No title available
TVSTRANGERTHINGS
Sweet Seals For You, Always
tumblr dot com
Mike Driver
Show & Tell
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

JVL
styofa doing anything

No title available

⁂
he wasn't even looking at me and he found me
Cosmic Funnies
Today's Document
wallacepolsom

Product Placement

izzy's playlists!
No title available
🪼
Xuebing Du

seen from Italy
seen from Switzerland
seen from Italy

seen from Germany
seen from United States
seen from India
seen from Peru
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from France

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Brazil
@biyiklibalik
Mutsuz Çocuklar Ülkesi
Dünya birkaç tur bensiz dönsen olmaz mı? Ben sessizce bir köşede birazcık mola vermek istiyorum
Eğer inandığımız cennet diye bir yer varsa insanlar için yaptıklarımdan cenletliğim fakat kendime yaptıklarımdan ise cehennemlik.
Arada bir hissediyorum,öldüğümü. Hiç bir şey yolunda gitmiyor ve ben tekrar tekrar ölüyorum, ve bir Sigara daha.
Hayat bu aralar çok sıgara içen bir köpeğin havlaması gibi, boğuk.
Ben uyumadan bi yere gitme
O zaman bunu sevdiğim bi kadına adıyım oda görünce mutlu olsun 😊
ben bu fotoğrafı yıllar önce bir yerde görmüş ve hikayesini okumuştum. daha sonra daha doğrusu gördüğüm süreden yıllar sonra, bu yıldan da yıllar önce aklıma düşmüştü ve çok aramıştım; ama bulamamıştım. ne zaman bir balina konusu açılsa hep bu fotoğraftan bahsetmiş; ancak detaylı hikayesinin aklımdan çıkması sonucu bu fotoğrafa bir türlü ulaşamamıştım.
genelde anlattığım herkes bu balinayı bir şekilde görmüş ama fotoğrafını saklamaya değer bulmamıştı. bense bir gün anlamsız bir zamanda ben o fotoğrafı bulmalı ve çerçeveletip duvara yerleştirmeliyim diye düşünmüştüm.
gel zaman git zaman aramalarım sonuç vermemişti ve ben de sanırım onu diğer balinalar gibi artık duymamaya başlamıştım.
sahi, size onun hikayesini henüz anlatmadım değil mi?
bu fotoğrafta gördüğünüz balina 1992 yılından beri takip edilen bir balina; ancak dikkat çeken özelliklerinde birisi yalnız olması. bilirsiniz muhtemelen, balinalar asla yalnız yüzmezler. onların aksine bizim balinamızın ne bir arkadaşı, ne de bir ailesi var. hiçbir gruba veya çeteye dahil değil. hiçbir zaman sevgilisi ya da eşi olmamış, olmayacak.
sebebi neydi ki? diyor insan değil mi? tabi ki kendi tercihi asla değil!
bizim balinamız türlerinden başka bir dilde konuşuyor, diğer balinalara göre farklı bir ses frekansı yaydığı için denizde fark edilmiyor. evet evet tamamen böyle. bizim güzel balinamız şarkılar söylüyor, “hey orada kimse var mı?” diye yıllardır kendine bir arkadaş olsun, bir sevgili olsun arıyorr arıyor ama nafile! diğer balinalar 12-25 hertz frekanslarında haberleşirken, bizim balinanın şarkıları 52hz'de. bu yüzden diğer balinalar onu duyamıyor, iletişim kurmak için söylediği bütün şarkılar cevapsız kalıyor, her yakarışı boşlukta kayboluyor, ve bu yalnızlık onu daha sinirli, daha mutsuz bir hayvan yapıyor; ancakk güzeller güzeli balinamız sesini diğer balinalara duyuramazken, 1989 yılında abd’li denizcilere duyuruyor; ve 3 yıl sonra bilim adamları bu balinayı insanlarca kolaylıkla algılanabilinen sesinden başlayarak takip etmeye başlıyor ve iç burkan, ona sarılma isteği uyandıran, kıyıya gidip: “üzülme be moby dick biz bölüm bölüm aynı dili konuşan milyarlarca insanız ama yine de yalnızız. hatta birbirimizi çok iyi anlıyor ama yine de anlamıyormuş gibi davranıyoruz. en iyisi senin işin bak yüzüyorsun ne güzel. su soğuk mu? gelip yanında iki yüzim mi?” deme istediği uyandıran bu hikaye 2004 yılında bir makale olarak bizlere sunuluyor.
ben bu balinayı o kadar çok anlattım, o kadar çok düşündüm ki artık yalnız olduğunu düşünmese iyi olur. hatta fotoğrafını bile bulduğuma göre onu aile fotoğraflarının olduğu duvara asmamak için tek bir sebep göremiyorum.
biz kahve içerken lütfen bu balinayı hemen sevin.
günaydın!
beni duyabildiğin bir yer olmalı.
yeniden kaybedenim. Sanırım etrafımdaki herkesi mutlu etmeye çalışırken mutlu olmayı unuttum.
kış, iki kişilik bir mevsimdir
(via duygusalyanim)
“lise 2'ydi galiba bahçede dolanıyordum. gözlüklü bir kız yanıma yanaştı, gergin bi bakar mısın dedi. kızı tanımam etmem. bir şey mi oldu, dedim. meğer bir kız varmış beni seven. dedi ki; bizim sınıfta bir kız var seni seviyor. ama öyle böyle değil. belki sana göre güzel bir kız değil ama inan çok seviyor. senin için gece boyu ağladığına gözümle şahit oldum. annesi 2 yıl önce öldü babası da şehir dışına gidip geliyor iş için, yalnızlıktan olmasa da sevgisizlikten içi kurudu. ben dayanamıyorum onun bu haline. bir hafta olsun onun sevgilisi ol ne olur. dünya gözüyle onun mutlu olduğunu göreyim. kendisi sana gelemez, e sen zaten ona gitmezsin. ben yapmak istedim, sana söylemek istedim. eğer istemezsen anlarım ama yaparsan bir insanı gerçekten ve tam manasıyla mutlu etmiş olacaksın. kim olsa şok olurdu. ben de oldum. önce inanmadım. kıza arkadaşının ismini ve sınıfını sordum. biraz araştırdım kendi çapımda. sessiz sakin içine kapanık bir tipti. çok düşündüm bir insana yalan söylemek onun mutluluğu için bile olsa doğru mu diye. sonra onun mutluluğunun daha önemli olduğuna karar verdim. ve bir sabah sınıfının bulunduğu koridorda dalgın dalgın yürürken çarptım ona. kafasını kaldırıp karşısında beni gördüğünde yüzünün ifadesi öyle bir değişti ki beni sevdiğine o an inandım. özür dilerim görmedim, dedim ve gülümseyerek sınıfıma indim. daha sonra kantinde sırada tam arkasına kaynak yaptım. kantinci abiye seslendim kız beni fark etsin diye, sesimi duyar duymaz arkasını döndü. yüzünde yine aynı ifade vardı. sevgi ve hayranlık yüklü nemli gözleriyle bana bakıyordu. onun bakışları içimi delip geçmiş ve üzmüştü beni. yanlış mı yapıyordum? kalbim hayır diyorsa da mantığım evet diye haykırıyordu! fakat ok yaydan çıkmıştı artık. bana gelip durumu anlatan kız arkadaş sınıfıma uğradı, sen ona çarptın ya hala onun etkisinde belki yüz kere anlattı daha şimdiden onu çok mutlu ettin dedi. beraber plan yaptık. okul çıkışı onlar bir kafeye gidecekler, tesadüf bu ya ben de aynı kafede olacaktım. sonra selamlaşacaktık ve ben masalarına oturacaktım. sonra ne olacaktı bilmiyordum. planımız işledi. harfi harfine hem de. bir tiyatro oyuncusu gibi sahneler planladım ve onları hayata geçirdim…tanıştık konuştuk. inanılmaz bir mutluluk ve şaşkınlıkla, ne yapacağını şaşırmış bir halde bana bakıyordu konuşurken. güldürdüm onu birkaç kere, utandırdım. muhabbet öyle koyulaştı ki saat geçmiş fark etmedik. onu evine bırakabileceğimi söyledim. evet demedi ama hayır da demedi. kızardı, utandı, ne diyeceğini bilemedi. diğer arkadaş bizden ayrıldıktan sonra beraber yarım saat yürüdük. ben konuştum o dinledi. o zaten az konuşan ve sustuklarını içinde yaşayan bir kızdı. vedalaşırken yanağına bir buse kondurdum. utanarak ve hızla eve girdi. o gece yatağımda dönüp durdum. acaba şimdi ne yapıyor dedim. mutlu mu? neler düşünüyor? içi kıpır kıpır mı? sırıtıyor mu sebepsiz yere? ne yapıyor şu an… tabi o dönem cep telefonumuz olmadığı için haberleşme imkanı sınırlıydı. nasıl olduğunu görmek için ertesini günü beklemek zorundaydım. bu şekilde tam on gün beraberce gezdik konuştuk tanıdık birbirimizi. artık ona sevgili olalım diyecektim. sonra fark ettim ki ben de heyecanlıyım. elim ayağıma dolanıyor. oyun yaparken gerçekten etkilenmiştim ondan. evet görece güzel değildi ama muhteşem bir kalbi vardı. okul bahçesinde karşılaştık. beni öptü yanaklarımdan ve yürümeye başladık. sonra duvarın orada durup susuştuk. lafa nasıl gireceğimi bilemedim. sonra gözlerine baktım ve onunla sevgili olmak istediğimi söyledim. gözlerinden yaşlar döküldü. sustu tek kelime etmedi. sonra hızla uzaklaştı yanımdan. öylece kalakaldım. onu o gün bir daha görmedim. ertesi gün de görmedim. arkadaşı beni buldu ve o hafta okula gelemeyeceğini söyledi. çok telaşlanmış ve korkmuştum. sebebini sorduğumda da biraz rahatsız olduğunu söyledi. ama öyle değildi biliyordum. gidip ziyaret edelim dedim, bence iyi bir fikir değil şu an dedi. üzüntüden çökmüş bir halde sınıfa döndüm. ne derse kendimi verebiliyordum ne de neşeli o halimden eser kalmıştı. her teneffüste arkadaşlarım başıma toplanıyor “neyin var, bir şey mi oldu, gergin kesin bir şey oldu ben hiç seni böyle görmedim” gibi şeyler söylüyorlardı. evet bir şey olmuştu ama ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. neyi yanlış yapmıştım bilmiyordum… tam altı gün boyunca ondan haber almadım. ne yüzünü gördüm ne sesini duydum ne de evine gidip sormaya cesaret edebildim. içim içimi kemirdi günlerce. kötü bir şeye sebep olmaktan ölesiye korkuyordum. hani bir kere görsem, iyi olduğunu bilsem, bir iki kelam etsek karşılıklı o zaman dinecekti içimdeki sebepsiz fırtına. sonraki haftanın pazartesi günü istiklal marşı için sıraya girerken gözlerim hep onu aradı. yine yoktu. hayatımda kendimi hiç bu kadar kötü hissettiğimi hatırlamıyorum. sınıflara dağıldıktan sonra ben onun sınıfına gittim ders başlamadan önce. arkadaşını buldum. allah rızası için bana güzel bir şey söyle dedim, iyi mi o? neden gelmiyor? omzuma bir el dokundu ben onunla konuşurken. arkamı döndüğümde tam karşımda duruyordu. yüzüne utangaç bir hüzün çökmüş, gözleri yine nemlenmiş, gülümsemesindeki coşku yerini dudak kenarlarına gizlenen bir umutsuzluğa bırakmıştı. birkaç saniye konuşmadan bakıştık. “nasılsın” dedim sesim titreyerek. iyi olduğunu söyledi. kısa cümleler kuruyordu. öğle arasında buluşmak üzere sözleştik ve ben sınıfıma döndüm. izafiyet teorisi işte tam da o sıralarda kendini hissettirdi. öğleden önce 45'er dakikadan 4 ders vardı. bir de 10'ar dakikalık teneffüsler. allahım bu zaman ne menem bir şeydi neden geçmiyordu. dakikaları bıraktım saniyeleri saydım. karnıma ağrılar girdi, kalp atışlarım en yüksek seviyedeydi, parmak uçlarım uyuştu, avuçlarım karıncalandı, yanaklarım al al oldu. sanki 3 buçuk saat değil de bir o kadar yıl geçti aradan. öğle tatili zili çalınca sınıftan ışık hızında çıktım. her zaman konuştuğumuz duvarın önünde onu beklemeye başladım, heyecandan buz gibi olmuş uyuşuk avuçlarımı birbirine sürttüm. yüzümü ellerimin arasına alıp yanaklarımdaki ateşi söndürmeye çalıştım. uzaktan geldiğini gördüm ve toparlandım. yarım saat sonrasını çıldırasıya merak ediyordum. ne olacaktı, nasıl bir konuşma geçecekti aramızda? samimi bir şekilde elini sıktım ve yanaklarından öptüm onu. neler olduğunu sordum, neden okula gelmediğini, neden bu kadar üzgün göründüğünü, neden sevgilim olur musun dediğimde cevap vermediğini… - sen harika bir insansın. ama ben senin sevgilin olamam. ne yapmaya çalıştığını biliyorum, neden çırpındığını biliyorum. ama yapamam. senin sevgilin olup bir süre sonra benden ayrılacağını bilerek yaşayamam. seni sevmek, uzaktan da olsa yetiyor bana. sırf ben seni seviyorum diye beni mutlu etme çabanı takdir etsem de yapamam. ben böyle mutluyum, sensizliği bile seviyorum inan. beni çok mutlu ettin biliyor musun, hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşattın. ama burada kalalım. senin önce sevgilin ayrılınca da arkadaşın olamam. ben senin bir şeyin olmadan da mutluyum. gözlerimde biriken yaşları tutmakta çok zorlandım. boğazım düğümlendi tek kelime edemedim. şimdi ben ona “ama ben de seni seviyorum, artık gerçekten seviyorum, bir kor oldun göğsümde” desem inanmazdı. çünkü bir yalanla başlamıştı her şey. kendime kızdım, hem de çok kızdım. üzüntüm tarif edilemeyecek boyutlardaydı. sarıldım ona, kafasını göğsüme yaslayıp ağladı, beni de ağlattı. bir süre öylece bekledik. o an ölmek istedim. kahır denen şey gelip çöreklendi içime. öğle tatilin bittiğini haber veren zil yankılandı bahçede. ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana bakıp son kez elime dokundu ve uzaklaştı. uzunca bir süre birbirimizi görmedik. korkumdan bahçeye bile çıkmıyordum görürüm de elim ayağıma dolaşır diye. aylarca düşündüm, üzüldüm, ara sıra gözlerim doldu. bana tarifi imkansız bir duyguyu yaşatmıştı o süre boyunca. hayatıma değer katmış, kalbimde iz bırakmıştı. sene sonunda tiyatro gösterimizde arka sıralarda otururken görmüştüm onu sahneden. kalbim delicesine çarpmıştı. kendini ne kadar gizlemeye çalışmışsa da başaramamış, sandalyeye gömülmüşse de nemli gözlerinin parıltısı onu ele vermişti. oyun sonrası usulca kapıdan çıkıp giderken gördüm. bu onu son görüşüm oldu. arkadaşıyla görüştüğümde babasının işi sebebiyle bir başka ile taşındıklarını öğrendim. uzaklarda bir yerlerde hala beni seviyor, hala kendini sevdiriyordu. şimdi nerede ne yapıyor, bilmiyorum. bir kere daha görmeyi, o güzel gözlerine bakmayı, kocaman yüreğine dokunmayı isterdim. belki buraları okursa diye yazıyorum; seni gerçekten sevdim…”
gergin ataman - https://eksisozluk.com/entry/57196647