Gülüşüm kaldı yağmurunda,
İçim yangın yokluğunda,
Çok zor oldu aptallığımdan,
Sevildim sandığımdan,
Aptallığımdan...
KIROKAZE
NASA

Love Begins
The Stonewall Inn
d e v o n

tannertan36

titsay

PR's Tumblrdome
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
The Bright Sessions
sheepfilms
art blog(derogatory)
noise dept.
Color Me Curious
almost home
Cosimo Galluzzi
𓃗

blake kathryn
I'd rather be in outer space 🛸
One Nice Bug Per Day

seen from United States
seen from Poland

seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Cambodia
seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Poland
seen from Russia

seen from India
seen from Uruguay
seen from Türkiye
@cok-ozluyorum-blog
Gülüşüm kaldı yağmurunda,
İçim yangın yokluğunda,
Çok zor oldu aptallığımdan,
Sevildim sandığımdan,
Aptallığımdan...
Bak; bu hayatta sana seni asla bırakmayacağını söyleyen kişi, seni ilk terk edecek kişidir. İnanma. Kural bir. Seni çok sevdiğini iddia eden kim varsa, bir gün arkasını dönecektir. Giden gitsin, durdurma. Kural iki. Yokluğunda en çok gülecek kişiler sana hep iyi ki varsın diyecekler. Gülümse! Kural üç. Üzülmene dayanamayan o insanlar günün birinde en büyük üzüntün olacak, bununla gurur duyacaklar. Kimse için kendinden taviz verme, kimseye körü körüne bağlanma, kimseye koşulsuz şartsız güvenme. Herkes bir gün gider. Herkes ihanet eder. Kural dört, beş, altı, yedi. Ama… Herkes evini özler. Her giden bir gün geri dönmek ister. Pişman oldukları zaman merhametini kapalı kapılar ardında tut. Kimse affedilmeyi hak etmez. İkinci şans, hiç kimseye verilmez. Kural son.
Seni sevmemin bir nedeni olmalı.
Gülüşün dışında.
Gözlerinin bana baktığı şekil dışında.
Kokun dışında.
Sesin dışında.
Sen dışında.
“Sevdiğimiz varlığı görmeye çalışırız oysa görmemeye çalışmamız gerekir, çünkü sadece unutmak arzuyu yok edebilir. Bir insanla aranızdaki bağlar sadece zihninizde mevcuttur ve ancak hafıza zayıflarsa bu bağları gevşetir.”
— Marcel Proust, Albertine Kayıp
Freud'un kızına yazdığı mektup: “Sevgili Anna, en güvendiğin insanlardan kötülük görüp üzülmen güçsüz biri olduğun anlamına gelmez. Fizik kurallarına göre; sırtını dayadığın nesne birdenbire giderse sen de o yöne doğru devrilirsin.Yani bunun güçsüzlükle alakası yok.
“Terketmedi sevdası beni. Aç kaldım, susuz kaldım. Efendim memur oldum, kök saldım. Terketmedi sevdası.”
İlişkimiz aynı Bahçeli-Erdoğan arasındaki gibi. Bazen kötü. Bazen hiçbir şey olmamış gibi iyi. Bazen de her şey iyi giderken ayrılık. Kafayı toparlayamadık.
Ceplerine taş doldurup suların derinliklerine gitmiş Virginia Woolf. İnsan gitmek ister bazen. Herkesten, her şeyden.
‘’Yavaş yavaş ölürler yalnız okuyan ve okuduklarını yaşamayanlar ;
hep müzik dinleyip hayatın ritmine kulak tıkayanlar.’’
Çok seviyorum abi,
Çok seviyorum.
Şimdi özlüyorum diye kalkıp dikilsem karşısına; iki saat içinde yüzü gözlerimin önünde, elleri kucağında bağlı, yüzündeki beni olduğu gibi durur. Ama aramızda gezegenler var.
Benim onun ellerine ulaşmam için, aşmam gereken koskoca bir düzen var. Şimdi ben böylesine büyük bir boşluktayken; sesimin onun sesinin çarptığı duvarlarda yankılanması için silinmesi gereken fizik yasaları var.
Onun ellerine dokunabilmem için, bileklerimden vazgeçme zorunluluğum var.
Karşısına çıkıp ben seni, ben sana diyebilmem için boğazıma dizilen kelimelerden arınmam var.
Ona gidebilmek için, onu bir daha görmekten vazgeçmek var.
Onu sevmekten vazgeçecek yürek yok ama abi,
Orasını ne yapacağız?
Benim dünyamın bütün renkleri, onun iki sıra dişine dizilmişken, ben gençliğimin çiçeklerini nasıl soldurdum? Güneşim onun iki göz kapağının arasındayken, ben nasıl böyle karanlıkta kaldım, ben nasıl yaşadım abi ? Soldukça onu solumda büyütürken, ben nasıl onsuz yaşarım?
Nasıl ağır geliyor düşünceleri insana.
Üç avuç toprağın içine batmaya nasıl başlıyoruz birden gün ortasında.
Bir gram su olmadan biz nasıl boğuluyoruz böyle derinlerde.
Çok mu zor; seni seviyorum demek.
Neden bu kadar zor ?
Neden bu kadar acı ?
İki çift ayak tabanına sığdıracak kadar büyük değil mi bu dünya ?
Beni onunla aynı karede yaşatacak kadar güzel değil mi fotoğraflar ?
O uzaklara bakarken benim ona bakıp uzaklara dalmam için yok mu yeterince iyi bir manzara ?
Onun kokusunu sarıp getiren bir rüzgar neden esmiyor bu şehirde ?
Geceler neden onun hayaliyle geçiyorda bir kez olsun onunla geçmiyor ?
Ben sabah neden onun gün yüzüne uyanamıyorum ?
Biz neden bunları çekiyoruz abi söylesene neden ?
“evim yokmuş benim. hatta evim gibi hissettiğim yer de yokmuş. sığıntı, fazlalık gibi hissettiğim bir yer varmış, oraya da ev denmezmiş.”
“Herkes bir yerlerdeydi,onlar heryerde Herkesin korucak bir adı vardı,Onların inadı”
Bu gecede sigaraları Nazım’ın sevgilisiyken, Nazım'a deliler gibi aşıkken, Vera’ya aşık olup kendisini terk eden Nazım için; "Şiir yazamaz olmuştu. Oyun yazıyordu, yazı yazıyordu ama benimle beraberken şiiri bırakmıştı. Ama Vera’ya aşık olunca, hemen şiir yazmaya başladı. Ben onu çok iyi anlıyordum. Onu çok sevmeme rağmen, sevdiği kadınla beraber olması gerektiğini anlıyordum. Öyle aşıktı, öyle güzel yazıyordu ki, bir kez bile kıskanmadım onu. Tekrar yazmaya başlamıştı. Önemli olan da buydu." diyen ve kendisi için bir kere bile şiir yazılmayan Galina'ya içelim.
Nazım Hikmet karısı Piraye'ye şöyle yazıyordu mektuplarının birinde; “Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağmuru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, balık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarhoşun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdikleri gibi, Lenin’in inkılâbı ve inkılâbın Marx’ı sevdiği kadar…” Yine o mektupların birinde; “Çıkarsam ve sana kavuşursam, bu öyle dayanılmaz bir saadet olacak ki, gebereceğim diye korkuyorum”, diyordu. Oysa öyle olmadı. Kavuştular, ve ne oldu ise oldu, ayrıldılar. Adını kol saatinin kayışına tırnağı ile kazıdığı Piraye ile, 17 yıl boyunca mektuplaşır Nazım Hikmet. 518 mektup… Daha sonra, dayısının kızı Münevver'e, en sonda Vera'ya aşık olur ve Vera'nın kollarında ölür. Nazım aşka aşıktı.
Şimdi kendimi seni kaybetmeye hazırlıyorum,
Kolay olur inan bana.
Kendimden bile kaçtığım yerlerde arıyorum seni,
Eh bu yüzden adımlarım hep ölüme ekleniyor.
Haritada kendine bi yer bulamıyorsun,
Çünkü bu ağırlığı benden başka kimse taşıyamaz.
Kurşun kalemle karaladığım yüzünü görünce,
Kafayı yiyorum,
Yetim kalıyor aşkım.
Elveda diyorsun… Eyvallah diyorum !
#celilnalcakan
“Bazen birinin yokluğuna o kadar alışırsınız ki, başka birinin gelip o boşluğu doldurmasından korkarsınız.”
— Balzac (via unlubiryazar)
Bazen oturup düşünüyorum, sınıfta gün içinde "merhaba" bile demediğimiz insanlar var ama bir başkası onunla aynı sınıfta olmak için her şeyini verebilir. Dışarıda fotoğraf çekilirken tesadüfen birileriyle aynı fotoğrafta sonsuza kadar sıkışıp kalıyoruz, onlar bizim için arkaplan olarak kalıyor belki ama o insanlarla bir fotoğrafı olmasını hayal ederek uyuyanlar var. Biz birileri için ağlıyoruz ama ağladığımız, hayal ettiğimiz şeyleri onlarla tesadüfen yaşayanlar var. İnsanlık doyumsuz, değer bilmez. Bir başkasının hayalini yaşıyoruz ama umrumuzda olmuyor, çünkü hep bizde olmayanı isteriz. Yaşayamadığımız şeyler bizi cezbeder, hep daha fazlasını hayal ederiz. Her şeyi elde ettiğimizde, hayal kuracak bir şey kalmayacak. İşte o zaman, hayal kurabilmeyi isteyeceğiz.