Düşündüklerini söylerdi hep,hissettiklerini değil Buydu onu o yapan -Bir o kadar güçlü; Ama bir o kadar da kırılgan

tannertan36
ojovivo
Sade Olutola

★
No title available
will byers stan first human second
Not today Justin

Kiana Khansmith
$LAYYYTER
taylor price
YOU ARE THE REASON

izzy's playlists!

Kaledo Art
hello vonnie
art blog(derogatory)
🪼

Origami Around

titsay

if i look back, i am lost
Alisa U Zemlji Chuda
seen from United States

seen from Japan
seen from Belarus
seen from Türkiye

seen from Ukraine
seen from United States
seen from United States
seen from Bangladesh
seen from United Kingdom

seen from Singapore
seen from United States
seen from Italy
seen from Switzerland
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@centralvein-blog
Düşündüklerini söylerdi hep,hissettiklerini değil Buydu onu o yapan -Bir o kadar güçlü; Ama bir o kadar da kırılgan
Valiz hazırlanmış,evden çıkmaya hala vakit varsa.... Günlerden Cumartesi sabahıysa... Müzik,kahve ve kitap İyi gider :)
There are two kinds of pain: one that makes you stronger, and one that is useless; just plain suffering. And I don’t have any patience for useless things.
Francis Underwood (via mertmuratbal)
Sevdiğimiz kareler :)
Peki ya ayrılık?
Aşk güzel bir yemek yapmaktır demiştik.Peki ya ayrılık? Ayrılık o yemeğin tutmamasıdır.Olmamasıdır. Bazen sorun daha en baştadır.Olmayacak şeyi olmayacak yerde kullanmışızdır,karnıyarığı patlıcan yerine kabakla yapmaya çalışmışızdır...Güzel olmayacağını bile bile 'hadi bir deneyelim' demişizdir.Hatta aramızdaki bazı deneyimli aşçılar bunu tekrar tekrar denemiştir.'Tuzunu çok koymuştum,yağını az koymuştum' bahanelerinin sökmediği anlardır onlar...Dostum üzgünüm ama o yemeği ne sen yiyebilirsin ne de başkası...zorlama... Bazen malzemeler doğrudur,baharatlar da,ancak yersiz ve aşırı öfke nasıl yakarsa canları öyle yanar o yemekler...Dibi tutar,buram buram yanık kokar,sen ne koyarsan koy farkındasındır ki güzelim yemeği mundar etmişsindir...Yenir mi o yemek?Bazılarımız yanık tadına rağmen yer...Ancak yiyene rahatsızlık vermekten başka bir yararı da olmaz... Bazı ayrılıklara aşırı titizliğimiz sebep olur.Sağlık kaygısıyla tuzunu atmayız,yağını çok az koyarız,aman şekeri beyaz değil esmer şeker olsun deriz...Ee oldu mu peki?Sağlık kaygısını bir kenara bırakıp klasiklerin izinden gitmek gerekmez mi :) Bazen bir tutam tuz işi kurtarır son dakikada,ancak her zaman o kadar kolay olmayabilir geri dönüşünüz dikkat :) Bazen kaygılar,bazen öfke,bazen acemilik,bazen çürük malzemedir o yemeği tatsız kılan...Peki ne yapmak gerek? Bazılarımız aynı yemeği daha taze malzemelerle,daha güzel bir mutfakta pişirmeyi dener...Hatalarının farkında olanlar artık yağın ne kadar,tuzun ne kadar konacağını öğrenmişlerdir... Bir kısmımız musakkanın patlıcan ile yapıldığını kabullenir,bir kısmımız dibi tutan sütlacın tat vermediğini... Bir grup azınlık ise annelerinin yemek tarifi yazan defterini açarak yıllara meydan okuyan yemekleri dener...Ee 80 kat baklava açmak her yiğidin harcı değil,lakin o cevizli baklava tutarsa tadından yenmez...Konu komşuya yayılır,efsane olur... Yersen :)
Chaos isn’t a pit, chaos is a ladder. Many who try to climb it fail, never get to try again. The fall breaks them. And some, given a chance to climb, they cling to the realm, or the gods or love. Illusions. Only the ladder is real. The climb is all there is.
(via mertmuratbal)
Aşk nedir?
Yemek yaparken farkettim,aşk yemek yapmak gibidir.Hatta aşkın kendisi bir yemektir.Neden mi?
Öncelikle birbirine uygun malzemelerin bir araya gelmesi gerekmektedir.Örneğin güzel bir et,yanına en yakışanı soğan...Ete peynir yakışır mı?Yakışmaz :)
Sonrasında biraz da kıymaktır sevdiğine aşk...O biberler öyle kıyılır,kesilir ki bazen...Rende ile un ufak edilir,havanda dövülür,zulümlerden zulüm beğenir cevizler...Ama kıymadan,kesmeden de yemek olmaz ki.
Aşk birbirine yakışan iki malzemenin tencerede birbiriyle buluşmasıdır.Bu iki malzeme hem yanar,hem de pişer.Ve işin güzel tarafı birbirlerine karışır,üstelik birbirlerine tat verir olmuşlardır...Tabii ki yemek dediğin öyle hemen pişmez efendim!Altını zaman zaman kısacaksın ateşin,zaman zaman kavurman gerekecek o yemeği yüksek ateşte...Ama en nihayetinde zamandır o malzemeleri birbirine karıştıran...Ve zamanla birbirinde erimesidir aslında iki kişinin aşk...
Her aşk aynı değil tabi,bazılarımız acısını bol koyar,bazılarımız bir tane küp şeker atıverir içine,bazen bir top dondurma ilave ederiz son anda.Bazen soğuk servis edilir sevgiler bazen sıcak.
Tatlı ya da tuzlu,her yemek güzel yapıldığında yiyenlerin yüzünde aynı içten ifade oluşur...Dünyanın en güzel yemeğidir çünkü aşk...
Yersen... :)
Bir bardak su...
Çok sıcak bir yaz günü sevdiceğiniz ile oturmaktasınız,birden susadığınızı fark ettiniz.'Bana bir bardak su getirebilir misin?' diye kendisine sordunuz. -'Kalk kendin al' diyen -> Odun erkek -Bir bardak su getiren ->Klasik erkek -Bir bardak buzlu su getiren ->İdeal erkek -'Kolayı daha çok sevdiğini hatırladım' diyerek bir bardak soğuk kola getiren -> Ütopik erkek,yok böyle bir erkek :)
Su ve buz bile aynı anda aynı bardakta durabilirken,insanların birbirleriyle anlaşamadıklarını görmek çok tuhaf.... (Yine o lafa geliyoruz...Su gibi olmak lazım azizim şu hayatta...)
Deniz... Önce uzaktan bakarsın ona...Sessiz,sakin durmaktadır.İnsana yeryüzündeki en büyük huzurlardan birini bahşedebilecek gibidir,derin ve engin,sonsuzluk kadar büyük... Sonra biraz daha yakından görmek istersin...İnersin deniz kıyısına.Güneşin ışıkları dalgaların üzerinde adeta dans etmekte,yer yer altın yer yer mavi sana göz kırpmaktadır...Etkilenirsin onun karşısında. Bir fikir gelir birden aklına,denize atlamak!Suya dalmak,nefessiz kalacağını bile bile,ama sonra daha derin bir nefes almak için.Yüzme biliyorsundur gerçi,ama bu deniz başka işte,içini bir korku da kaplamıyor değildir hani. Usulca gelirsin en ucuna iskelenin.Ne kadar derin ölçmek istersin,şöyle bir yoklarsın gözlerinle suyu.Sonra birden aklına gelir,ne kadar derinse o kadar kolay yüzersin çünkü,dibini göremediğin o mavilik seni davet etmektedir. Neden bekliyorum o zaman? Derin bir nefes alır ve atlarsın balıklama,korkuyla karışık bir sevinçtir içindeki,ve kalbin de başlarken en hızlı notalardan atmaya sen soğuğun verdiği o hisle mücadele etmeye çalışıyorsundur.Soğuk.Acı.O anda ciğerlerinin yandığını hissediyorsun. Ve suyun altındasın!Etrafında mavinin en koyu tonları,günışığı da dayanamamış suya dalmış besbelli...Şurada huzurla seyahat eden bir balık ailesi var,ileride yosunlar dalgalara ayak uydurmuş dansediyorlar. Tam yüzeye çıkacakken bir şey ilişir gözüne-bir deniz yıldızı!Ne çok büyük,ne de küçük,orada durmakta ama işte.Biraz uzağında ama olsun,yüzerek ona doğru yöneliyorsun şimdi,ve bingo!Artık o yıldız elinde! Akciğerlerin nefesinin tükendiğini haber verirken sana,son bir hamle kendini yüzeye itiyorsun.Yüzün güneşe dönük,ama aklın hala derinlerde.Gittikçe güneş daha hissedilir oluyor,ve derken çıkıyorsun dışarı! Gözlerin aldığın nefesin derinliğinden yaşarırken ellerin iskelenin merdivenleri ile buluşuyor.Kendini son bir güç yukarı çektikten sonra sırtüstü uzanıyorsun,gözlerin bulutlarda şimdi,kalbinin hızlandığını hissediyorsun... Ama mutlusun.Çünkü elinde denizden gelen küçük bir şey var... Bir deniz yıldızı... Ayağa kalkarsın,başının dönmesi geçmiştir şimdi.Deniz batan güneşi kucaklamakla meşgul.Olsun. Derinlerde neler saklı olduğunu biliyorsun artık çünkü.İster dalgalanıp köpüklensin,ister sessiz sakin dursun,kendi içindeki o ahenkli dansını biliyorsun ya,o yeter işte... Elinde küçük bir hatıra,yavaşça uzaklaşırsın.Onunla sözleşerek... Deniz en güzel şarkıları söylemekte.Eşlik edersin sen de elinden geldiğince. Yeniden buluşacağınızı bilerek...
hehe :)
Fuck yeah temel reis
Bağımlı olmak neden?
Asla bırakamadıklarımız onlar bizim,alışkanlıklarımız...Kopamadıklarımız,hayatımızdan çıkaramadıklarımız...
İlk başta yarar sağlıyor gibi görünen,ancak sonradan bize büyük zarar veren bağımlılıklarımız onlar...
Bazıları için sosyal medyadır içindeki açığı kapatan...Kendi hayatlarındaki boşlukları daha yararlı şeylerle doldurabilecekken sürekli gözünün telefonunda/bilgisayarda olmasıdır...En sonunda kaybolmaktır onlarca sayfa arasında...
Bazıları için yemek yemektir,çikolatadır,Çünkü üzüldükleri o kadar şey için o an sorunu çözebilecek,mutluluk hormonu salınmasını tetikleyecek tek şey budur...Tıpkı bir bağımlının uyuşturucuya alışması gibidir bu süreç,gittikçe daha çok tatlı yemek istersin,ve bir anda geri döndürülmesi zor bir sürece girmişsindir,çünkü bir kere alıştın mı her canın sıkıldıgında yemek yemeye bırakması zordur...Sancılıdır...
Bazen zararlarını bile bile bırakmayız bağımlılıklarımızı...Sigaranın zararlarını bilen bir doktorun sigara içmesi gibi garip bir çelişkidir aslında ortadaki,işin garip yanı bazen bu gruptakiler bağımlı olduklarını bile kabul etmezler.Bile bile lades olmak diye buna denir değil mi?
Ama en kötü yanı nedir biliyor musun?Bağımlılıklar adı üzerinde bağlayıcıdır,seni kendine bağlar,serbest bırakmaz.Bariz bir şekilde böyledir bu.
Ve birden aklına bir soru gelir,peki neden bırakmıyorum?
Bırakmak gerek...Hayatı fazla kalorilerden,gereksiz teknolojiden,samimi olmayan insanlardan arındırmak gerek...Müzik,kitaplar,dostların,ve işte huzur !
Hadi o zaman...İlk adımı at !!
Az once farkettim,hayat çamaşır yıkamaya benziyor. Her şeyi ayıracaksın once,renkliler bir tarafa,beyazlar bir tarafa...Cunku nasil hepsi aynı sekilde yıkanmıyorsa hayatta da her seye aynı tavrı gösteremezsin. Sonra renklileri de kendi arasında renklerine gore ayıracaksın.Her seyin birbirinden ayrı tutulması gerektiği gibi.Yok birlikte mi yıkadın,o zaman eyvah!Birbirine rengi attığından elindeki butun kıyafetler ziyan olur,ortada hiçbir şey kalmaz.Tıpkı hayattaki gibi. Her kıyafet aynı derecede yıkanmaz.Önemsemiyorsan bırak sıcakta kalsın.Hassasları soğukta yavas yıkamak gerek ki bozulmasın :) Sonuc güzel olsun istiyorsan doğru ürünü arayacaksın,güzel deterjan,güzel yumusatici sececeksin.Kokunun iyisini,şarabın güzelini seçer gibi...Ki sonra giymekten sen de zevk alasın... Ve kıyafetler gelir gecer,işin özü sen makinayı eskitmemeye bakacaksın :) (Tatil dönüşü evde yigilan dag gibi çamaşırın yarattığı yan etkileri okudunuz sayın seyirciler)
Uykunun ardından...
Ve uykusundan uyandirildi küçük kiz.Bilinmeyen bir el onu omuzlarından güçlüce sarsarak onu bilinmez uykusundan gerçekliğe çekmişti.Şaskinlikla etrafına bakınmaya başladı küçük kız.En son hatırladığı şey soğuk bir kış akşamı idi.Ne zamandır boyle uyumaktaydi?Bugun günlerden neydi?Saat kaçtı?Mevsim bıraktığı gibi kış miydi? Dikkatini onu uyandıran kıza yöneltti bir sure sonra.Karsisinda oturmuş onu izlemekteydi.Onun gibi uzun dalgalı saclari vardı,butun omzunu kaplıyordu saclari.Uzerinde siyah,omzunda metal zimbalari olan bir t-shirt ve koyu renkli bir jean vardı.Kahverengi gözlerini ortaya çıkaran siyah makyajı ve siyah spor ayakkabilariyla adeta bir rock konserinden alelacele gelmiş bir görüntüsü vardı. 'İyi uyudunuz mu küçük hanım?' dedi siyah saçlı kiz,'Cunku uzun süredir uyumaktaydiniz.Üstelik beni de sizi uyandırmamam için pek uzağa yollamistiniz.Ama artık uyanmanız gerek.Çünkü artık uyumamaniz gerek' Küçük kiz rüyasında gördüklerini bir bir hatırlamaya başladı...Hayir olamaz!dedi birdenbire.Uyku zamanı degildi cunku artık.Cok uyumuştu. Artık yasama zamaniydi.Üretme zamanı.Kabugundan sıyrılmalıydı.Üstundeki o ruhsuz kıyafetten kurtulmalıydı,odadaki sade mobilyadan,o sac stilinden,herseyden. Ama nasil yapacaktı?Bu cüreti nasil gösterecekti? 'Bana guven' dedi siyah saçlı kiz,'ben bu cüreti yerine getirebilmen için varım.Unuttun mu,ben senin ego'num :) ' Kiz aynaya endişeyle baktı.Oyle ya da boyle,artık egosu geri dönmüştü ve olacaklardan korkmaya başlamıştı.Oyle ya,o hic ders almazdi... ...
Ona Açıklı Mektup* Bir damla göz yaşı olmuşum cam bardakta. Beklerken namusunu gecenin, gözlerim buğulu. Önümde saat 2 den sonra heybetlenen romantizmin gevşek çarkları sebepsiz. Huysuzum ama hadi sevgilimli cümlelerim Türkçe. Uykusuzum, mutsuzum ama halleniyorum resmini gördükçe yersiz. Ve ev soğuk ve ev sıcak. Merdiven adımları sakin, Cihangir sakin, sessiz. Demek ki geliyorsun. Gel, çal kapımı teyakkuzdayım! Topla eteklerini çıkarken merdivenlerimi adım adım. Giydiğin o kırık beyaz elbisenin döküldüğü yere dökülüyor benim de çingene çocukluğum. Oradan tanışıyor belki nefes alışverişlerimiz. Sen buraya açan çiçekleri yolmaya, Bir ömrü sararıp solmaya, yalandan benim olmaya geliyorsun ya. Gel, Çal kapımı teyakkuzdayım! Sen başka kalbe Ocak olmuş geliyorsun, ben aylardan Temmuz’dayım. Üstüne basa basa verdiğin aşk sözcüklerini getir gelirken emanet dudaklarına. Pencereden esen rüzgar dönme dolap sevincinde kötü haber. Bir bilet al bu evden… Bir çiçek aç adını benim de bildiğim. Üşürsem ısıt beni. Bir şiir ol yalnızca bu gece, Yalnızca benim bildiğim. Ben alışık değilim asma kat olmaya temelli sevdalara. Kaybetsem de kazansam da. Sen bizim o çocuğun oldukça, Gel, çal kapımı Teyakkuzdayım. Geri gitme, ben zıplarım üzerinden şimşekler çakarsa üzerimize, sen eğil. Merak etme, ölmüyorsun. Bu hikayenin mutsuzu benim; Sen değil…