Geceye, tarihe ve kendime not;
zaman su gibi akıp geçsin, geçsin de ben yol alayım.
Kararsız ama gözü pek
bilirler beni. bende öyle bilirdim kendimi taa ki elimde bir mektup öylece kalana kadar. ne ilerlemeye de geri gitmeye ve hatta ne sağıma dönüp bakmaya gücüm var.
Kimse bilmiyor o geceyi. ben biliyorum ya o yetiyor bana. O gece kendimi kaybettim, kendimin en güzel yanını.
uzun bir süre ne oldu anlamadım, adını koyamadım. bir gün bir hocam "tramva zor. Mesela yayalar için yeşil ışık yanıyor ve yaya karşıdan karşıya geçiyor. Tam o esnada bir araba kırmızı ışıkta durmayıp yaya'ya çarpıyor. Ve yaya gözünü hastanede açıyor. gel zaman git zaman, zaman geçiyor ama o kişi artık karşıdan karşıya geçerken korkuyor, ayakları titriyor. Işte bu tramva. Vücutta ki kırıklar içinde kullanilir. Ama asıl olay beklemedigin anda, kendini güvende hissettiğin o anda tam o noktadan kırılmak durumu" demişti.
Kendime ne olduğunu o an anladım. O gece neyi yitirdiğimi. Ve en önemlisi bu gece ne olduğunu. Içimden geçen ne varsa onu durduracak güçlü bir el var içimde. Hep yeni bir korku üreten, kırıklarımı gösterip "dahası olsa dayanır mısın?" diyen bir el.
dayanamam. bu denli zor ayağa kalkmışken tekrar ayağa kalkabilir miyim bilmiyorum.
Kendime not; cesaretini ölçülü harca.














