BEYAZLARIN İÇİNDEKİ SİYAHLAR-2
Annemin ölümü hayatımdaki her şeyi yerle bir etti. Kurulu bir düzenim varken annemin beni hep getirmek istediği İstanbul' a bana yabancı bir çok insanın içine gelmiştim. Ailem artık hiç tanımadığım bu yabancı insanlardı. Kızımla buraya buradaki hayata belki ayak uydururum ama annesiz yaşamaya nasıl alışırım hiç bir fikrim yok. Hayatım boyunca sadece Amerika'da yaşamadım. Yeri geldi Türkiye'de bir sahil kasabasında bile yaşadım. İstanbul'a gelmemin alıştırmalarını annem bana yapmıştı çoktan. Ama şimdi ilk kez onsuz ve yapayalnızım. Artık ne hayatım boyunca ona ne kadar kızsam da yanımda olacak bir annem ne de deliler gibi aşık olduğum fakat sonu hüsranla biten bir kocam yok. Sadece ben, kızım ve bir sürü insan var. Bana yakınken uzak bir sürü insan.
Yeni bir şehirde yeni bir hayatın zorluklarını iliklerime kadar yaşarken yeni ailem beni yalnız bırakmamayı ihmal etmedi. Seçkin amcam beni akşam yemeğine davet etti. Amca demek çok tuhaf geliyor ama olsun. Bana soru sormamayı tercih etmişlerdi. İki kızını da -kuzenlerimi- gerçekten çok iyi yetiştirmiş. Tek başına olmasına rağmen. Biraz daha iyi, kendimi toplamış olduğum vakit aileyi yemeğe çağırdım. Hizmetli ablalarla beraber harika birer akşam yemekleri hazırladık. Biz annemle bir süre egede yaşadığımız için zeytinyağlı yemekleri çok iyi bir şekilde yapabiliyorum. Annemin her iş elinden geldiği gibi bunu da çok güzel bir şekilde yapıyordu. Onun yaptığı adımları harfiyen uyguladığım kabak çiçeği dolması ve çökertmenin yanına İzmir köfte ve terbiyeli şehriye çorbası yaptım. Hizmetli Ayşe ablam da mis gibi bir pilav ve salata yaptı. Yaptığım yemekleri görüp çok şaşırmıştı:
-Azra kızım senin böyle yemekler yapacağını tahmin edemezdim ellerine kollarına sağlık. Ama çok yoruldun geç otur azıcık ben yapayım.
-Ayşe abla, Amerika'da yaşadım diye yemek yapamam mı sandın? Ayıp valla. Annem öğretmişti hepsini bana. Bir süre İzmir'de kalınca tabi insan alışıyor zamanla.
- Süreyya hanımın elinin lezzetine bir kere tadabildim. İstanbul'a gelmişti iki günlüğüne. "Ayşe ben sıkılınca mutfağa giriyorum sana zahmet bana malzeme konusunda yardım eder misin? " demişti. O gün yediğim yemeği ömrümde yememiştim. Mekanı cennet olsun.
Kısa bir hüznün ardından salondaki büyük masayı hazırlamaya başladım. Çoğunu kedim hazırlamak istiyordum. Sipariş ettiğim beyaz papatyaları masanın ortasına koydum. Daha önce el sürülmemiş yemek takımlarından birini çıkarıp özenle dizmeye başladım. Bembeyaz örtüyle krem rengi tabaklar ve açık kahverengi servisler çok uyumlu olmuştu. Su bardakları ve meşrubat bardaklarını da koyunca sofra harika görünmüştü. Yemekleri de özenle sunum tabaklarına koyunca soframız hazırdı. Ayşe abla hatırlatmasa üzerimi bile değişmeyi unutmuştum. Asya'yı da alıp yukarıya çıktım. Dolabımı açtım ve krem tonlarında diz kapağının altında kalan, askılı ve üst kısmı çiçek motifleri ile işlenmiş elbiseyi giydim. Asya'ya da papatya desenli kısa kollu bir elbise giydirdim. Anne kız papatyaları çok severiz. Aşağıya indiğimde gelmek üzereydiler. Hepsini bizzat ben karşılamak istiyordum. İçimde çok değişik bir heyecan vardı. Kapıyı açtığımda karşılaştığım ilk isim Serhat amcam ve Esra yengem olmuştu. ikisiyle görüştükten sonra Elif ve Ozanla görüştüm. Elif içeri geçerken Ozan çok samimi bir tavırla:
- Nasıl yeni yeni kuzen? Ufaklık nasıl?
İlk kez biri hususi olarak kızımı bana sormuştu. Bu durum hoşuma gitse de belli etmeden:
- İyiyiz ikimiz de sen nasılsın eski kuzen?
Sorum onu güldürmüştü. "iyi" diyerek içeri geçti. Serhat amcamlardan bir süre sonra Seçkin amcamlar gelmişti. Yanlarında anneannem de vardı. Annem annesini yıllar boyunca çok özlemiş olsa da ziyaretine çok az gelirdi. İçeri ilk o girmişti. Elini öptüm ve sarıldım. Bana çok içten bir şekilde sarılıp ağlamaya başladı. Onu sakinleştirmek istedim ama bu pek mümkün olmadı. Sürekli "Sen bana kızımın hediyesisin." deyip durdu. Seçkin amcam ve Sena da benimle görüşüp içeri geçtiler. İçerdekilere bir hoş geldiniz konuşması yapmam gerektiğini hissettim ve:
- Beni kırmayıp davetimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Bu akşam hem yemek yiyelim hem de sohbet edelim istiyorum. Sizler de merak ettiğiniz şeyler varsa sorabilirsiniz. Şunu belirtmezsem olmaz yemeklerin çoğunu size ellerimle hazırladım. Şimdiden afiyet olsun. diyerek herkesi masanın çevresine oturtmuştum. Kızımı da mama sandalyesine oturttuktan sonra yemeğe başladık. Ürpertici bir sessizliğin ardından Esra yengem konuşmaya başladı:
- Kocaman evde tek kalmaya korkmuyor musun? İstanbul'da yaşıyoruz sonuçta. Alışabildin mi bari?
- Kızımlayken hiçbir şeyden korkmuyorum.
- Sahi kızım demişken eşin nerede?
-Ben eşimden ayrıyım Esra yengecim.
-Ya senin adına üzüldüm. Özel değilse sebebini sorabilir miyim? Bu sorudan nefret ediyorum. Bekar bir anne olamaz mıyım? Neyse ki Serhat amcam araya girdi de beni cevap vermekten kurtardı.
- Esra hayatım bu kadar soru yeter. Kızın kendi hayatı sonuçta. Ben seni soru yağmuruna tutmak istemiyorum ama tek bir şeyi merak ediyorum. Baban şu an nerede ve ne yapıyor?
- Babam annem ölmeden bir yıl kadar önce kayıplara karıştı. Nerede olduğunu ne yaptığını ben de bilmiyorum. Zaten çok anlaşamıyorlardı annemle. Ama annem inatla evliliğini sürdürdü. Babam gittikten sonra onu çok aradı. Amerika'da bakılmadık sokak bırakmadı ama bulamadı. Belki bulamaması daha iyi olmuştur bilemiyorum.
-Avukat, babanın da Türk olduğunu söyledi doğru mu?
-Evet doğru. Arap kökenli annesi ve Türk babası varmış. Annemle de çalıştıkları yerde tanışmışlar. Hatta babam annemden altı yaş büyük olması dışında daha önceden bir evliliği olmuş. Eşi vefat edince de kızıyla tek başına kalmış. Aslında hepiniz kızını da tanıyorsunuz.
-Avukat Leyla, benim ablam. O benim zor zamanımda yanımda oldu. Annemi de annesi gibi görürdü çünkü kendi annesi çok erken bir yaşta vefat etmiş. Bu sözler şaşkın gözlerle herkesin bana bakmasını sağlamıştı. Ben sadece gerçekleri söylüyordum. "Biraz daha İzmir köftesi ister misiniz? diyerek ortamı yumuşatmak istedim. Ozan biraz daha yemek aldıktan sonra:
- Bu yemekleri sen mi yaptın ya çok lezzetli olmuş. Amerika'da yaşayıp ege mutfağı yapmak çok mantıklı gelmedi de ondan soruyorum.
- Biz annemle ben beş yaşlarındayken altı seneye yakın İzmir'de yaşadık. O zamanlar annemle birlikte öğrenmiştik.
-İzmir mi? Sordukça kardeşim hakkında sürekli yeni bir şey öğreniyorum. Başka önemli bir şey varsa şimdi söyle de kurtul kızım. Neden İzmir'de yaşadınız Azra?
- Babamla annem bir süre ayrı yaşadılar. Nedenini tam bilmiyorum ama sanırım konu babamla ilgiliydi. Önce başka bir şehre geldiğimizi ve bir eve gittiğimizi hayal meyal hatırlıyorum. Sonrasında annemle beraber İzmir'e gittik.
-Yemek mi yiyorduk zehir mi belli olmayan suratlara tatlı ikramı için mutfağa gittim. Ozan da ortamdaki zehirli havayı temizlemek için Asya ile oynamaya başladı. Asya, Ozan'ı gerçekten sevmişti. Tatlıları yemek için bahçedeki oturma alanına çıktık. Temiz hava herkese iyi gelmişti. Çaylar da içilince Seçkin amcam ortamı toparlayıp:
- Her şey için teşekkür ederiz Azracım ellerine sağlık. Biz artık ufaktan kalksak iyi olur.
- Bugün misafirim olun burada kalın. Çok mutlu edersiniz beni.
- Başka bir zaman diyelim tabi gençler kalmak isterse kalabilirler. Kuzenler vakit geçirebilirsiniz.
-Elbette çok isterim, hem bana da değişiklik olur.
Elif hemen yan çizmişti ama Sena kalma teklifimi kabul etti. İşin ilginç yanı Ozan da kalmak istemişti. Ben de kırmamak adına kalsın desem de içten içe çok haz etmiyordum. Herkes gittikten sonra üçümüz oturup kahve içtik. Gerçi Asya Ozan'ı pek rahat bırakmıyordu ama olsun. Ozan sürekli gözlerimin içine bakıyordu. Sena da bunu fark etmişti ama bir şey demedi. Asya'yı uyuttuktan sonra üçümüz havuzun yanına doğru geçtik. Sena su almak için içeri gittiğinde Ozan " Yüzme biliyor musun?" diye sordu. Ben " "evet" dememe kalmadan elimden tuttuğu gibi suyu atladı. Onunla beraber ben de suya düştüm tabi ki. Ona tam kızacaktım ki içimdeki bir ses bana engel oldu. Artık aramızda on santim bile mesafe yoktu. İri yeşil gözleriyle bana bakıyordu. Gözleri yakından daha güzelmiş diye geçirdim içimden. Bana gittikçe yaklaşıyordu ki bir anda geri çekildi. Bunu yapması daha güzel olmuştu. Ama tuhaftır ki küçük dahi olsa bunu yaptığı için üzülmüştüm.
İkisine de birer oda ayarlattım ve ben de kendi odama geçtim. Odam tam istediğim gibi sade ve zarifti. Uyuyamıyordum. Annemin ailesinden bunca şeyi saklaması beni uyutmuyordu. Kim bilir diğer aile üyeleri neler düşünüyordu. Tahmin edeceğiniz gibi sabahladım. Bahçeye güzel bir kahvaltı hazırlarken Ozan aşağı indi:
- Günaydın, yine sizin ellerinizden mi Azra hanım?
- Günaydın, evet benim ellerimden Ozan bey beğenemediniz mi?
- Yok canım sadece evde bu kadar hizmetçi varken senin yapman komiğime gidiyor.
-Komik olacak bir durum yok. Mutfak işlerini seviyorum. Bunu derken Ozan'a doğru yaklaşmıştım. Gözlerinin içi bana farklı bakıyordu. Sevgi mi nefret mi çözemiyordum. Tam o anda Sena geldi.
-Günaydın gençler. Ellerine sağlık sofra yine harika görünüyor.
-Afiyet olsun. E hadi ne duruyorsunuz? buyurun oturun.
Hep beraber kahvaltı ettik. Ozan'ın asla komik olmayan esprileri ile yemeğimize devam ederken Sena:
- Beni yanlış anlamanı istemem ama biz kız kıza bir tur mu yapsak? Sana biraz İstanbul'u gezdirmek istiyorum. (kız kızayı üstüne basarak söylemişti.)
- Bence iyi bir fikir olabilir.
-Benim zaten işlerim var. Siz kız kıza takılabilirsiniz.
Şoförümü ayarlattım ve Sena ile beraber İstanbul'u turlamaya çıktık. İlk gittiğimiz yer Beşiktaş sahil oldu. Daha sonrasında vapurla beraber karşıya, Kadıköy'e geçtik. İstanbul'un deniz kokusu bir başkaymış gerçekten. Kendimi buraya ait hissetmeye başlamıştım. Biraz yürümek istiyordum o yüzden arabayı karşıda bıraktırdım. Kadıköy'de döner yedikten sonra biraz alışveriş yapmaya başladık. Sena, yanlış anlamasın diye onun istediği şeylere bakabildim. Ona içimden geldiği gibi bir şeyler almak istesem de izin vermedi. Gerçekten her şeyin en iyisini hak ediyordu. Beni kahve içmek için bir yere götürdü ve gerçekten dediği kadar da güzel bir yerdi. Türk kahvesinin kokusunu bile özlemiştim. Vapurla tekrar karşıya geçince eve döndük. Evde beni bekleyen bir sürpriz olduğunu bilmeden mutlu mutlu eve döndüm. Sena'yı eve bırakıp kendi evime gelince Ayşe abla kapıyı açmıştı ve yüzünde bir gerginlik vardı.
-Hoş geldiniz Azra hanım.
-Hoş buldum da iyi misin Ayşe abla?
-Azra hanım içerde bir misafiriniz var.
Sorunun yanıtını beklemeden içeriye doğru fırladım. Salonda, halının üzerinde biri kızımla oyun oynuyordu. Kendimi tutamayıp bağırmaya ve oraya doğru hızlı adımlarla gitmeye başladım. "Siz kimsiniz?" diye bağırırken o kişi arkasına döndü. Onu görünce sinirlerim tepeme çıkmıştı. Elimde olsa bir kaşık suda boğabilirdim. Karşımda beni yakın arkadaşımla aldatan üstelik onunla evlenen eski kocam ve kızımın babası duruyordu.
-Sen burada ne yapıyorsun?
-Kızımı görmeye geldim olamaz mı?
-Olamaz. İstemiyorum seni burada.
-Senin istemene bakmıyor eski karıcım.
Tam o anda içeriden bir ses geldi " Cancım Azra mı geldi?" Artık bu kadarı fazlaydı. Bardağı taşıran son damla olmuştu bu.
- Ayşe hanım Asya'yı odasına çıkarın. diye bağırdım. Ayşe abla Asya'yı alıp odasına çıkardıktan sonra:
-SİZ BU EVE NE YÜZLE GELİYORUNUZ ********** ? EVİMDEN DERHAL DEFOLUP GİDİN.
-Vay be Azra hanım sefil yaşadığı günleri unutmuş. Bu seni son görüşümüz olmayacak. Çocuğumu görmeye bir dahaki sefere kardeşiyle geleceğim. Ama şu an bir kahveni içmek isteriz.
-Sen kızını sakladıkça Can kızının daha çok dibine giriyor. Bizim oğlumuz olunca sen de bu gelgitlere hazır olsan iyi edersin.
-SİZ KİMSİNİZ DE BENİM EVİME BENDEN HABERSİZ GELİYORSUNUZ VE HALA GİTMİYORSUNUZ?
Hala büyük harflerle konuşuyordum ve sinirim tepeme kadar gelmişti. Bu yüzsüzlükleri beni öldürüyordu. Bazen öyle anlar gelir ki bir şeyin sizi kurtarmasını istersiniz. Onların bu halini gördükçe ben de koruyucu meleğimin gelmesini istedim. Keşke şu kapıdan annem girseydi. Keşke yanımda olsaydı her zaman yaptığı gibi. Bugün o kapıdan annem girmedi belki ama başka bir kurtarıcım girdi.
-Vay vay vay! Azra sevgilin var ve bana söylemiyorsun. Kızımın cici babasını tanımak isterim.
-Dur Azra önemli değil. Evet sevgilisiyim var mı bir sorunun? Kızının babası olman adam olduğun anlamına gelmez. Adam olsaydın sevgilinle buraya gelmezdin. Sevgilinin yüzsüzlüğü, rahatlığı da ayrı bir komik. Bu durumu fazlasıyla kabullenmiş anlaşılan. Ama ben onun gibi kabullenemem. Buradan, Azra'mın evinden defolup gitmeniz için iki dakikanız var. yoksa olacaklardan sorumlu değilim.
-Allah Allah sen bizi tehdit mi ediyorsun? Ne olacakmış görelim bakalım.
Ozan'ın yeşil gözleri delicesine açılmıştı. Yüzü bir anda gülmeye başladı. Ama bu gülüş normal bir gülüş değildi. Yavaş yavaş Can'a doğru yürümeye başladı. Ona sesleniyordum ama duymuyordu beni. Bana "kenara geçer misin sevgilim?" dedi. Ben de kenara geçtim aptal gibi . Geçmemle Can'a koca bir yumruk atması bir oldu. Ben onu durdurmaya çalışırken Eda ağlamaya başlamıştı. Birbirlerini ite kata dövmeye başlamışlardı. Can bu yumruğun altında kalmamak için atak yapmıştı. Ama Ozan öyle bir yere yatırmıştı ki onu Can'ın tepki verecek hali kalmamıştı. Zaten o arbede de yüzü de bir hayli kötü olmuştu. Eda hemen telefona sarılmıştı polisi aramak için. Elinden telefonu aldım ve yere attım. Bağırmaya başlamıştı ama benim umurumda değildi. Ozan'ın yanına gittim. Bana kısık sesle sormaya başladı:
-İyi misin sen bir şey yapmadılar dimi?
-İyiyim ben de sen niye geldin?
-Ben sizde gözlüğümü unutmuşum alıp çıkacaktım. Baktım senin bağırışın geldi ben de daldım. Özür dilerim ben böyle olsun istemezdim ama seni o halde görünce-
Sözünü bile bitirmemişti ki dudağına yapışmıştım. Bunu yaptığım için çok utansam da yapmıştım artık bir kere. O da olduğu yerde kalakalmıştı. Can söylenmeye devam ediyordu ama biz ayrılmamıştık. Çünkü Ozan da bana karşılık vermişti. İşin en kötüsü ise Eda fırsat bilip polisi aramıştı tekrar. Siren sesleri ile birbirimizden ayrıldık. Ozan siren sesini duyunca Can'a bir kere daha kafa atmıştı. Polisler içeri girdiğindeki manzarayı hiçbir yerde göremezsiniz. Can yerde yüzü gözü kanlar içinde yatarken ben ve Ozan birbirimize öpüşmemizin şaşkınlığı ile bakıyorduk. Eda ise polislere "BU İKİ MANYAK KOCAMI DÖVDÜ!" diye söylenmeye başlamıştı. İşin sonu karakolda son buldu. Can hastaneye gitmişti Edayla. Tabi tahmin edersiniz ki şikayetçi olmuşlardı. Hem benden hem Ozan'dan. Ayrı mahpuslarda zincirlerin ardından birbirimize bakıyorduk. Elimi tutup "her şey geçecek Azra'm" dedi. Ona güvenmek istiyordum. Hiçbir şey çıkmadı ağzımdan ama gözümden yaşlar akmaya başlamıştı. Bneim yüzümden bu haldeydik.
-Azra ağlama lütfen üzülüyorum.
-Benim yüzümden buradasın ama
-Olsun ben senin için burada olmaya razıyım.
Taam o anda aile üyelerimiz içeri girdi. Ben hemen Ozan'ın elini bırakıp ayrıldım. Yengem, Serhat amcam ve Seçkin amcam gelmişti. Yengem bağırmaya başladı:
- Ozan sen nasıl böyle bir şey yaparsın? Geleceğini nasıl bu kız için ayaklar altına alırsın?
-Anne yeter bu kız dediğin kişi benim kuzenim.
-senin ne işin vardı onun evinde? Onu da geçtim nasıl sen bu kadar rahat oluyorsun? Çocuğun geleceğini çaldın. Benim oğlum profesyonel lisanslı judocu. Sen bunu biliyor muydun Azra hanım? Geldin ailemizi mahvettin.
-Esra yeter, kızın da üstüne gitme. O da istemezdi böyle olmasını. İkiniz de iyisiniz değil mi?
- İyiyiz merak etme bizi.
O sırada tanıdık bir polis memuru şaşkın ve bir o kadar kızgın gözlerle içeri girmişti.
-Ozancım seni burada görmek beni oldukça şaşırttı. Senin gibi birinin asla olmaması gereken bir yer biliyorsun değil mi?
-Biliyorum Bilal ağabey ama oldu işte.
-Adam şikayetini geri çekti. Çekmeseydi hem lisansın hem de hayatın elinden giderdi.
Can şikayetini geri mi çekmiş? Amacı neydi yine kim bilir.
Sonunda o karanlık kasvetli yerden çıkmıştık. Ama ne Esra yengem ne de Serhat amcam yüzüme bakıyordu. Yengem suçlayan gözlerle bir bakış attıktan sonra Ozan'a dönüp:
-Ozan bir daha böyle bir şeye bulaşırsan seninle asla konuşmam. Geleceğin kimseden önemli değil.
-Anne ben ne doğru ne yanlış biliyorum.
-Annen haklı Ozan. Kızım sen de bir daha böyle bir durumda lütfen Ozan'ı karıştırma. Sorun neyse biz ilgileniriz.
-Amca merak etme bundan sonra Ozan'la görüşmeyeceğim. Onun hayatını mahvetmek istemiyorum.
-Azra sen ne diyorsun? Ben o herifi kendi isteğimle dövdüm. O eve de sen çağırmadın ben geldim. Kendini suçlama.
-Ozan tamam arabaya bin eve gidiyoruz.
Ozan'a tek bir kelime bile söylemedim. O ise gözleriyle bana bir şeyler anlatıyordu. Yemyeşil iri gözleri bana "neden böyle yapıyorsun?" dercesine bakıyordu. İçimden ona sarılmak bağrıma basmak gelse de bunu yapamayacak kadar aciz olduğumu biliyordum. Anne babasıyla daha fazla kavga etmek istemediği için arabaya bindi. Hala binerken bile bana bakıyordu. Dışarıda beni bekleyen şoför arabanın arka kapısının kapağını açtı. Ama ben arabayı kendim kullanmak istiyordum.
-Kemal bey, eviniz nerede, buraya yakın mı?
-Arabayla on bilemedin on beş dakika Azra hanım.
-Tamam o zaman sen şimdi evine doğru sürüyorsun arabayı evin önünde ben devralacağım. Sana bugün benden tatil zaten çok beklemişsin beni de.
-Peki Azra hanım nasıl isterseniz.
Hemen önce kapıdaki güvenliği daha sonra da Ayşe ablayı aradım. "Eve haber ver benden başka kimseyi eve almasınlar ben gelene kadar. Biri gelirse de Azra hanım evde dinleniyor kimseyi istemiyor şeklinde eklesinler. Asya ile de bakıcı ben gelene kadar ilgilensin gerekirse evde kalsın. Maaşına ekleme yaparım duruma göre. Ayşe abla sen hepsini gözetle olur mu? ne olur olmaz." diye ekledim. Kimse evime yüz metre bile yaklaşsın istemiyorum. Şoförüm arabayı evine kadar kullandı ve evin önünde ben aldım. Yolları bilmiyorum ama ayağım beni nereye götürürse oraya gidecektim. Hayatımda ilk kez yüz üzeri hızla araba kullanıyorum. Sanki sinirimi ayağım altındaki pedaldan çıkarmak istiyordum. Ayağım beni sakin, bildiğim bir tepenin kenarına getirmişti. Arabadan indim ve en uç noktaya kadar yürüdüm. Buraya daha önce annem getirmişti beni. "Bütün İstanbul ayaklarının altında her yerde bu manzarayı bulamazsın" derdi. İçimdeki duyguları burada kusmak istiyordum. Annemsiz bu yol bana ne kadar engebeliymiş! Bütün İstanbul'a dertlerimi anlatmak istedim. Anlatırken gözyaşlarımda benimle beraber yer çekimine meydan okumaya çalışıyordu. Annem bana hep güçlü olmayı öğretirdi. Ama ben onsuz güçlü kalmayı bilmiyordum. Dizlerimin üzerine çöküp gözyaşlarımla dertleştiğimi yeni dank etmiştim. Zaten hassas olan gözlerim artık İstanbul'u bulanık görüyordu. Beynimdeki düşünceler bedenimi tam anlamıyla istila etmişti. Bir yandan Can bir yandan Ozan bir yandan da annesiz babasız kalışım... Onların beni ilk yalnız bırakışları değildi ama en ağır bırakışlarıydı. Annem yaşasaydı beni asla bu halde bırakmazdı. Babam beni yaşadığı halde bırakıyordu. Kendimi toplamam gerekiyordu çünkü ben aynı zamanda bir anneyim. Her şeyden önce düşünmem gereken bir kızım var. Gözyaşlarımı sildim ve arabaya doğru gitmek için arkama döndüm. Keşke hiç dönmesiydim. Arkamda gölgesi önüne düşmüş, her yanı yara bere içinde olan bir adam bana bakıyordu. Gözlerim hala bulanıktı o yüzden ovuşturmaya başladım. Gözlerim kendine gelince bana bakan o adamı tanıdım.
-Bana kızım deme! Ya sen aylardır neredesin baba? Şimdi mi bir kızının olduğu aklına geldi?
-Kızım beni bir dinle lütfen
-Ben senin hiçbir şeyini dinlemek istemiyorum. Sen bizi en zor zamanımızda bıraktın baba. Hala seni anlamamı dinlememi bekliyorsun. Annem senin yüzünden kanser oldu. Kadın kaç ay seni aradı Amerika sokaklarında. Sonra zaten hastalandı zavallım. Bak şimdi mutlu musun artık annem de yok. İstediğin an onu üzebileceğin kırabileceğin biri yok. Ama şunu unutma ki senin artık bir kızın da yok. Leyla'yı bilemem senle konuşur konuşmaz beni ilgilendirmez. Ama senin Azra diye bir kızın yok.
-Azra yeter! Anlıyorum beni dinlemek istemiyorsun ama en azından anneni dinleyeceğini varsayıyorum. Bunu söylerken elinde tuttuğu kırmızı defteri gösteriyordu.
-Annen bunu hem senin hem de benim için yazdı. Ama bunu bütün aileye okumanı istedi. Herkes her şeyi öğrensin istiyormuş. Ölmeden önce bana verdi bu defteri. Ben onu bıraksam bile o bana bu defteri verdi. Ben aylardır bunu nasıl okuyacağımı bilmeden yaşadım. Benim cesaretim olmadı okumaya. O yüzden annenin yazdığı her kelimeyi annenin isteği üzerine sen okuyacaksın.
Bana uzatıyordu defteri. Ağlamaktan içim dışıma çıkmıştı. Defteri almaya bile korkuyordum. Annem içini hangi güzel kelimelerle süslemişti hangi cümleleriyle bizi alev alev yakacaktı bilmiyorum. Babamın yüzünü o halde ilk kez görüyorum. Onun her şeye gülen yüzü, hayat dolu bakışları gitmiş yerini gözünde ağlayacak bir damla yaş kalmayan bana "beni affet" dermişçesine bakan adam gelmişti. Ona acımak istemiyordum çünkü o da anneme acımamıştı. Annemi yapayalnız bırakıp gitmişti. Beli de annemi hiç hak etmemişti babam. Defteri uzattığı eli tir tir titriyordu. Elindeki kırmızı defteri yavaşça aldım . Kapağında "Azra ve Arsen'e sevgilerle..." yazıyordu.