Vegasta olan vegasta kalır, ürgüpte başlayan macera ürgüp'te bitti
İşyerinde geçen beş ayın ardından bugün son duruşmama girip, yarın işyerine veda edecektim. Bu işyeri bana işimle ilgili hayati bilgiler öğretmişti. Öncelikle hukukçu olmakla avukat olmak arasında doğrudan bir bağlantı olmadığını, daha sonra hayatımı kazanmak için çok yanlış bir meslek seçtiğimi...
Bugün ise önce nevşehire gidicektim. Oradan da Ürgüp'e
Nevsehire gidiyor da olsam, bir yerden bir yere gitmenin, bir şehirden ayrılmanın sarhoş mutluluğu vardı üzerimde
Duyumlarıma göre seyahat etmek çocuk sahibi olmaktan daha çok mutlu ediyormuş insanı
Yağan kar sonsuz bir düzlem yaratmıştı anadoluda. Bozkır, dalgalanmakta olan bembeyaz bir çarşaftı şimdi.
Duruşma bitti. Davayı kaybettik. Yargılamanın yenilenmesi talebimiz şartları oluşmadığı için reddedilmişti.
İnsan nefesiyle ısınmış ürgüp dolmuşunda yarı baygın bir şekilde uyuyarak geçirdiğim yarım saatlik yolculuğun sonunda ürgüpe geldik.
Dışarda kar yağmaya devam ediyordu. Dolmuştan kar tabakasına bir adım attım. Buz gibi keskin bir hava suratıma çarptı. Hava hiç ısınmadığı için kar henüz çamurlaşmamıştı. Yağdıkça yere daha da sıkı tutunmuştu.
Zaman hala yoktu. Sabahtan beri kaç saat geçti bilmiyorum. Sanki durmaksızın yağan kar zamanı önemsiz kılmıştı.
Aç mıyım tok muyum, onu da bilmiyordum.
Duruşmaya kadar ürgüpün en güzel manzaralı restoranında manzaraya karşı bir bardak çay içip üstüme vazife olmayan, olsa da düşünmesem mental sağlığımın daha yerinde olacağı konular hakkında düşündüm. En büyük sorun mekanla ilgiliydi.
Neden durup dururken ankara'dan çıkıp buraya geldim, neden burada bir işe girdim, neden şimdi ürgüpte hakimi olmadığını bildiğim bir duruşmayı bekliyorum... Neden benim kendi işlerim ve de benden bağımsız bu işler hiç düzgün işlemiyordu ve labirentteki bütün yollar çıkmazdı? Işler bu kadar düzgün işlemezken bu işlemeyiş nasıl bu kadar düzen içinde işliyordu? Bütün bu soruların cevabı benim de çorbasında tuzum bulunan yanlışlıklar silsilesinin bir ürünüydü.
Ürgüpteki duruşma da bitti. Geçici hakim gelmişti. Duruşma tarihi verildi ve şubata ertelendi.
Şimdi zamanda geçmişe gider gibi kayseriye gidecektim. Kimsenin kimseyi sevmediği fakat herkesin birbirine muhtaç olduğu yere. Hana dönecektim, bir yolcu olarak.
Yine de buradan gelip geçmekte olan bir yolcu için bu şehrin sorunlarını gereğinden fazla kafama takmış, insanların kaba tavırlarını üstüme alınmıştım. Anadolunun sert koşulları bütün abadolu insanını sert ve kaba insanlar yapmıştı. Özünda iyi ve samimi insanlardı. Tanısan severdin fakat tanıması biraz pahalıya maloluyordu. Usul esası daima dövüyordu. Günün sonunda insan içeriğe değil de üsluba takılıyordu. Hep, ne dediğine değil nasıl dendiğine bakıyordu insan.
Bu şehir ile sorunlarım oturup konuşarak çözülemeyecek kadar büyüktü. Ayrılma zamanının geldiğini hissediyorum.