Eskiden insanların kendi hayat yolunu ve hikâyesini oluşturduğunu, kader karşısında iradesinin daha büyük olduğunu düşünürdüm; son zamanlarda ise O’nun yazdığı bir hikâyede yaşıyor ve seçimlerimizle, irademizle bu yolun helalliğinden sorumlu tutuluyormuşuz gibi geliyor.
Bir padişah ile bir çiftçi... İkisini de Allah yarattı, ikisinin kaderini de Allah yazdı; biri binlerce insana iyiliği dokunmuş, miras olarak bir devlet bırakmış, diğeri ise belki ömrü boyunca kendi evladını yetiştirmekten öteye gidememiş olsa da sanırım her nefs kendi hayatında başrol olmak, padişah olmak ister ancak birçok insan kendi hayatında bile zahiren yan roldedir.
Allah katında padişah ile çiftçi arasında bir fark olmadığına inanıyorum çünkü kaderlerini farklı yaratan da Allah’tır; o hâlde Allah’ın bizden muradı nedir diye sürekli düşünüyorum. Bazen daha çok emek verip başarmak istesek de ne o emeği verebiliyor ne de hedefimize ulaşabiliyoruz; tam bu noktada Beyyine Suresi’nde geçen “Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır” ayeti aklıma geliyor. Bize düşen tek murat budur diyemem ancak çeyrek asırlık ömrümde gördüğüm en önemli şeylerden biri, Allah’tan razı olmak, yani bize biçilen kadere rıza göstermek ve şükretmek; bu hiç de kolay bir eylem değil ama sanırım bizden istenen bu olduğu için çokça dua ediyorum: “Ya Rabbi, beni kaderine rıza gösterenlerden, nimetlerini görüp şükredenlerden eyle.”
Ve dualarıma şöyle devam ediyorum: Allah’ım, sen ki yağmur yağdırıp gökkuşağını çıkaransın; toprağı kurutup sonra çiçek açtıransın; sancılar çektirip anne edensin; zifiri geceleri ay ile aydınlatip ardından güneşi doğduransın...
Ya Rabb, sen ki her zorluktan sonra kolaylığı vaat edensin; ben senden kolaylık istiyorum, zafer istiyorum Allah’ım; her candaki cananı görebilmeyi istiyorum; Ya Fettah, Ya Rahman, Ya Mümin, Ya Veliyy sensin.





















