yollar uzun, denizler derin. sana olan sevgim de. gökyüzü geniş, yıldızlar fazla. sana olan sevgim de. güneş parlak, çiçekler canlı. sana olan sevgim de. sen de, seni sevmek de.
One Nice Bug Per Day
Noah Kahan

@theartofmadeline
$LAYYYTER
Misplaced Lens Cap
KIROKAZE
NASA
The Bowery Presents
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

No title available
🩵 avery cochrane 🩵
Monterey Bay Aquarium
todays bird
Interview Vampire Daily
Today's Document

Jar Jar Binks Fan Club
Sade Olutola
RMH
No title available
𓃗

seen from United States
seen from Saudi Arabia

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from Netherlands
seen from United States
seen from Australia
seen from Vietnam

seen from Germany

seen from Canada
seen from Germany

seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from India
@cankesigi
yollar uzun, denizler derin. sana olan sevgim de. gökyüzü geniş, yıldızlar fazla. sana olan sevgim de. güneş parlak, çiçekler canlı. sana olan sevgim de. sen de, seni sevmek de.
bazı şeyler bittiği için değil, içimizde yaşamaya devam ettiği için ağırdır. insan, unuttuklarını değil; unutamadıklarını taşır. zamanın iyileştirdiğine inandığımız her yara, aslında yalnızca susmayı öğrenmiştir. sonra bir ses, bir koku ya da hiç beklenmedik bir akşamüstü gelir; yıllardır dokunmadığın hatıralar usulca ayağa kalkar. o an anlarsın ki geçmiş, geride kalan bir yer değilmiş. insanın içinde sessizce yaşamaya devam eden, adı konulmamış bir oda gibiymiş.
kaçtığım her şeyin benden hızlı koşması ne fena.
geceyi sevmiyorum; gece beni benden daha iyi tanıyor. her sessizlikte adımı yeniden öğreniyor, her karanlıkta unuttuğumu sandığım acıları usulca önüme bırakıyor. insan, en çok sustuğu cümlelerin ağırlığında yaşlanıyormuş. bunu hiçbir takvim yazmıyor. bir zamanlar kalbimin de bir evi vardı. şimdi kapıları açık, pencereleri kırık. giren rüzgâr değil; hatıralar. neyi dışarıda bırakmaya çalışsam, dönüp dolaşıp içime yerleşiyor. meğer bazı gidişler bir insanı eksiltmiyor; ona ait sandığın bütün anlamları sessizce söküp götürüyormuş. artık kimseye "kal" demiyorum. çünkü kalmak, söylenerek gerçekleşen bir şey değil. gitmeye niyeti olanın ayak sesleri, vedasından çok önce duyuluyor. ben bunu, beklemenin duvarlarında öğrendim. şimdi içimde adı konulamayan bir mevsim var. ne tamamen kış, ne de bahar. bir tarafım hâlâ çiçek açmaya çalışırken, öteki tarafım çoktan toprağa karışmış gibi. belki insanın ruhu bir gün iyileşmez; yalnızca acısıyla aynı dili konuşmayı öğrenir. o yüzden bazı yaralar kabuk bağlamaz. bazı yaralar, insanın karakteri olur.
sesler hiç susmuyor. çok kızgınlar birbirlerine. sanki kurtulmak istiyorlar; kendilerinden, yaşamaktan, acı çekmekten. sesler, yükseliyor. korku yayılıyor etrafa. pusuda bekliyor acı. sesler yine yükseliyor. ellerim titriyor, durduramıyorum. sesler yakınımdan geliyor, çok yakınımdan. uzaklaşıyorum. siniyorum bir köşeye. nerde olduğumu anlamıyorum. sesler izin vermiyor. sussunlar istiyorum, yeter diyorum yeter artık. sesler gidiyor. fısıltıya dönüşüyor, ben korkuyorum. bu sefer bileğimdeki sızı kendini belli ediyor. koca bir çizik, derin. çok derin. kim yaptı bilmiyorum. saçlarım, yolmak istiyorum hepsini, tek tek. yalnız kalmak istiyorum. duvarlar, artık beni sevmiyor. kimse saçımı okşamıyor. ben dönemiyorum, dönemiyorum beş yaşıma. korkuyorum, çok korkuyorum. kimse görmüyor, kimse bilmiyor. acım büyüyor ve ben her geçen gün ölüyorum.
"intihar krokileri ile zorla sabahı ettim."
empatiden yoksun molozlar arasında tükeniyorum umarsızca.
duvarlarım var, diyorsun; elbette var. evsin sen, benim evimsin.
nefesimin kesildiği, sigarayla ciğerimi ısıttığım vakitlerden yazıyorum. hep yazmak istediğim anlarda yazamadım, konuşmam gereken zamanlarda konuşamadım. her şeye ve herkese geç kaldım, yaşama olduğu gibi. gitmek istediğim anlarda hep oturdum, kalkamadım dizlerime derman bırakmadılar. ölmek istedim kapılarımı kilitlediler, birkaç ilaca, sigaraya ve duvarlara hapsettiler. ağlayamadıklarımı, anlayamadıklarını duvarlara bıraktım. yolun sonunda, merdivenin son basamağındayım. bir adım daha atsam karanlıkta en dipteyim. kafamın ta en derinlerinden bağıran bir ses, zihnimi işgal eden birkaç anı, küllüğümde yer bırakmayacak kadar acıtan çaresizlik. ötesini sorarsan ötesi toprak, ötesini günah.
sevgili günlük, insandan örülmüş duvarlar arasında yalnızım. bu ilk değil ve son da olmayacak.
“ben alnımı dayadığım ilk duvarı hatırlıyorum ibrâhîm, ilk taşın soğuğunu, ilk kalakalmayı. zihnim unutkandır, kabul. ama şuram asla.”
ev diye sırtını yasladığın duvar sırtına yük oldu
bir kere ağladıysan üç kere gülecek, on yedi katlı binan yıkıldıysa on sekiz katlısını yapacaksın, elli beş kez düştüysen elli altıncı kez kalkacaksın. bazı savaşlar böyle kazanılır.
bir şarkının köşesine oturup ağladım.
duvarlarımı boyadım ama çatlakların yeri hala aklımda.
yıllar geçecek ismail abi, ben hep onda kalacağım ama o hiç bana gelmeyecek. gelir deme abi. tanırım ben onu, bir daha uğramaz bile sokağıma. gelmeyecek abi. bu gerçek bana doğum günümde iki paket sigara yaktırdı. gelmeyecek abi. bu gerçek beni iki yıl önce sokak ortasında ağlattı. abi gelmeyecek diyorum bakma bana öyle. sen öyle bakınca belki diyorum hani. o belki'ler beni on yedimde on yedi yerimden vurdu ismail abi. bakma bana öyle abi. bakma.