“Anne, ne olur, eksilme hiç başımızdan..”
— Cahit Zarifoğlu (via fanidunya)

izzy's playlists!

❣ Chile in a Photography ❣
official daine visual archive

No title available

roma★
Peter Solarz
Monterey Bay Aquarium
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

Love Begins

⁂

shark vs the universe
Misplaced Lens Cap
Claire Keane
Sweet Seals For You, Always
Mike Driver
taylor price
NASA
hello vonnie
Xuebing Du

seen from United States
seen from Canada
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Brazil

seen from United States
seen from United States

seen from South Korea
seen from Cambodia
seen from United States
@deadbutterfliesinme
“Anne, ne olur, eksilme hiç başımızdan..”
— Cahit Zarifoğlu (via fanidunya)
KARA-N-FİL
Bunu sen de biliyorsun. Hiçbir zaman tam olamayacaksın.
Tamanlamıylatamamlanamayacaksın.
Bütün sevgililerin seni terk edecek. O sevgili zehirli sarışın çiçeklerin, zakkumların.. Bazen sen onları bırakıp gideceksin keskin kokuları yüzünden. Bazen de polenlerine karşı alerjin tutacak her ilkbahar olduğu gibi. Ve sen hapşuracaksın, ben “Çok yaşa!” diyeceğim içimden, çok uzaklardan..
“Çok yaşa!”
O ilk koklayışta başını döndüren, sevdiğini sandığın kokular giderek burnunun direğini sızlatacak. Ben seni hissettikçe, hissizleşeceksin ve artık koku alamayacaksın. Karanlık saçlarımın kokusu, başka aydınlık kokuları sevmene izin vermeyecek. Karanfil kokusu.. Sadece bir karanfil kokusu kalacak hafızanda, rüzgarla savrulup konarak öpmek istediğim burnunun tam ucunda. Kokusunu beğenmediğin karanfil baş belan olacak. “Karanfil özlenir mi?” deme. Hep onu özleyecek, onu arayacaksın.
“Bir kere daha koklayabilsem seni bir bahar esintisinde..”
O karanfil artık kokar mı? Kokmaz. Karanfilin intikamıdır bu sana. Tebrikler lanetlendiniz! Bir karanfilin aşkına ihanet etmek ancak beceriksiz bir bahçıvanın işi olabilir. Zakkumlarla dolu bahçesine bir tanecik bile karanfil ekmedi o bahçıvan. Zakkumları da artık kuruyup gitti, peki mutlu mu şimdi bozkırlarında bir başına? Oysaki bahçesinin küçük bir köşesine bir fidan karanfil dikseydi bırakmazdı onu hiç. Ne karda, ne kışta, ne yağmurda, ne rüzgarda, hastalıkta ve sağlıkta. Karanfil güçlü çiçektir vesselam ve bahçıvanın silahı ise çiçeklerdir. Peki ya çiçeklerin nesi var? Karanfilin dikeni bile yok, güldürme beni. Sormalıyım sana:
“Bir bahçıvan, çiçekleri olmadan bahçıvan olabilir mi? Bahçıvanı olmayan çiçek evcilleşebilir mi?”
Cevap veremezsin ki.. Çünkü.. Çünkü hatırlamak istemiyorsun. Ama hatıralar hatırlanmak içindir, unutma! Kitabının sayfaları arasında kuruttuğun o karanfili hatırla! Eline aldığında parçalanan o kurumuş küçük karanfili.. Kokumu hatırla!
“Çünkü kendim olamazsam onların olmamı istedikleri biri oluyorum ama onların olmamı istedikleri insana hiç katlanamıyorum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbir şey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi diye düşünüyorum.”
— Orhan Pamuk, Kara Kitap
Kafam da ruhum da o kadar karışık ki... O karışıklık içerisinde kendimi bulamıyorum.
Hiç ayrılamam derken
kavuşmak hayal oldu.
...
Başka bedenlerde, başka kollarda, başka tenlerde, başka gözlerde, başka bakışlarda, başka dokunuşlarda hep aynı hisler...
Aradığım ne?
Hissetmek istediğim?
Teselli mi?
Unutmak mı ya da unutma isteği?
Peki ama kimi, neyi?
Unutabilir mi insan başka başka şeylerle kendini
Kendimden kaçamıyorum.
Kendimden çıkıp kurtulamıyorum.
Kendimden...
Bir ben var biliyorum.
Her şeye sebep bir ben...
Gölgem takip ediyor, düşüncelerim, duygularım, o büyük boşluk, içine düştüğüm hiçlik durumu.
Hiçken hep olmaya çalışıyorum.
Hepken hiçim aslında.
Kendimden çıkıp, geri dönüp kendi içime giriyorum.
Masalda anlatılan tilki de benim, kürkçü dükkanı da...
Hep aynıyken hem de hep farklı nasıl olur bir insan?
Ya da olabilir mi?
Kendimi tanıyamıyorum şu aralar.
Değiştim sanırım.
İyiye değil kötüye doğru, ileriye değil geriye...
Tam tersi yönde değişebilir miyim yeniden?
Kendi bedenimde, kendi kollarımda, kendi tenimde, kendi gözlerimde, bakışlarımda ve dokunuşlarımda
Hep farklı hislerle?
Değiştim diyebilir miyim
Kendi kendime ve kendime rağmen?
İyiye doğru ve ileriye...
Bu kez?
01:12
Bu gece içimdeki ölen kız çocuğuna ağlıyorum.
Bileklerini çevreleyen mavi tül uçup yittiğinde kurtulabilecek küçük kız darbe arayışından, belki de! Kırmızı Kahverengi Defter
?
Bi can havliyle aşkı bulduğumu sandım ve yanıldım.
Olmuyorsa zorlamayacaksın.
Kendini yıpratmanın, hele ki şu zor zamanda, ne gereği var?
O kendini senin yorduğun kadar yormuyor ki...
Sevmek, gerçekten sevmek yetmiyor bazen.
Sevmek, gerçekten sevmek ne sahiden?
Her "Bu son!" diyişimde hayatın bir çelme daha takmasına ne demeli?
22:33
Bazı günler hala yalnız hissediyorum kendimi Saplantılı bir his sanırım bu Ya da platonik bir şey Kendimi kör kuyularda, sesimi, duyuramıyorum en yakınımdakine Böyle avaz avaz bağırıyorum da sesim kısık Veya kulağı tıkalı yukarıdakinin Gözleri de kör haliyle Kuyuya eğiliyor ama beni görmüyor Oysa birinin içini görürsen karanlıkta dahi bulursun onu Ben bulunamıyorum Yalnızlık hissi bile bulamıyor beni bazen Bazı günler ben bile bulamıyorum kendimi Bazı günler ben bile bulamıyorum Bazı günler ben bile Bazı günler ben Bazı günler Bazı…
Coğrafya kaderdir.
İbni Haldun~
~nehirler durmaz
Siyah buzlu bir cama yazdı önce. Nefesi usulca cama doğru üfleyip camda yuvarlak bir buhar oluşturdu ve sonra parmakları ince uçlu bir kalem gibi yazmaya başladı şu cümleleri:
“Hayatı ıskalayabilirsin. Fakat hayatı erteleme lüksün yok senin. An'da kal ve anı yaşa! Sanki içinde bulunduğun zaman son saatlerin, son dakikaların gibi… Yaşadığın her anın fotoğrafını çek beyninde ve hafızanın en değerli arşivinde kayıt altına al. Çünkü o an bir kez daha tekrarlanmayacak, o an bir kez daha yaşanmayacak. Yaşadığın anı ölümsüz kıl. Hiç ölmeyecek gibi değil her an ölecekmişsin gibi yaşa ve yaşadığın anın kıymetini bil. Çünkü o an, şimdi ve şuanda var sadece. Yarın yok, olmayacak…”
Trenin siyah buzlu camından çekti parmaklarını. Parmaklarının ucunda hafif ve derin bir sızı var. Yaşadığı bu anı hatırlatırcasına bir sızı, hafif ve derin…
"Gün doğmadan neler doğar?"
bilemeyeceğimiz bir sorunsal.
Doğamayan güne: http://youtu.be/fOH3PzYlI3w
Kalbim üşüyor. Net.