Beni tekrar ve tekrar aynı noktadan susmaya iteleyen bir güç var. Kollarının sıcaklığını unutalı on yedi sene oldu. Nedense bu gücü hep hatırlatır durursun. Beni sarmaktan daha kolaydır çünkü savurmak. Bir gün kapıdan, bir gün yoldan ve bir gün belki de solundan. İteler durursun, senin yordamın budur. Savrulduğum yeri ezberledim, vücudumu tanıdık bir heyecan sarar. Halledeceğime olan inancım sarar. Pişman olacağına inandığım düşünceler sarar. Hepsi sarar ve boğar. Boğazımda susmanın gerçeği var. Yutkundukça kanar. Senin kadar yakar beni inan. Bir yerlerde huzurun kaçar sonra. Elbet, düşlersin kalbimden içeri neleri kapattığımı. Senden olana nasıl yabancı kaldığımı. Yemyeşil toprağın nasıl kuraklaştığını. Savurduğun yerdeyim bak, kalemler filizlenebiliyor hâlâ. Zehir sözcükleri büyütüp duruyorum. Güneşsiz, susuz yetiyorum onlara. Senin bana yettiğin gibi, soluk ve cansız. Bir evladı büyütür gibi değil. Değil. Olmamalı. Acımasız kurak topraklarım, bir kalemi zehrinden büyütüp konuşturacak, gibi. Yazacak mı göğe adını. Sonra ne yaptığını, kimden kaçtığını. Soracak mı hesabını. Kusacak mı tüm zehrini bir gün. Yoksa susacak mı. Benim toprağımda bitmenin bedeliyle yüzleşip yutacak mı her şeyi. Tükenecek mi öylece.