"Virandır bağların gülleri viran,
Ölür mü dünyada dengini bulan.."

#extradirty
Cosmic Funnies

Janaina Medeiros
No title available
Stranger Things
I'd rather be in outer space 🛸

⁂
Alisa U Zemlji Chuda
One Nice Bug Per Day
Not today Justin
styofa doing anything

if i look back, i am lost
ojovivo
$LAYYYTER

izzy's playlists!
will byers stan first human second
Lint Roller? I Barely Know Her
NASA

roma★
No title available

seen from United Kingdom
seen from T1
seen from Japan
seen from United States

seen from United States

seen from India

seen from Singapore
seen from United Kingdom
seen from Italy

seen from Greece

seen from T1

seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from Netherlands
seen from Italy

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@birkulsadece
"Virandır bağların gülleri viran,
Ölür mü dünyada dengini bulan.."
Bir araba, parçalarından oluşursa ona araba denir. Bir cep telefonu, parçalarından bir araya getirilmiş hâliyle cep telefonudur. Mesela satın aldığımız cep telefonunun ses aktaracak megafonu olmadığını düşününüz; o telefon ne kadar pahalı olursa olsun sonuçta arızalıdır. Henüz ekran jelatini bile sökülmemiş olsa yine de o telefon arızalıdır.
Kardeşlerim, işte ağzı bozuk bir müslüman, tam da böyle bir müslümandır. Artık istediği kadar İslam devleti emelinden bahsetsin. Allah, ağzı düzgün müslüman istemektedir. Kulağı ve gözü düzgün müslüman istediği gibi namaz kılanı da istemektedir. Rakı içmeyen ama kokusunu burnuna çekince mest olan birini düşününüz; bu burnu bozuk müslümandır. Müslüman, çenesinde sakal bulunan kimse olduğu kadar sakallarının durduğu çenesi Allah korkusuyla açılıp kapanandır da. Çene ayarı bozuk, yalan konuşan, gıybet eden, söven Müslüman sorunludur.
Müslüman çocuk yetiştirmek Kur'an ezberleyip hafız olması, ilmihâl ve fıkıh bilmesi olduğu kadar ağzı, kulağı, gözü, burnu, eli, kalbi şeriata göre dizayn edilmiş olması da demektir. Dil terbiyesini almış, göz filtreleri takılmış ve kulaklıklı çocuk yetiştirmek lazımdır. Böyle bir çocuğun kulağı kulaklarımızda olmalıdır, çocuklar ve büyükler olarak.
Erkeklerin çenesinde sakal bulunacağı gibi dudaklarının ayarı da Kur'an ile belirlenmiş olmalıdır. Göz kapakları velev sokaklarda velev internet başında olsun, daima Allah korkusuyla hareket edecek bir mekanizma taşımalıdır.
Müslüman toplum, gözleri-kulakları-dilleri Allah'ın Kur'an'ına göre ayarlanmış toplumdur. Caminin kapısında bile ayarı bozulmuş Müslüman, piyasası olmayan müslümandır. Yukarıda zikrettiğimiz örneği tam da konumuzu karşılıyor olması bakımından unutmayınız: Bir cep telefonunun markası çok değerli, görüntüsü şık, reklamı bol olabilir ama aradığınız kişiyle konuşmanızı sağlayamıyorsa ne işe yarar?
Yalan konuşan bir ağza sahip insanla ilgili de meleklerin kaydedecek neyi vardır? Ona İslam'ın devleti niye teslim edilsin? Kulağı filtresiz bir müslümanın unvanı olsa, hocaysa, ilmihâl biliyorsa yine de kulağından girenleri filtrelememesini örter mi bunlar? Yalan konuşan-dinleyen birinin 'İslam adamı' olması yüz karası bir durumdur. Kulaklarımızı anamızın karnından çıktığımızda Allah Teâlâ adeta fabrika ayarı olarak helal duymaya ayarlamıştır. Kur'an'ın ayetleri kulaklığımızdır. Allah ağzımızı doğru konuşmaya ayarlamıştır, fabrika ayarımız budur."
Ümmet-i Muhammed, Allah'ın standartlarına göre yaşayan ümmettir. Yahudiler, Allah'ın adını kullanıp keyiflerine göre yaşayan bir ümmettir. Hıristiyanlık ise Allah'ın adını bile kullanmadan kendi kendilerine uydurdukları dinle cennet satan papazların dinidir. Muhammed aleyhisselamın ümmeti Allah Teâlânın kulaklarını, çenelerini, gözlerini, ellerini ayarladığı ümmettir. Aradan defolular çıkabilir lakin tamirciye götürülmeleri de gerekir.
İmanımızla çenemiz uyumlu olmak zorundadır. Kur'an dinleyen kulağımıza anca Kur'an düzeyine yakın bir şeylerin girmesine izin vermeliyiz. Gözlerimiz cennette Allah'ı göreceği için dünyada sansürlü bir göz sahibi olmalıyız. İmanımız, yani belli bir şekilde olduğumuzu söylediğimiz akidemiz, sözgelimi elimizle uyum içinde olmalıdır; ağzımıza sol elle lokma götürmemek gibi. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o eli ayarlamış, nerede ve ne zaman kullanılacağı talimatlarını vermiş, taharet eliyle ağzına lokma götürmemek üzerine programlamıştı. Taharet eliyle ağzına lokma koyan birinin ayarı bozulmuş demektir. Bu da İblis'in o kişi üzerindeki planlarını kolaylaştırmış olur.
Göz ve kulak ayarlarımızla oynadıkça aslında farkında olmaksızın oynadığımız, iman ayarlarımızdır. Bu ayarların iman-amel arasında bir uyumundan söz ettiğimiz gibi diğer yandan göz ve kulak için şükürden dahi söz edilmelidir. Şükür de ancak helal yolunda kullanılarak ifa edilebilir. Gözün, çenenin, kulağın bir nimet olarak insanoğlunda şükrü gerekir ve bunlar haksızlık olacak sözü söylememek, gıybet etmemek, fücura ortak olmamak, şarkı dinlememek gibi ciddiyetlerle sağlanabilir.
Aksi takdirde bir sorunun cevabını bulamayız: Kalbimizdeki imanla kulağımızdaki uygulamanın farkını kim ödeyecektir? Ya da Müslümanlık, Yahudilikte olduğu gibi 'Allah'ın adını kullanıp yine bildiğin gibi yaşamak' mıdır?
İsra suresinin 36. ayetini okuyup ezberlememiz, aile ölçeğimiz ve yaşayışımızı belirleyen bir kural olarak konuşmamız, imanımız ile organlarımız arasında uyum oluşuncaya dek gözümüzün önünde tutmamız gerekir.
هب كل سيل أم فقت لاو لا ووسم هنع ناك كتلوا لك داؤ فلاو ربلاو
1 غمسلا نا ملع
"Bilmediğin şeylerin peşine düşme. Kulak, göz ve kalbin hepsinin hesabını vereceksin."
Bu ayetteki sıralamanın 'öyle rastlamış' olabilmesi mümkün müdür? Kur'an'ın dizgisinin böyle olma imkânı var mıdır? Hâşâ. Ayetteki sıralama kulak-göz-kalp şeklindedir. Kalp en son gelmekte, göz ortada kalmakta ve kulak başta zikredilmektedir. Bu noktada hikmetsiz bir rastlantı asla mümkün değildir. Göz yalnızca başın yöneldiği tarafı görebilirken kulak her tarafı duyabilmekte, kalp ise ancak bu ikisinin yoğurabildiklerinden hamur elde etmektedir. Görmeyen, duymayan ve tutmayanın kalbi bir şey pişirememektedir.
Övlevse Rabbimiz, vüreğimizdeki sıkıntıların kaynağı olarak göz ve kulak organlarını göstermektedir. Müslüman olarak bizim de kulağımızın ve gözümüzün gördüklerinin etkisinde kalan yüreklerimizin hesabına çekileceğimiz muhakkaktır. Müslümanlık teori dini değildir. Allah'ın şeriatının ölçülerine göre ayarlanmış kulağımız-gözümüz-dilimiz olmak zorundadır ve ayarı Allah belirlemiştir. Bu ayarın bozulduğu yerde ne hafız olmak ne hocalık-hacılık-imamlık, ne de mikrofon başına geçip insanlara din anlatmak kimseyi asla kurtarmaz. Yalan, hocaya da yalan; grybet, hocaya da grybettir.
Bir anne düşününüz ki çocuğu düşüp dizini yaraladığında nasıl canı acıyor, içi cız ediyorsa çocuğunun yanında söven birinin dediklerini duyduğu için de aynı şekilde canı acıyor, içi cız ediyorsa melekler o annenin yanında, yardımındadırlar, onu utandırmazlar. Çocuğumuzun kulağının sorumlusu baliğ oluncaya kadar biz olduğumuza göre sorumluluk böyle bir duygu yoğunluğunu gerektirmektedir. O çocuğun dinlediği bir şarkı belki elli yaşındayken düşeceği zinanın yatırımıdır şeytan için. Bizim için altı üstü bir şarkı olabilir ama şeytan için öyle değildir. İblis, çocuğun dinlediği bir şarkıyı ekim ayında toprağa atılıp üstüne aylarca kar yağdığı hâlde ta nisan ayında gün yüzüne çıkacak buğdayın beklemesi gibi bekletir. On yaşındaki bir çocuğun kulağına giren müstehcen sözün bundan farkı yoktur. O kulak zamanında sansürlenmediği, müstehcen görüntüler ve sesler bulunan yerlerden uzak tutulmadığı için ve Müslümanlığı sadece imam-hatibe gitmekten ibaret algılayan anlayış yüzünden yahut bir tutam sakal bırakmışken böyle küçük ayrıntıların ne önemi olabileceği türünden yanılgılara düşüldüğünden dolayı yıllar sonra imanî tehlikeye varacak denli ağır bedeller ödenebilmektedir.
Çocuklarımıza sadece ilmihâl bilgisi vermek yeterli bir eğitim değildir, çevrelerinin de korunması lazımdır ve kulak bu çevrelerden sadece biridir. Ve bu mesele hepimizin sorunudur.
Bir hadis-i şerifi Müslümanlığımıza dair test yapabilmek için istişare etmek üzere önümüze koymalı, dinimizin nasıl bir hüviyette olduğunu tefekkür etmeliyiz.
Buharî'nin 7042. hadisinde şöyle buyruluyor: "Konuşan insanların konuşmasını onlar izin vermedikleri hâlde dinleyenin kulağına kıyamet günü cehennemde kurşun akıtılacaktır."
İşte 'kulaklık' takmamız bunun için mecburîdir.
Müslüman veya kâfir, iki veya daha çok kişinin konuşmalarını onlar bundan hoşlanmayacağı hâlde kulak kabartıp dinleme, içeriğinin ne olduğu önemli olmaksızın, bu korsan dinleme hiçbir hukuk sisteminde ceza almayan bir eylem olabilir; fakat Allah duyduklarımızı bilmekte, duymamamız gerektiği zamanlarda nefsimize karşı cihat ettiğimizi de görmektedir."
Taşlara sinmiş asırlar…
Sükût içre doğdu gönlümde bir âh-ı nihan,
Ne yıldız indi göğe, ne de söz bildi cihan.
Bir şûle çaktı dağdan, gözüm görmezdi kimden,
Lâkin yandı gönül, bildi o demde nişan.
Rüzgâr dedi: “Sakla bu nefesi ey garîb,”
Zîrâ her sır, söylenirse solar devr-i zaman.
Adım adım inerken taşlar dahi susardı,
Ne ben anlarım onu, ne o bilir hâlimi,
Sırrım Hira’da kaldı, bende kaldı yanan.
En güzeli de kendin olabildiğin birisi ile bu yolculuğa başlamış olmak.
Yolculuk yeni başlıyor…
@fezadasefa ✨🤍
Medîne yâdına düşdükçe ağlar bu dil-i şeydâ,
Ravza rüzgârı esmese, yanar cânım hevâ hevâ.
Umre yolunda buldum ben huzûrun bâkîsini,
Dönüp de bulmadım artık, bu dünyâda safâ safâ.
“İnsan, Kâbe’den dönünce anlar: Yol bitse de özlem yeni başlar.”
Gitmeden özlemeye başlamak ne demek onu öğrendim.
Rabbim binlerce kez tekrar gelmeyi nasip etsin. Amin.
Sonunda güneşi yakaladım umarım bundan sonra havalar daha ferahlatıcı olur 🌿
İyileştiren sadece zaman değildir,
Zamanı nasıl geçirdiğinde önemlidir...
Çay sohbeti, en sevdiğimmm...
İleride çocuklarıma, karda kışta dağları aşarak okula gittiğimi söyleyebilirim artık 😂😂