Merhaba eski dostum
Yağmuru al, güneşe yan
d e v o n
NASA
No title available
dirt enthusiast
almost home
Peter Solarz

JVL
DEAR READER
art blog(derogatory)
hello vonnie

Love Begins
AnasAbdin
Sweet Seals For You, Always
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

❣ Chile in a Photography ❣
RMH
sheepfilms
No title available
Three Goblin Art
Jules of Nature

seen from Palestinian Territories
seen from Palestinian Territories
seen from Mexico
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Azerbaijan
seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from Germany
seen from Türkiye

seen from Spain
seen from Canada

seen from Germany
seen from Brazil

seen from United States

seen from United States
@birazzzaman
Merhaba eski dostum
Yağmuru al, güneşe yan
İnsanlar, tuhaf canlılar. Körelen insan, düşünen insan, duyan insan, hisseden insan, doğan insan, ölen insan, gören insan. Ama belki de önemlisi; bilen insan. Her duyguyu tadıyoruz evrende, düşe kalka büyüyoruz, kimimiz şanslı, kimimiz kaderimize mahkum doğuyoruz. Yanlış kararların alınan derslerle beraber bizi doğruya taşıması gibi doğru kararlar da bazen insanı yanıltmasıyla beraber insanı yanlış kararlara ve en kötüsü belki de bedellere taşıyabilir. Bedelin büyüklüğü alınması gereken derse göre değişir. Ama isterseniz dünyadaki, evrendeki, hatta var oluştaki en büyük bedeli ödeyin. Söz geçiremeyeceğiniz, ister mantık ister akıl isterseniz de duygu, hiçbirisinin hakim olamadığı tek bir 'şey' vardır; sevmek. Ama alelade bir 'sevgi' sözcüğünden bahsetmiyorum. İnsanların birbirine söylediği o gelişigüzel kelime değil sevmek. Göz bebeklerini, nefes alış verişini, nabzını, karakterini, mantığını, aklını, beynini ve düşüncelerini ele geçiren, onlara hükmeden 'şey' olan sevgiden bahsediyorum. Bu sefer sözcük demedim çünkü ben bunun sonsuz genişliğe sahip edebiyat dalının temeli olan kelimelerle bile tarif edilemeyecek bir kavram olduğunu düşünüyorum. Bu benim düşüncem evet, demokratik bir çağda, herkesin fikirlerini belirtebildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu teoremime itiraz eden insanlar olacağını biliyorum. Ama inkar etmeyin. Yanınızdaki güzelliklerin farkına varın. Hayatı sadece böyle yaşayabilirsiniz. Daha önce de değindiğim gibi, ben sadece bir adamın bakışlarında kaybolmaktan, bir kadına tutulmaktan bahsetmiyorum. Yolda gördüğünüz bir taş parçası da olabilir bu. Ya da belki de kardeşleriniz vardır, ama siz gidip en olmadık, size en zıt, ama sizi aynı kanı taşıdığınız insanlardan daha iyi anlayan birisi ile aynı yaşamda olduğunuz için kendinizi şanslı hissediyorsunuzdur. Ya da belki bunların hiçbirisine sahip değilsinizdir. Ama önemli olan sahip olduklarımız değil. Bu saatten itibaren ne yaşıyor olduğumuz ve ne yaşayacağımız. Herkes hayatının bir bölümünde depresifliği tadar. Önemli olan sizi bu durumdan neyin çıkartabildiği. Yaşlı değilim, kahin veya medyum değilim, çok bi yaşanmışlığım da yok. Ama yaşadım. Biliyorum. Bilen insanım ve kendimi bunlar sayesinde şanslı hissediyorum. Hayatım benim ellerimde, güzelleştirmek veya berbat etmek tamamı ile bana kalmış. Bunun bana öylece gelmesini bekleyemem, fark etmem gerek. Sadece bilmek yetmez. Fark etmeniz gerekir. Gözünüzü açın, fark edin. Bir şeylerin değiştiğini ve belki de tepetaklak dünyanızın güzelleştiğini göreceksiniz. En önemlisi, günün birinde, mutlu olacaksınız. Yalnız veya değil. Mutlu olmayı herkes en az bir kere hak eder. Çünkü hepimiz günahsız doğuyoruz. Saf mutluluk elde edilmesi kolay bir şey değil. Ama bir gün herkes tadıyor. Bu evrende veya başka bir var oluşta. Bir şekilde bunu yaşıyoruz ve yaşayacağız hatta belki de yaşadık.
İnsanlar uzun zamanlarca kandırılabilir, bu olabilir. Çünkü hepimiz zamana yakalanıyoruz dünyaya geldiğimiz andan itibaren. Ama bu hayatı yaşanılabilir kılmak bizim elimizde. Kimisine akşam vakti, o tatlı meltem eşliğinde seyrek güneşin karşıdan gelen ışığının nahoş tezatlığı zevk verirken kimisine aynı zaman diliminde dünyanın en huzurlu yerinde gölgesi bile fazlalık gibi gelir ve onu bile bir yük olarak görür. Zor olan şey hayatı yaşamak değil, zor olan şey hayatı doğru şekilde nasıl yaşayacağımızı öğrenebilmek. Herkesin doğru yaşama şekli farklıdır, saf ve duru olduğu sürece eğer hayatınızda mutluysanız o sizin doğru yaşama şeklinizdir. Eğer bir gün mutlu olduğunuzu hissederseniz, o yoldan yürüyün. Ufak sarsıntılar ile bandın ucunu kaçırabilirsiniz, ama bir tam tur daha sabrederseniz tekrar yakalayacaksınız, söz veriyorum ki her şey anını bekler.
Yapılacaklar listesinden çıkarıldı;
-Arkadaşlarınla doya doya sabahla
İnsanlar ister ki herkes fedakâr olsun. İnsanlar zanneder ki o fedakâr değil, isterler ki olsun. Ama aslında bu işteki en fedakâr insan odur. Kimse bilmez içine işleyenleri. İşleneni en içinde hisseder, içini acıtır. Zamandan zamana çürütür. Kimse inanmaz ona kimse dinlemez. Umudunu zamanla yitirmeye başlar. Bi umut aramaya başlar. Halbuki onun içindeki umut çoktan sönmüştür. O bunu bilmeden hayatını o umudu bulmak için heba eder, çırpınır didinir durur. Ama kimse bunu yeterli görmez çünkü onun içinde yaşadığı şeyleri kimse bilmez, anlamaya da çalışmazlar zaten. Çünkü umursamazlar. Çünkü kendilerini hiç onun yerine koymamışlardır. Bu işten herkes kadar onun da yaralandığını, hatta bitmek üzere olduğunu kimsecikler görmez, o da bunu istemez zaten. İnsanların ona acımasını istemez. Çünkü yalnız kalmak istemez. Küçük sürprizler ister ama kimse bunu yapmaz. Herkes kendi derdindedir. Her başını kaldırdığında bunun son olmasını ister. Artık eskisi gibi olmak, maziye dönmek ister, gerekirse yalnız kalayım der. Ama nolursun eskisine dönelim. Sessiz çığlıklarını kimse duymaz, gözlerinde kopan feryatları kimse fark etmez. Çünkü kimse kendini onun yerine koymaz, kimse onun gözünden bir gün yaşamaz. Bilmezler ki aslında o tükendi.
Bir insanın bir insana inanmaması, ötekinde derin yaralar açar. Onu ötekileştirir. İçini kemirir, yok edene kadar durmaz vazgeçmez. Eşitlik, adillik, ve en önemlisi sadakat bağları çoktan yok olmuştur. Yaratık bundan güç alır.
Gece
Hani hep derler ya, güneş doğdu diye. İşte bugün de güneş battı ve gece doğdu. Güneş gece batsın diye doğdu, ve onlar kardeş oldular. Gece ve güneş. Bugün gecenin doğum günü. Karanlık saçlı güneş gözlü biri. İyi ki doğan bir gece doğdu bugün. O gece bizi karanlığa boğmak yerine bizi aydınlattı. Bize kazanmayı öğreten küçük bir karanlık, insanların hayatına ışık tuttu. İyi ki doğdun Gece Boysan.
Bu sefer şarkıyı bir fotoğraf karesine sığdırmak istemedim. Bugün özgür olmak istiyorum.
Seni bekler yağmurlarım, öyle yağar ki hiç dinmez. Sonra yeni bahar geçer, o yaz hiç gelmez.
Her şey anını bekler
Hayata kattığın anlam insana göre değişir. Ruhun güzelliği bazen bir başkasında şekil bulur. Sen güzelsin, sen iyisin. Sen koruyucusun. Sen bizim dayanağımızsın. Mahşerin dört atlısının önde gidenisin sen. Bizi toparlayansın. Bizi bir arada ayakta tutansın sen, güç kaynağımızsın. Bize kendimizi güvende hissettirensin. Bizim için dünyanın dönüşünü durduransın. Bizi sevensin. Bize kendini sevdirensin. Geceyi bana gösterensin. Güneşin doğuşunu bana seyredensin. Kucağıma huzurumu verensin. Bana mutlu bir hayat verensin. Bana hayatı yaşamayı, bana ben olmayı öğretensin. Bana ruhumu hediye edensin. Sen her şeysin, sen bütün duygularsın. Sen bensin, ben senin, seninim. İyi ki geceyi bana vermişsin, iyi ki güneşi benimle seyretmişsin, iyi ki onu da bana verensin. İyi ki sensin. İyi ki varsın sevgilim. Bu satırları yazmak benim kalbimden geçen görev. Ellerimden satırlara dökülen cümleler sensin sevgilim. İyi ki sensin. İyi ki sen sevgili sevgilim.
Sen umutsun
Bugün bir acı doğdu, bugün bir anı doğdu. Bugün acı dolu bir anı doğdu. Bugün bir umut doğdu, o umudun sesi yankılandı sokaklarda. Sokak lambasına çarptı ve bir gölgenin içinde kayboldu. O yankı, o umut, o gölgeye muhtaçtı. Umut, Gölge' ye muhtaçtı. Gölge o bisikleti sürebilmek için umuda muhtaçtı. Gölge kendini sevebilmek için umuda muhtaçtı. Umut onun elinden tuttu. Umut ondan güç aldı. Umut 8 Nisan günü yeni anılar yarattı, yeni acılar. Gölge bu anılara tutundu. Onların ipi buydu. Evrenin en güçlü poyrazı bile bu ipi koparamazdı. Bugün küçük bir gölge tekrar esti o mavi bisikletin yanından. Tekrar bekledi umudu. Bugün o umut yeşerdi küçük gölgenin içinde. Bugün kurtarıcısıyla tanıştı gölge. Bugün umut doğdu. Umut yalnızca gölgeye umut olmadığını anladı. Herkesin içindeki umudun gölgenin içindeki kırmızı ışıkların içinden düşüp boğulmasına izin vermedi. Gölgeyi kurtardı. Gölge onu sevdi. Umut ona kendini bahşetti. İkisi birbirine tutundular. O ip onları bağladı. Birbirlerine bağlandılar. Umut bunu hatırlayacak. Sen hep umuttun, hep umutsun, sen hep umut olacaksın. Sen umutsun. Bugün benim içimde bir umut doğdu. Bugün bir umut doğdu.
Bazen dilemek için beklersin, o günü, doğumunu beklersin, saatini beklersin, o mesajların ekranına düşmesi sevindirir kimisini. Kimisi sadece sevdikleri yanında olsun ister, dünyalar onun olur. Evet güzeller güzelim, bu satırlar senin için dökülüyor satırlarıma. Senin varlığınla anlam kazanıyor varlığım. Herşey senin sayende güzeller güzelim. Seni hiç unutmayacağım. Seni hep seviyorum. İyiki doğdun sevgili sevgilim...
Gerçeklerin er ya da geç gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır. Bunlar hiç beklemediğimiz veya en huzurlu anlarımızda bulurlar bizi, her ne kadar kaçıp saklansak da. Ortaya çıktıklarında, kimi sevinir kimi üzülür hatta kimi pişmanlık duyar. Ama artık iş işten geçmiştir. Çünkü bu böyledir. Her zaman doğru yolu bulamayabiliriz, her zaman tahammül edemeyebiliriz. Bazen bir çift eski ayakkabı bile insan için öyle büyük bir değer taşırki yokluğu kalbini yaralar, ve senin acıdan öyle bir gözün döner ki sevdiklerinin kalbini kırarsın. Onun kulaklarından duymak istersin yapmadığını, yapamadığını. Neden bana sormadın dersin ama o seni mutlu edecek bir cevap veremez sana çünkü doğruları söylüyordur. İşte gerçekler budur, gerçek hayat budur. Bize düşen en ve tek önemli şey ise başarabilmek için durmadan kendimize hatırlatmaktır.
Şimdi kapatın gözlerinizi ve hatırlatın kendinize;
"Ben kendimi kurtaracağım, başaracağım"
Cidden neler oluyor hayatta? Her şey anını beklermiş cidden. Bugün bunu bir kez daha anladım. Hiçbir zaman kaybeden biz olmayız. Bu bir etme bulma dünyası. Bir anda dünyanın öbür ucuna gieceğinizi öğrenebilirsiniz her an :)
ve bunun temelli olduğunu öğrendiğinizde iş işten geçmiştir...
Bak, inananlar mutlu olabiliyor demek ki. Sende olacaksın. Her ne olursa olsun her şey anını bekler bunu sakın unutma. Ümidini yitirirsen kaybedersin. Sen hep kaybettin, ama bu sefer bilinçlisin çünkü çok darbe aldın ve o darbelerin sebepleriyle beraber neden geldiklerini biliyorsun. O yüzden, artık kaybeden taraf sen olmayacaksın.
Yaşarken mi sevmeli, yoksa severken mi yaşamalı? Sorular döner kafamda, içinde delice cümleler olan, karışmıştır kafam. Güzeldir gülüşün, o şehrin ışıkları kapalıyken görünmez, göstermez misin ki, neden? Mahrum bırakır mı insan sevdiğini sevdiklerinden, sendin sevdiğim, senin gülüşündü beni mutlu eden, insan mahrum bırakır mı sevdiğini onu mutlu eden şeylerden? Yalnız mı bıraktın beni sevgilim, yalnız mı bıraktın sevdiğini, ya da benim sevdiğini sandığımı, merhametimi aşk bildim? Yoksa aşkı mı merhametten sevdim? Bilinmez midir, karışık mıdır, o da bilinmez. Yağmur yağarken ıslanırdın, ıslanırdım, biz ıslanırdık, yağmuru yaşamalı sevgili sevgilim, yolun başından sonuna kadar o sonbahar yağmurunda. Penceremden bir bak, gel gör ki pencerem pencerendedir, gözler yolunu, gelecek misin peki ya sen? Bilinmez, işte o, hiç bilinmez..