
No title available
Cosmic Funnies
todays bird

bliss lane
No title available

pixel skylines
The Stonewall Inn
Interview Vampire Daily
No title available
★
KIROKAZE
𓃗
I'd rather be in outer space 🛸
Misplaced Lens Cap

ellievsbear

if i look back, i am lost
hello vonnie
macklin celebrini has autism

titsay
ojovivo

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Argentina
seen from Argentina
seen from United States
seen from Colombia
seen from Türkiye
seen from Thailand

seen from Canada
seen from Nepal

seen from Pakistan
seen from Brazil

seen from United States

seen from Germany
seen from Malaysia
seen from Venezuela
seen from Türkiye

seen from Singapore
seen from Colombia

seen from Germany
@birpsikopatinutopyasi
Hilmi Hoca ve Feyyza :D
Tony Stark of our day
True love.
Birinin “ben yanındayım” demesine çok ihtiyacım var.
Tam da şu saatte.
04.47
05.08
06.14
06.20
00:01
00.23 Yanındayım demesine değil yanımda olduğunu hissettirmesine ihtiyacım var .
Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendime ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan midem bulanıyor. Ateşle oynarım. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. Benim adım Neron. Geceleri çaldığım arabalarla gezerim. Tokyo'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirttim. Sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. Benim adım Steve McQueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu.Şiir yazdım. Tam üç tane. Birini rendeleyip makarna sosuma kattım. Diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. Biraz zaman kazandım böylece. Sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor:
Sözlerimin sonunu duymadığın zaman. Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman. Değiştiriyorum son kelimelerimi. Değiştiriyorum sonumu.
Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekân ve zamandan kopalı yıllar oluyor. Bir kıza âşık olmuştum. Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabahtreni kaçırdım. Âşık olmaktan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı'dan vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. Ölmek istemiyorum çünkü Tanrı'yı da öldürürüm diye korkuyorum. Ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz. Platon'un Mağara İstiaresi'ne karşılık ben de Kuyu İstiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklarını anlattım. Ancak ellerini ağızlarına sokup parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım. Ve sordum Tanrı'nın yukarıda mı yoksa aşağıda mı olduğunu. Eskiden poker oynardım. Şimdi de Tanrı’nın aşağıda kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. Hayatım masada bir kaç kırmızı oyun fişiyle.
Az yedim çok içtim. Hâlâ içiyorum içki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uyuşturucudan tattım. Bağımlılıktan nefret ettim. Gitmemi terk etmemi engeller diye. Ne bir maddeye ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım âşık oldum ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Benim adım Houdini. Dünyayı bir oyuncağa çevirdim. Ayak basmadığım yer kalmadı. Kalan varsa onları da amuda kalkar geçerim! Duvarlara bedenime resimler çizdim. Bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. Benim adım Hitler. Kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumlarımı bıraktım. Şimdiyse ağlıyorum. Hepimiz için. Çünkü hiçbiri işe yaramadı.
Kendimi defalarca buldum defalarca kaybettim. Gerçek adımı hatırlamıyorum. Kimliğimi bir çocuğa sattım. Çirkinleşmek için çok uğraştım. İsteyene ruhumu kiraladım. Vücudumdaki dikiş sayısını artık bilmiyorum. Hayatımı diktiler. Oysa yırtmak için çok uğraşmıştım.
Gecenin soğuk sessizliği çöktüğünde midemdeki uğultular duruldu. Terlemem geçti. Hazmetmiştim Kinyas'ın kaybını. İşte bu kadar! Zaten daha ne kadar sürebilirdi ki? Ancak ailemi daha iyi anladım. Onlar belki de yıllarca, böyle bir günü tekrar tekrar yaşamışlardı. Kinyas gitti. Ben kaldım.
Hakan Günday / Kinyas ve Kayra
”İyi ya, madem ki hepimiz günün birinde çekip gideceğiz, o halde bunca matem, bunca kahır niçin? Sizinkisi matem değil zaten, korku, korku! Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları işte falanları filanları göreceğiz, birçok şeyin tadına bakacağız, sonra da ister istemez “Gidiyorum Elveda” şarkısını söyleyeceğiz. Öyleyse, gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.”
Her alanda, asıl yenilgi, unutmaktır, özellikle de sizi neyin gebertmiş olduğunu unutmak, insanların ne derece hırt olduklarını anlayamadan gebermektir. Bizler, mezarın önüne geldiğimizde, boşuna şaklabanlık yapmaya kalkışmamalıyız, öte yandan, unutmamalıyız da, tek sözcüğünü bile değiştirmeden her şeyi anlatmalıyız, insanlarda gördüğümüz ne kadar kokuşmuşluk varsa, hepsini, sonra da yerimizi sıradakine bırakıp, uslu uslu inmeliyiz deliğin içine. Tüm bir yaşamı doldurmaya yetecek bir uğraştır bu.
Louis-Ferdinand Céline - Gecenin Sonuna Yolculuk (via adimneptunolsun)
Daşağını yerim, Louis-Ferdinand Céline
Geceyi sevdiğimi söyledim. Sustu sadece, o da seviyordu, biliyordum. Bildiğimi bildiği için sustu. Açıklama ihtiyacı hissetmiyordu. Konuşmak; bir yerde bozmaktır insanlığı, ırzına geçerek hem de. Konuşsa bozulacaktı gece, bozulacaktı dehşet ve yalnızlık. Sakindik…Hayata diş geçirmeye çalışırken bunu sakince yapmaya çalışan iki acemiydik. Bizim bildiğimizi diğerlerinin de öğreneceğini düşünürdük kutsal bir inançla. Hem de kendimizi anlatma ihtiyacı duymadan, bizim bilincimize sahip olacaklardı. Konuşmadan anlaşacaktı bir gün tüm dünya. Tüm dünya üzerinde yaşanan derin bir sessizlik…
Biliyorduk; insan sesinin çıkardığı gürültüyü başka hiçbir canlı çıkaramazdı, fısıldama olsa bile. Çünkü insanın çıkardığı seslerin bir anlamı vardı ve zihinde kapladığı yer, evrensel bir boşlukta uzayıp gidiyordu. Şekil değiştiriyordu “Acaba” oluyordu, “Ya da” oluyordu, “Belki” oluyordu, “Hassiktir” oluyordu. Anlamını değiştiriyor, değiştirdikçe zihne daha fazla basıyor, kokuyordu. Çöpler kovasına sığmıyordu. Dünya denen dehşetli yerde en az kendim kadar şaşkın birinin daha olabilme ihtimalini bile aklımdan geçirmezken bir ayna gibi ona bakmam, gözlerini okumam sakinliğini duymam kadar şaşkınlık verici bir şey daha olamaz Dünyanın dehşetengiz şaşkınlığına birbirimizin şaşkınlığını da eklediğimizde kafası bir ton damıtılmış bir cesaret çıkıyor ortaya, ki cesaretin böylesi gerçekten tehlikelidir.
Louis-Ferdinand Céline - Gecenin Sonuna Yolculuk
Uzun süredir merak ettiğim 1932 de yazılmış bir kitap. Sonunda benim oldu . Bu kitabı ilk Saian dan duymuştum okuduğumda ufkumu genişletti demişti. O dönem aradım bulamadım. Hep aklımın bir köşesinde kaldı ama. Geçenlerde de Hakan Günday'ın Azil kitabını okurken giriş kısmında bu kitaptan bir yazı vardı. Onu da görünce artık bu kitabı almalıyım dedim. Giriş kısmı ve önsözü oldukça etkiledi beni. Bu kitabı yavaş yavaş sindirerek okumak istiyorum.
Savaş dediğiniz şey, anlamadığınız ne varsa odur.
Louis Ferdinand Celine. (via saykodelikdesik)