Edith Rimmington, 1948
★
noise dept.

❣ Chile in a Photography ❣
Phantogram Three
I'd rather be in outer space 🛸
YOU ARE THE REASON
tumblr dot com
Sweet Seals For You, Always
cherry valley forever
almost home
hello vonnie
ojovivo

bliss lane
$LAYYYTER

if i look back, i am lost
RMH
Interview Vampire Daily

Origami Around
🩵 avery cochrane 🩵
Monterey Bay Aquarium
seen from Iraq

seen from Vietnam
seen from Israel
seen from France

seen from Greece
seen from Indonesia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Uruguay

seen from United States
seen from Germany

seen from Brazil

seen from India

seen from Türkiye

seen from Portugal
seen from Germany

seen from T1

seen from Uruguay

seen from United States
@belki-mutluluk-banada-ugrar
Edith Rimmington, 1948
Sabah sekize kadar uyumayıp sinir nöbeti geçirebiliyorsunuz böyle Allah terazi burcunun şerrinden korusun tşk
Orhan Veli gibi anlatamıyorum. Anlatamadıklarımı sığdırabilsem mısralarıma, yazsa şu kalem. Ama olmuyor. Oğuz Atay sesleniyor ordan, tutunamazsın diyor.
Celal Bey, okuyunuz.
Bana sesinizi bağışlayan şiirleri. Geçen akşam sizi bir kitabın ortasında ağlarken yakaladım. “Bizi anlatmıyorlar.” Dediniz. Sakallarınıza dokunmak istedim, sizin sakalınızın her bir teli bile şiirdir, üzülmeyiniz demek istedim. Aramızdaki uçurumlardan korkup, “Başka bir kitap okuyunuz.” demekle yetindim, affediniz. Siz en iyisi mi birkaç gazete okuyup, halimize ağlayınız. Okumadan uyumayacaksınız, söz veriniz.
Celal Bey, kaçmayınız.
Benden, içimdeki tımarhaneden, ufak serçeden, sizden kaçmayınız. Adımlarınızı hızlandırıyorsunuz, güneş daha erken batıyor. Ben hep aynı köşede bekliyorum, kızıyorsunuz. Ben size bir bülbülün neşesiyle, bir geyiğin yaşama ümidiyle, bir filin duygusallığıyla geliyorum. Siz aramıza bir okyanus açarak hepsini boğuyorsunuz. Omuzlarınızda, kaburgamdakine benzer bir savaş görüyorum. Kaçmayınız. Beni görünce eğilmeyecek bakışlarınız öne, söz veriniz.
Celal Bey, geliniz.
Hiç beklenmediğiniz bir vakitte, öyle damdan düşer gibi, pat diye, ne zaman aklınıza eserse çıkıp geliniz. Çığ gibi, sel gibi, olası bir felaket gibi…”Burada, burada çocuklar gülüyor. Oysa benim geldiğim yerde çocukların ölmekten gülmeye zamanları olmuyor.” demiştiniz. Geliniz, bir çocuk gülümsemesi yerleşsin yüzünüze. Yapamayacaksınız biliyorum. “Ben biraz Suriye’yim, ben biraz Dağlıca’yım, ben biraz Dersim’im. Ölen insanların haberlerini yemek yerken soğukkanlılıkla izleyen insanların evine nasıl geleyim.” dediğinizi duyuyorum. Gelmeyeceksiniz, biliyorum bari beni yanınıza alınız. Söz verin, alacaksınız.
Celal Bey, üzülmeyiniz.
Dün gece hastaydınız, anneniz sabaha kadar başınızda bekledi. Siz öksürdünüz, benim ciğerlerim acıdı. Bir kelebek uçurdum, sol yanağınıza. Yanınıza gelmeden cesedini gördüm, üzülmeyiniz. Siz çok cesetler gömdünüz değil mi? Ama en çok ailesine bakmak için üniversiteyi bırakmak zorunda kalan o adamı gömdünüz. Ben şimdi ne zaman girsem tanıştığımız sınıfa, sizi diriltip sonsuz harfli bir alfabe gibi seviyorum sizi, üzülmeyiniz. Söz verin, üzülmeyeceksiniz.
Celal Bey, hatırlayınız.
Alnımdan öpmüştünüz. Ağlamıştım göğsünüzde. Kızmıştım size. Nasıl olur nasıl olur diye sayıklamıştım gecelerce. Aramıza göç eden hayvanlar doluşmuştu, uzaklaşmıştık. Sonra sizi göremez oldum. Ama hâlâ sayıklıyordum unutulan bir şarkının hiç eskimeyen nakaratı gibi. şık olmuş, âşık olmuş nasıl olur? şık olduğunuz kadın ben değildim. Hatırlayınız. Söz verin, unutacaksınız.
Celal Bey, susmayınız.
Sokaklarda sizinle beraber bağırıyor diye mi sevdiniz o kadını? Yanınızda sırıtmaz diye mi âşık oldunuz? Alnımdaki buse iziniz dudağınız değil gözyaşınızdı. Nasıl başkasına âşık oldum, dersiniz.
Gözünüzün önünde gömmüştüm kendi cenazemi, susmuştunuz. İşte şimdi, tam bugün, tam bu lanet Ekim’de, itiraf ediniz. Sevdiniz beni. Bir erkek sevmediği kadın için ağlar mı? Susmayınız!
Celal Bey, tutunuz.
Ben hep size düşe-yazdım, tutmadınız.
Celal Bey, gidiniz.
Kendime not düştüm.
32 Aralık: Başka bir adama şiir olmuş adama, mektup yazmaya çalışma.
Ütopyamdan sıyrılıp ona olan sevginizi gördüm, rica ediyorum hiç gelmediğiniz şu hayatımdan çıkıp gidiniz.
Dipnot: Bu mektup size değildi,
lütfen aldırmayınız.
Celal Bey, dinleyiniz.
Şu kaburgamdan yaratılan küçük serçenin sesini. Dinleyiniz, bir ölünün başında okunan Kuran’ı ağlayarak dinlenmesi gibi. Bırakın size ufacık ayaklarında yenilen ordulardan bahsetsin. Size biraz ağlasın bugün, sizi biraz anlasın. Her mesai çıkışı alnınızdaki yorgun kırışıklarınızdan öpsün izin veriniz. Üzerinizdeki senelerdir giydiğiniz eski mantoya yüreğini söküp versin. Bakışlarınızdaki dirilen işçi hareketine üzülsün, bir türkü tuttursun. Üçümüzden başka kimse bilmesin. Ananız bile bilmesin, söz veriniz.
Celal Bey, seviniz.
Bakışlarınızda ortak bir yaramızı görüyorum, rica ederim beni biraz seviniz. Ağzınızda son derece eğreti duran dost kelimesi ile sıkmayınız elimi artık. Çünkü ben size avuç içlerimde düşen kalelerimi gösterdim, biliyorsunuz. Sol ayağımın altında yıllardır geçmeyen nasır gibisiniz, nasıl bana gelme dersiniz?
Avuç içlerim şimdi intihar eden askerlerimin mezarlığı. Bir öpseniz, ah bir sevseniz, bir güvercin ailesi yuva kuracak avuçlarıma. Sevmiyorsanız öpmeyeceksiniz, söz veriniz.
Celal Bey, anlatınız.
Gecenin bir vakti sokaklar soyunur mu, bir sokak lambası için için yanar mı kendi derdine? Babalar ölünce bir evde hayat durur mu? Sizi babanızın cenazesinde gördüm, ağlamadınız. Ben size ağladım, siz anlamadınız. Mezarda yatan bir yabancı gibi baktınız, sonra dönüp “ağlama.” dediniz. Celal Bey, ben size yandım, ben size gömüldüm. Nasıl görmediniz, anlatınız. Aramızda kalacak, söz veriniz.
Celal Bey, utanmayınız.
Çalışmaktan nasır tutmuş avuçlarınızdan, henüz yirmilerin sonunda olmanıza rağmen saçınıza düşen aklardan. Düğmenizi ilikliyorsunuz, cepleri dolu gönülleri boş adamların önünde. İçimden bir serçe intihar ediyor. Kızarıyorsunuz karşılarında. Azarlıyorlar sizi, bir arı gibi çalışmanıza rağmen, zincirlere vurup Haliç’e atasım geliyor onları. Ben sizi en çok yüzünüzdeki kömür izleriyle seviyorum, utanmayınız. Utanmayacaksınız, söz veriniz.
Hiç kimseye zararın yoktur, ama sen aslında ziyan olmuşsundur öyle işte.
Taşı sulayıp çiçek açmasını beklemişim.
Sezen Aksu'nun “Her şey bir anda anlamsız gelecek” dediği dönemdeyim.
çok özlediğim biri var ama onu çok istesem de hayatım boyunca bir daha göremeyeceğim
“Modernizm bir işgal biçimidir: meşgul ederek işgal eder insanı. Düşünmesine fırsat bırakmaz. Kendine gelmesine izin vermez. Çünkü modernizm,insanın düşünmesini istemez; sadece itaat etmesini ister. Modern insanın elleri ayakları zincirli değil; fakat beyni ve kalbi kilitli. Sırtında değil; ama ruhunda kırbaçlar.”
— Ömer Faruk Dönmez (via ucanbisiklet)