Muhalefetin Kronik Sorunu: Toplumsal Gerçekler, Hitabet Gücü ve Siyasetin Tasarımı
Siyaset, sadece masa başında yapılan hesaplardan ya da inatla sürdürülen stratejilerden ibaret değildir. Toplumun sosyolojik yapısını, beklentilerini ve en önemlisi "seçmenin neyi satın alacağını" doğru okuma sanatıdır. Ancak Türkiye’de muhalefet bloğunun, özellikle de geçmiş cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin, bu gerçeklerden ne kadar uzak olduğunu hep birlikte yaşayarak gördük.
Toplumsal Gerçekleri Görmezden Gelmenin Bedeli
Geçtiğimiz seçim sürecinde, adaylığı başından itibaren geniş kitleler tarafından kabul görmeyen bir ismin, tüm itirazlara rağmen inatla aday gösterilmesi büyük bir stratejik hataydı. O dönemde bu adayı canla başla savunanların, seçimin kaybedilmesinin ardından bugün aynı isme en sert eleştirileri yönelttiğini, adeta öfke kustuğunu görüyoruz. Oysa o günlerde bu adayın seçilemeyeceğini söyleyen herkes; "muhalefeti bölmekle", "oyları parçalamakla" ya da "karşı tarafa çalışmakla" suçlanmıştı. Muharrem İnce gibi isimlerin adaylık süreçlerinde kendi partileri ve ittifak ortakları tarafından nasıl baltalandığını, adayın bizzat kendi ağzından dinledik. Sonuç ise ne yazık ki malumun ilamı oldu.
Buradaki asıl mesele, sosyolojik gerçekleri inkar etmektir. Türkiye’de son 20 yıldır siyasetin merkezine yerleşmiş bir dini ve kültürel hegemonya var. Muhafazakar ve milliyetçi seçmen profili, liderlik makamında kendi kültürel kodlarına ve inanç dünyasına hitap eden figürleri görmek istiyor. Siz bu sosyolojiyi ve halkın hassasiyetlerini görmezden gelerek, sadece kendi seküler ve ideolojik filtrenizle bir aday dayatırsanız, Anadolu sosyolojisinden oy alamazsınız. Nitekim halkın bu konudaki duruşu ve kabul eşiği, tüm anketlerden daha net bir şekilde sandıkta karşımıza çıktı.
Hitabet Sanatı ve Liderlik Vasıfı: İmamoğlu ve Erdoğan Örneği
Siyasetçiyi halkın gözünde büyüten en önemli unsurlardan biri hitabettir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun en büyük handikapı, halka hitap etme kültürünün zayıf olması, adeta bir "devlet memuru" profili çizmesiydi. Etrafına topladığı danışman kadrosuyla birlikte halkın kültüründen, sokağın dilinden ve seçmenin gerçeklerinden uzak, iletişim kazalarıyla dolu bir süreç yönettiler. Medya gücünün büyük oranda iktidarın elinde olduğu bir atmosferde, muhalefet liderinin yapacağı en küçük bir pot veya hatalı bir görsel hamle (örneğin seccade olayı gibi) çarşaf çarşaf televizyonlarda yayınlanırken, bu tarz iletişim hatalarına lüksünüz yoktur.
Peki, insanlar neden Ekrem İmamoğlu gibi isimlerin aday olmasını istiyordu? Çünkü bu isimlerin arkasında ciddi bir "İmam Hatip" ve hitabet altyapısı var. İmam Hatiplerde öğrencilere sadece dini bilgi verilmez; topluluğa hitap etme, hutbe okuma, yani "hatiplik" sanatı öğretilir.
Ekrem İmamoğlu veya Recep Tayyip Erdoğan gibi liderlerin sokağa çıktıklarında halkla kurdukları bağ tesadüfi değildir. "Anacığım" der, "uşağım" der; halkın içinden konuşmayı, hazırcevaplığı ve kitleleri peşinden sürüklemeyi bilirler. Halk, liderde bu vizyonu ve baskın hitabet yeteneğini görmek ister. Karşısında konuşmayı bilmeyen, kitleleri heyecanlandıramayan bir profil gördüğünde ise ne kadar haklı talepleri olursa olsun peşinden gitmez.
Muhalefetin Tasarımı ve Kısır Döngü
Bugün gelinen noktada, iktidarın neden ısrarla karşısında Kılıçdaroğlu gibi profilleri görmek istediği çok daha net anlaşılıyor. Çünkü kaybedeceği kesin olan bir adaya karşı seçime girmek, her zaman en garanti yoldur. Yaşanan tüm bu süreç, aslında muhalefetin bizzat iktidar eliyle ya da kendi içindeki hatalı mekanizmalarla dizayn edilmesinden başka bir şey değildir.
Eğer muhalefet bloğu bu konjonktürde halkın taleplerine göre oynamayı öğrenmez, sosyolojiyi inatla reddeder ve hitabet gücü olmayan, tabanda karşılığı bulunmayan isimleri diretmeye devam ederse, Türkiye'deki siyasi tablo hiçbir zaman değişmeyecektir. Gelecekte yapılacak olası bir seçimde de aynı aktörler aynı vizyonsuzlukla sahneye çıkarsa, sonuç yine bugünkünden farklı olmayacaktır. Muhalefetin kurtuluşu, sokağın sesine kulak vermek ve halkın dilinden konuşabilen liderlere alan açmaktır.








