Dünya, iyi ve kötü insanlara ayrılmış gibiydi. İyiler daha huzurlu uyuyorlar, diye düşünüyordu Cloquet. Kötülerse uyanık oldukları saatlerin tadını daha iyi çıkarıyorlar.
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

izzy's playlists!
h
noise dept.

No title available
No title available
occasionally subtle
Show & Tell
sheepfilms
Mike Driver
almost home
ojovivo
Peter Solarz

JVL
Sade Olutola
🪼
NASA
KIROKAZE
RMH
art blog(derogatory)

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States
seen from Italy

seen from United States
seen from United States
seen from Poland
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Malaysia
seen from France

seen from United States

seen from Türkiye

seen from Brazil

seen from United States
seen from Italy
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@bsrzsy
Dünya, iyi ve kötü insanlara ayrılmış gibiydi. İyiler daha huzurlu uyuyorlar, diye düşünüyordu Cloquet. Kötülerse uyanık oldukları saatlerin tadını daha iyi çıkarıyorlar.
Needleman, kızım ve benle beraber Milano’da opera izlerken locadan aşağıya biraz fazla eğildi ve orkestra çukuruna düştü. Bir kaza olduğunu kabullenemeyecek kadar gururlu olan Needleman, bir ay boyunca aynı operaya gitti ve her gece kendin çukura attı. Kısa süre sonra beyin sarsıntısı geçirdi. Derdini anlattığını ve artık kendini atmaktan vazgeçebileceğini söyledim. “Hayır,” dedi, “birkaç kez daha yapayım. Bir şikayetim yok zaten.”
“Beni anlıyacağı gün gelip çattığı zaman, korkarım ki, iş işten geçmiş olacak. Tecrübeden sonraki idrak evvelkinden çok daha pahalıdır.”
— Peyami Safa
Allah'ım. Diyeceklerim bu kadar.
Hadi Hop! Antalya bir ki’
Yol, kendine bir yer bulamamış
kişinin özlemidir.
Kendi yerini yerleşikte
bulamayan kişi,
onu yolculukta arar.
Nasıl,bir yer, bir yolun başı ya da sonu;
bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki
bir durumsa - kişinin durumu da,
hep, öyle, ya da böyledir…
Yerini yitiren kişi, yola çıkmak zorundadır.
Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur
-ama yola hep bir (eski) yerden
çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de
(yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini…
Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,
yerleşikliğinden rahatsızlık duyan kişinin,kalıcı bir yabancılık bulması…
Yerleşiklik, her bir yandan bağlandığımız,
hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir dinginliktir ancak - yani bir sıkı
kölelik…
Ama,“mutlak kölelik” dışında, her kölelik,
köleye devinimde bulunduğu izlenimi verecek
kadar gevşek tutar onun zincirlerini
-gerginlik, zincirden zincir olarak
uzaklaşma çabasıyla belirir;
böylece de kişi, çok devingen olduğu,
sürekli etkinlikte bulunduğunu sandığı
bir edilgenlik, bir sürüklenme içinde yuvarlanıp - gitmez…
Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin gezginlikte aradığı, aslında,
yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini
bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi düzeninin peşine düşmüştür.
Gezginlik de, öte yandan, hiçbir bağlantı
taşımaksızın, salt gezmek için gezmek haline
gelebilir rahatlıkla, kolayca
- bu kez de tam bir boşluk…
Zincirlerin -gergin ya da gevşek-
tam yokluğu da,
boşluğa köle olmaktır.
Köleliğe tek çare, heralde,
zincirlerini koparmak ve zincirsiz kalmak değil,
kendi zincirlerini kendisi yapmış,
kendisi kendi ayaklarına takmış, bağlamış
olmaktır - özgürlük de budur…
“Yanında olmayan insanlar için sıkma canını. Bir insan gerçekten isterse, Yanında olmanın bir yolunu elbet bulur. Ve unutma; Bahaneler, sadece uzak kalmayı tercih edenler içindir.”
— Can Yücel - Güle Güle - Seslerin Sessizliği
Uzaklar var aklımda. Mutlu olacağımı düşündüğüm uzaklar..
Never dreamed of a man. It was always about my power. That becomes my weak point.
Kapatıyorum gözlerimi. Ormandayım. Tanrım olması gereken her şey farklı. Zemin çok kaygan. Bir buz tabakası üzerinde yürümeye çalışıyorum. Ayakta durmak zor. Kulağımda bir saksafon sesi. Aklımdan atmaya çalıştıklarım, aklıma almaya çalıştıklarım.. Ruhum bölünmüş ancak şükür ki bedenim tek parça. Gökyüzüne bakmak istediğimde görmek istediklerimin yer değiştirmiş olma ihtimalinden dolayı kafamı kaldıramıyorum. Zeminin kaygan olduğundan bahsetmiş miydim? Hareket edemiyorum. Hareket etmek istemiyorum da. Eylemsizlik ilkesini iliklerimde hissederken ses kesiliyor ama sessizlik yok. Her şey gibi bu da tuhaf geliyor ama pek de aldırmıyorum. Kafamdan geçen fikirler öyle süratle ilerliyor ki bedenen çakılı kaldığım yerde zihnim tıpkı bir akrobat gibi daldan dala atlıyor. Size bir tavsiyede bulunmamı isterseniz, ki cevabınız beni hiç ilgilendirmiyor, hayatta daima bildiğiniz yollardan yürümemeniz olurdu. Çünkü bir yolun nereye çıktığını bildikten sonra o yola çıkmanın ne gibi bir heyecanı olabilir ki? Bazen düşünmüyorum diyebilmeyi çok isterdim. Durmak lazım. Öyle durakta otobüs beklerken ki gibi bir durmak söz konusu değil burada. Bomboş bir güne öğleden sonra saat üç civarında uyandığınızda yatakta geçirdiğiniz o kısacık zaman dilimindeki bir durmaktan bahsediyorum. O bir anlık duruş sonunda yine düşünmeye başlayacaksınız. Bu kadar saat nasıl uyuyabildiğinizi ve yapmanız gereken işleri halledecek kadar geniş bir vaktiniz kalmamasına karşın boş geçirilmeyecek kadar da uzun bir gün hakkında düşüneceksiniz. Sevdikleriniz aklınıza gelecek ama sonra avokado salatası yapmak için harika bir gün olduğuna ikna olarak mutlu olacaksınız. Eğer ki bir gün öğleden sonra saat üç civarında uyanacak olursanız ve bu gün sizin için boş bir gün ise başınıza gelmesi en muhtemel olay örgüsü budur. Herkesin başı elbet bir gün bir avokado yüzünden belaya girecektir. Demem o ki, hazırlıklı olun. Ormanda kaygan bir zemin üzerindeyseniz ve hareket edemiyorsanız, gittiğiniz yolların nereye çıktığını bilmediğinizden huzursuz ama yeni yollarda yürümeyi çok seviyorsanız, birden çok şeyi önemsiyor ve birden çok şeyi çok sevebiliyorsanız direksiyonu iyi kavrayın. Ben sizler yerinde olsam evimdeki tüm kar kürelerini penguenlere hediye ederdim.
Sanki bir fanus içindeyim. Dört bir yanım dört ayrı mevsim...Bir tarafta fırtına kopuyor, bir taraf güneşli. Bir tarafta yağmur bir tarafta kar var. Ne gündüz denebilir hava için ne gece. Ben bir fanus içindeyim ve hiçbir şey beni etkilemiyor. Hayat akıyor ben ise dokunamıyorum. Şikayetçi gibiyim ama bir şey yapmıyorum. Belki de fanusu kıracak birini bekliyorum.. ne saçmalık!
19.08.2012
bitmeyen bir kulvar bu. yolun sonu, yolun başına çıkıyor. bir çemberi koşarak tamamlamaya çalışıyorum. bitmeyen bir kulvar bu.
Hepsi
Nasıl anlatsam sana bilemiyorum…Sanki; yer altında bir uçurtma, gökyüzünde bir balık, geceden bir felek, bazen kadın çoğu zaman çocuk (ipini koparmış, kırmızı, çok sesli ve yorgun, mavi rimelli ve elma şekeri var elinde)
Bir Aslanın Hayatından Pasajlar ( Aslanlaşma )
Tanrı Beni Korusun Düşesi oturmuş portresi için poz veriyordu. Falan Filan Markisi Düşes'in kanişini tutuyordu. Şu Bu Kontu kadını nüktelerle eğlendiriyordu ve Ekselansları Dokunma Bana sandalyenin arkasına eğilmişti.
Af dilemem gereken mısralara sarılıyorum.
Yine, sorgusuz ve sualsiz teselli ediyorlar..
Lakin gözyaşlarını kendi silmeli insan,
Aksi nankörlük değil, cellatlık olur.
Nankör bir cellat ise dünyada en sık karşılaşılan idrak bozukluğudur.
-Anna olalım derken Aysel olduk iyi mi..
Tomris olmak varken..
Oscar Wilde’s Happy Prince
Bütün ömrümce aradığımı bulduğumda Oturup ağlayacağım bir deniz kıyısında.
Ataol Behramoğlu (via fthlc)