri kadar görüyorum yolun sonunu.
Ne zaman bir yolcu geçse inanın ki yeniden geçer bu yoldan. Yolun sonu yoktur yolcu. Onlar konuşur ben dinlerim. Hep bir ayrı anlatılır; ama yol, yol hep aynıdır.
Birileri kazanır, birileri çalar; birileri yükselir, birisi gelir çeker; birisi ne zaman sevmeye kalksa birileri hemen nefret eder. Acıları dindirmek küfürmüş gibi bu yolda, savaşmak mübahtır. Nasıl olur ama ? Vardır bir sebebi daima. Birileri incinmeden birileri doyamaz çünkü.
Ontolojik Bunalım
Neden varoluşun bir anlamı olmak zorundaydı? Anlamını bulabilmek için ilk önce varlığı bilmeliydi. Varlığı bilmenin tek yolu da yokluğu, mutlak hiçliği bilmekti. Bir an için hiçbir şey düşünmeden alacakaranlığa odaklandı. Hiçlik bu muydu? Kesinlikle olamazdı. Mutlak hiçlik en az varlık kadar şeffaf olmalıydı çünkü. Yeterince somut düşünemiyordu. Belki de somut düşünmemekti en doğrusu.
Göremediği bir şey olmalıydı. Öyle ki tüm kalbiyle buna inanmalı hatta hissetmeliydi. Varlığı anlamasına yardımcı olacaksa eğer bu yaratı ne bir varlık ne de bir hiçlik olmalıydı. Düşünmeye başladı. Alacakaranlığın ortasına bir tanecik nokta… Onun için nokta olsa da bizim bakışımızla eni, boyu, yüksekliği ve zamanıyla doğa. Dışarıdan bakınca sadece bir nokta. İçerden bakarsan 15 milyar yıl. Her saniyesiyle, her bir nesnesiyle ol deyince oluverdi. Kendisi için sonsuz küçüklükte bir nokta olunca her şeyiyle biliyordu tabii ne olduğunu. Düşünen özneydi o sonuçta. Tek bir düşünmeyle 15 milyar yılı hissedebilirdi.
Boyutsuzluğun içerisinde olanlar vardı. İşte onlar hem bir varlık hem de hiçlik olmalıydı. Şu insanlar yok mu? Bir nokta içerisinde sürüklenip gidiyorlardı. Nokta hiç değişmiyordu ama o hissediyordu ki insanlar da sürüklendiğini hissediyordu. Onlar da yaratanının düşüncesine takılıp gitmişti. Anlamı neydi varoluşun? O anda anladı aslında hiçbir fark olmadığını. Zıtlıkların hiçbir anlamı yoktu artık. Her şey bir anda belirginleşti. Kendi sürüklenişini hissetti. O da en az kendi yaratıları kadar varlığın ve hiçliğin ortasındaydı. Bir an küçük bir noktadan daha fazlası olmadığını bilerek ürperdi. Sonsuz büyüklüğün içinde sonsuz bir küçük…
Bir anda yatağında açtı gözlerini. Aynaya baktı: etten ve kemikten… Rüya mıydı tüm gördükleri? Yoksa o anda rüya mı görüyordu? Hiçbir önemi yok. Saate baktı. (Tik tak tik tak…)Acele etmek zorunda olduğunu hissetti. Çabuk uyanmazsa işe geç kalabilirdi. Derin bir nefes aldı. Hayatını gözlerinin önünden geçirdi. Geçmişin ve geleceğin hiçbir anlamı yoktu artık. O anın içinde sürüklenmeye devam edecekti. Aynaya bakıp iç geçirdi: “Hayat anlamı olsun ya da olmasın devam ediyor…”
Hayattaki en büyük korkum, çocuklarımın odalarında yalnız başlarına ağlamaları ve benim bunun hakkında hiçbir şey bilmeyecek olabilme ihtimalim olur hep.
Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel
Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel
“rus popülistleri bize popülizmin bir başka özelliğini daha verdi; insan hakları, cumhuriyetçi prensipler ve hukukun üstünlüğü gibi fikirlerin onurlu bir yaşam arayışındakilerin sefaletiyle dalga geçmekten başka bir şey olmadığı inancını.”
— charles turner - popülizm üzerine tezler