All I Need
Lint Roller? I Barely Know Her

JVL
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Claire Keane
will byers stan first human second
styofa doing anything
tumblr dot com

❣ Chile in a Photography ❣

titsay
Monterey Bay Aquarium

PR's Tumblrdome
Misplaced Lens Cap
trying on a metaphor

roma★
TVSTRANGERTHINGS
cherry valley forever

祝日 / Permanent Vacation

Product Placement
$LAYYYTER

No title available

seen from United States

seen from Italy

seen from United Kingdom
seen from Colombia

seen from Malaysia
seen from Canada

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Paraguay

seen from Paraguay
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
@bekleyemiyorum
All I Need
Kahve çekirdeğini katur kutur yiyip su içtim sabrım kalmadı
Teessüf ederim.. çikolata
Özleyince blendi açıyom bu aralar sıklaştı
Yatağımın üstünde katlanmayı bekleyen çamaşırlar var bu gece yerde yatacam
sabahlar sanki sonsuz tekerrür
Karşılaşmamız kaderdi belki. Ama çektiğimiz çiledir bizi birbirimize yaklaştıran, o korkunç ümitsizlikler, büyük çaresizliklerdir. * Acılarımızı yitirmeyelim.
İstanbul Ocak-Mart 1961
Dün bir şiir daha yazdım senin için. Önce tuttum karşıma oturttum seni, konuşturdum, güldürdüm, ağlattım. Her halin hoşuma gidiyordu. Kadındın;ama önce insandın. Güzeldin;ama önce iyiydin. Elbette seni yazacaktım, senin için yazacaktım.
Bana “Çok yazıyorsun.” diyorlar. Bir insana, “Sen çok yaşıyorsun, artık öl” denir mi? Benim yaşamam ve şiirim birbirinden ayrı şeyler değil ki ! Yaşarken şairliğimi yaşıyorum ben.
İnsan, âşık değilse, bu şehirde yaşamamalı, çekip gitmeli.
Beşinci Mektup
Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.
İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
Aramakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza
İçimde çalkalanan bir dünya
Kulaklarımda karanlığın uğultusu
Ve gözbebeklerimde korkuların en büyüğü
Bir bütün dünyada yalnız kalma korkusu
Ölürsem korkudan öleceğim
Hani denizin insanı deli eden maviliği
Nerde o güneş parıltıları nerde
Göremiyorum ama duyuyorum
Yaklaşan fırtına sen olmalısın
Bu rüzgar senin hayallerin olmalı
Senin ümitlerin
Senin arzuların olmalı
Bütün karanlıklara razıyım
Yalnız uzaklarda, çok uzaklarda
Bir gemici feneri yanmalı