
Jar Jar Binks Fan Club
$LAYYYTER

Discoholic 🪩
todays bird

❣ Chile in a Photography ❣
Color Me Curious
Sweet Seals For You, Always
No title available
h

EXPECTATIONS
Cookie Run:Kingdom Official!
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Origami Around
tumblr dot com

izzy's playlists!
YOU ARE THE REASON
🩵 avery cochrane 🩵
art blog(derogatory)

if i look back, i am lost

No title available

seen from Indonesia
seen from Canada
seen from Türkiye

seen from United States
seen from Netherlands

seen from Trinidad & Tobago
seen from United States
seen from Peru

seen from United States
seen from South Africa
seen from Germany

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Philippines
seen from Türkiye

seen from Sri Lanka

seen from Brazil
seen from Philippines
seen from Sweden
@cokdaseydegilim
🌹
İçinde, hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış fakat hiçbiri sonuna kadar işlenmemiş birçok yetenek olduğunu acı acı seziyordu. İçi yanarak anlıyordu ki onda gömülü kalmış iyi ve güzel bir şeyler vardı; belki çoktan ölmüş ya da bir dağın derinliklerindeki altın gibi saklı kalmış olan bu hazine çoktan meydana çıkmış olmalıydı. Ama öyle derinlerde kalmış, üzerine öyle pislikler yığılmıştı ki.. Sanki dünyanın ve hayatın ona verdiği nimetleri birisi çalmış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp bırakmıştı. Sanki bir güç onu hayat meydanına atılmaktan, iradesini ve zekâsını alabildiğine açılıp harcanmaktan alıkoyuyordu. Sanki gizli bir düşman daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış, insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmıştı.
“ Asuman: Beni artık sevmiyorsun öyle mi?
Mükremin: Ya seni seviyorum daa, seni sevmeyi eskisi kadar sevemiyorum. Hani eskiden seni sevmenin, birbirimizi sevmenin, yeşil, gevrek bir tadı vardı. Seni güldürmenin lezzeti damağıma yerleşir orada mutlu mesut yaşardı. Yani bir şey olduğu vakit, bunu ilk koşayım gideyim Asuman’ a söyleyeyim, tarzında bi’ haberci telaşı olurdu.
Asuman: Şimdi n’oldu peki?
Mükremin: Bilmiyorum Asuman, bilmiyorum. Kalbim bir kuyunun dibindeki suyun içinde nefes almaya çalışan bir gariban. Yukarı tırmanmaya çalışıyor. Ama ne yapsın kuyunun duvarları düz. Kuyunun duvarları ıslak. “
Bana güzel şeylerden bahset n'olur Ne olur yani gelincikler dolaşsa damlarında şehrin Ve gelmiş olsalar buraya, hayvanların yemi yüklü bir kamyonun sırtında Sadece böyle şeyler olsa Ve gazeteler yazsa: “Üç çiçek açtı karayolunda Arabalar feragat etti yoldaki ilk şeritten On iki kişi birbirini sevdi dün Sayılamadı sayıları bugün Sur içinde el ele dolaşan yüz yirmi sekiz kişiydi Mısır çarşısındaki böreklik peynir sırası, tam da şimdi bitti” Olmaz mı? Olmaz mı ben seni sevsem dondurmacı kuyruğunda Ve üzülsek ikindi vakti Bir arabanın şerit ihlaline, sundurmada oturan çocuğun üşüyüşüne Balkondaki çamaşır ipinin kısalığına Ve yolların sabunla yıkanamayışına Ne yani? Toplasak hepsini Senle ben olmaz mı? Sardunyaları sarkıt pencereden (B)aşka bir hayat dileyelim, Kimseye el etmeden Ne olur yani?
hem gül de biriktirdiği yok kimsenin kimseye
Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da ananızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canınıza okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle çok üzer ki, içiniz feci bir dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik dayak seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. Hâlâ oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.
Bir Sensizlik ki Şakir'e Nasıl Anlatayım?
Şakir’e benden çay... Herkes dertli bu gece. Kuytu köşelerden, çıkmaz sokaklara bakan evlerin pencerelerinden, telefonların çekmediği en ilkel mabetlerden getirdim şu elimde görmüş olduğunuz matemleri. Yalnızlık senfonisini ezbere bilen küçük çocuklar yetiştirdim ve hiç bu kadar sakin görmemiştim seni, üstünkörü bir yalnızlığın olmalı senin de. “Çaya kaç şeker atarsın?” diye sormuyorum bile.
Tek sayılara olan bağlılığımı dile getirdim büyük ve kalabalık anksiyete caddelerinde. Kalabalıkların içinden çıkarttım şu elimde görmüş olduğunuz tekil şahısları. Tekir kedilere eşlik eden kaçıncı tekil kişiydin sen? Her sahipsizliğinin sahiplendirdiği tekir kedilerin olmalı senin de. Göz kırptım askıcıya, bir dahaki sefere çay kaşığı getirmesin diye.
Toplama işaretinin toplayamadığı bir hayat biriktirdim. Hangi köşe başında bölüneceğimi bilmeden yürüdüm evine giden yolları. Gözlerimi, akşamları ışıklarını yakıp perdelerini çekmeyen evlerin pencerelerine diktim. Gölgene rast gelmekten korkarak, her karaltıda birbirlerine çarptım göz kapaklarımı ve nerede gördüysem seni orada eksildim tüm hayalperest düşlerimden. Şehre doğal gaz geldiğinden beri hijyenik şarkılarla soludum yankılarını sesinin, evinin o mor sokağında.
Kimsesiz değildim, sensizdim anlamıyorsun. Seni anlatan hikâyeler, seni söyleyen şiirler, seni okuyan şarkılar, seni ısıtan iklimler ve seni bana getiren sebepler arıyordum. Aklımdan geçenlere şüpheyle baktığını görür gibiyim. Ben ki tüm aklımı yitirip dokunduğum yerde sana, öyle sokuldum parmak uçlarına, sen bir boşluksun girdabına çekildiğim ve ben, geceleri koridorun ışığını açık bırakıyorum. Bir Guernica çakması gibi, haşlanmış bir yumurta gibi; çizik bir kestane, yolunmuş otlar gibi duruyorum karşında. Mor bir kıskançlık sarıyor dört bir yanımı. "Acıyorum kendime baktıkça sana." Tek başınalığımın bastonu çatlak. Ha yıkıldı üzerime ha yıkılacak ve ben sana hâkim olan korkularımla, tüm iyi niyetlerimi baltalar misali, yol kenarındaki insanları hiçe sayarak, büyük su birikintilerinden geçtim.
Gelişigüzel bir hatıraya yenildim. Planlı bir tesadüfün yarattığı heyelanların altında kaldı hayatlarım. Kaç kişiydim bir önemi kalmadı. Yediğim golde ofsayt varmış, yokmuş umrumda değil. Ben o topu nasıl tutamadım, ona yanıyorum. Nasıl ki sen geçip giderken gözlerimin önünden, ardında hayalet ordularınla; nasıl ki ben olduğum yerde kalmakla hüküm giydim o an binlerce yaşamının içinden ve nasıl olduğunu anlayamadım ama… Neyse bütün kahve bize bakıyor.
Ah! Münacaat şiiri kadar cüretkârdım. Fakat anlaşılmak telâşım mı yordu seni bu kadar? Fakat ben sana çekilirken tüm gelgitlerinle, hislerimin en derin sularından, illegal bir şey yoktu ortada. Yoksa naylonlar, balonlar ve plastik her şey senin yokluğunda üretildi bu dünyada. Sen yoktun ve kirlendi dünya. Uzaylılara taş atardık gece yarıları ve güneşe ateş ederdi bir adam en sıcak hâliyle teninin. Şakir'de kalktı gitti işte. Son bir adım daha atarsın da aramıza kaç kilometre sessizlik sığdırırsın diye korkuyorum. Saçmalıyorum. Bir sihirbazın şapkasında sıkışıp kalmayı düşlüyorum.
Şakir'e benden çay... Dertlileri açık ve limonlu olsun. Yeterince çarptı bu gece kalbimiz. Bir de söyleyin Şakir'e, bu son olsun.
Ah, göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm.