Antares'in kapısının önündeki banklarda sol bacağını, sağ bacağının üzerine koyup tek başına oturan bir kadın gördüm. Sigarasını tuttuğu elini sol bacağının üstüne koymuş, gözleri kısık bir şekilde, Antares'in önündeki boş arazinin el verdiği ölçüdeki Ankara manzarasında uzaklara bakıyordu.
Bir kadına yakıştıramadığım iki şey vardır, orospuluk ve sigara. Bu ikisi o kadar yakışıksız dururlar ki bir kadında, ikisini birbirine bile yakıştıramadığım olmuştur çoğu defa. Bu kadında orospuluk var mıydı bilmiyorum ama sigarası yanıyordu.
Gözlerini kısmış uzaklara bakarken kim bilir zamanın hangi evresine gitmişti. Kim bilir, eğer üniversite okuduysa, belki de üniversite zamanları gelmişti aklına:
Zor zamanlardı ve kötüydü ama aynı zamanda da güzeldi sanki. Babasının zoruyla hiç istemediği bir üniversitenin, anlatılanları hiçbir zaman anlamadığı bir bölümünde okumak zorunda kalmıştı. Üstelik maddi durumları iyi olmadığından dolayı ders çıkışında bir pastahanede çalışmak zorunda kalmıştı. Akşam işten çıkınca gece geç saatlere kadar ders çalışıp sabah erkenden okula gidiyordu. Arkadaşları gibi aylaklık etmek için bol vakti yoktu, pastahanenin izin verdiği ölçüde aylaklık ederdi. O da bunu en güzel şekilde değerlendiriyor ve izin günlerinde "bir işin ucundan da sen tut, yaşlandım artık" diye annesinin hala genç olduğunu ve işleri tek başına yapabileceğini düşünüp duymamazlıktan geliyordu. Üstelik zaten pastahanede çalışıyordu, bir de ev işlerini mi yapacaktı.
Sigaraya arkadaş ortamında başlamıştı, izin gününde arkadaşlarıyla beraber dışarı çıkmışlardı ve öyle bir ortamda, ağzını yaya yaya "cigara keyfi tamamlar" diyen bir arkadaşının gazıyla başlamıştı sigaraya. Tek seferden nasıl olsa bir şey olmazdı ve en fazla dertliyken içerdi. Hem ayrıca iradesine güveniyordu ve istediği zaman bırakabilirdi. Bunları düşünerek içince her seferinde kendisine daha fazla güven geldi ve güven geldikçe daha da sık içti. Ancak aslında düşündüğü kadar güçlü değildi iradesi ve kendi kendisini sigaraya teslim etmişti, korkmaya başladı, bu illetten bir daha kurtulamayacağını düşünerek korkmaya başladı ve ne zaman korktuysa sigarasına sarıldı. Bir zamanlar sadece dertlendiğim zamanlar içerim dediği şeyi artık illet olarak görüyordu.
Şimdi yine korktu, sigarasına baktı, sigaradan tiksindi, bakışlarını tiksindiğini belli eden bir şekilde sürdürdü ve çaresizlik içinde sigarasından bir nefes daha çekti.
Üniversite arkadaşları aklına geldi. Arkadaşlarıyla birbirlerine verdikleri sözler aklına geldi ve yalan olan sözler. O da arkadaşlarına söz vermişti ve bu sözlerinde çok samimiydi. Üstelik verdiği sözleri tutmak için elinden gelen çabayı gösterdi, yani en azından o böyle düşünüyordu. Bunun aksinin olup olmadığını düşünmek için kendisini sorgulaması gerekecekti ancak bunca yıldan sonra bunu yapacak gücü ve cesareti kalmamıştı. Hatta o derece ve öylesine güçsüz ve cesaretsizdi ki, sigarası bile yetersiz kalıyordu.
O zamanlar şimdiki gibi dertleri yoktu, ev temizliği yapmıyordu, çocuk büyütmüyordu. Sadece kendisi vardı, bir de arada bir hayatına ve kendine girip çıkan erkekler. Onlara sırf paraları, sohbetleri ve bellerindeki şeyleri için "sevgilim" demişti. Şimdi sevgili kelimesinin kendisi için ne anlam ifade ettiğini düşündü, bulamadı. Çünkü öyle ilişkiler yaşayarak sevgili kavramının içini boşaltalı yıllar olmuştu.
Yaşlanmıştı artık, kendisi de farkındaydı. Sigaradan eskisi gibi tat almıyor ve nefret ediyordu. Resmen tiksiniyordu. O derece ve öylesine tiksiniyordu ki sigarasını tuttuğu parmaklarından bile, sanki başkasına aitmiş gibi, nefret ediyordu. Bundan kurtuluşunun olmadığını biliyordu ve çaresizdi. O derece ve öylesine çaresizdi ki sigarayı bırakmak için o nefret ettiği parmaklarını kesmekten başka çare bulamıyordu.
Belki de bir gün kesecekti, zaten nefret ediyordu.
Ev temizliği yaparken eskisi gibi çalışamıyordu, kemikleri sızlıyor ve kolları tutmuyordu.
Bir kızı vardı, annesinin zoruyla hiç istemediği bir üniversitenin, anlatılanları hiçbir zaman anlamadığı bir bölümünde okuyordu. Kızı bunu doğrudan kendisine söylememişti ama o anlıyordu. Temizlik sırasında kızına "bir işin ucundan da sen tut, yaşlandım artık" dediğinde kızının "annem hala genç, işlerin üstesinden tek başına gelebilir. hem ben cafede çalışıyorum, bir de ev işlerini mi yapacağım" diye düşündüğünü biliyordu. Kızı bunu kendisine söylememişti ama o anlıyordu. Ayrıca kızı sigara içiyordu ve kızı bunu da kendisine söylemişti ama o bunu da anlıyordu.
Üzüldü, kızının sonu da kendi sonu gibi olacaktı. Belki de kızının sonunu kendisi hazırlamıştı. Belki de en büyük hatayı anne olmakla yaptığını düşündü, bir canlının mutsuz olmasına kendi elleriyle sebep olmuştu.
Gücünün ve cesaretinin kalmadığını artık daha fazla hissedebiliyordu.
Sigarasında son nefes kalmıştı.
Nefret ettiği sigarasından son nefesini çekti.
Yere attı ve söndürmeden uzaklaştı.