Benimle aynı filmi izlemiş veya aynı kitabı okumuş biriyle karşılaşınca çok seviniyorum sohbeti güzel oluyor

Andulka

Product Placement
No title available
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
Keni

No title available
EXPECTATIONS
Lint Roller? I Barely Know Her
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Mike Driver
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
hello vonnie
I'd rather be in outer space 🛸

roma★
𓃗
untitled

gracie abrams
Fai_Ryy
$LAYYYTER
Cosmic Funnies
seen from Ireland

seen from Germany

seen from France
seen from Colombia
seen from Türkiye
seen from Georgia
seen from Canada
seen from Argentina
seen from Canada
seen from Morocco

seen from Brazil

seen from United States

seen from France
seen from United States

seen from Belgium
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Chile
seen from Türkiye
@demolocco-blog
Benimle aynı filmi izlemiş veya aynı kitabı okumuş biriyle karşılaşınca çok seviniyorum sohbeti güzel oluyor
ya siz nasıl sevmediğiniz birine seni seviyorum diyebiliyosunuz ben sevdiğim insana bile diyemiyorum
Omzumda bir yük var ve ben artık bu yükü kaldıramıyorum
Aq sitesinde iki dk efkarlanamiyoz ya djksgdjdhshwbs
ömcfdnögcmfdncgjfdncgöfsdmgdfg
3 tip ilişki vardır
O kadar iğrenç bir ortamda yaşıyoruz ki 70 yaşındaki adam 7 yaşındaki kızın bacaklarına bakıyor,14-15 yaşlarındaki gençler sevgilileriyle yatıp kalkıyor. Kızlar küçük yaşta içki sigara gibi şeyler içmeye başlıyor. Erkeklerin beyinleriyle cinsel organları yer değiştirmiş durumda,herkes bi şey peşinde,kiminin canonu var fotoğraf çekip popüler olmaya çalışıyor. Kimi kızlar erkeklere çıplak fotoğraflarını atıyor,erkekler sevgi nedir unutmuş göt peşinde koşuyor. Herkes ailesine sövüyor kimsenin özeli kalmayan bir toplumda büyüyoruz ve bu gerçekten iğrenç
+1937292927382
doru
Reelde 5para etmez insanların götünü sanalda kaldırıyorsunuz yapmayın
sivri sinek = atanamayan vampir
Dlxpfpgp
Ahsvsjjsvsjsb
İnsanın başka hiçbir aktivitesi olmayınca mobil veriden de giriyo tumblra
Bir anısı aklına geldiğinde kendi kendine gülen insan samimidir.
Ve ona deli gözüyle bakan insanlarda mal
Semtimin yolları bayırdır deactivated yolu yakındır
cileklisutmafyasi-deacticated270282 inş bir gün..
Ananaslipopkek-deactivated20190213 ölemedim ama inş bi gün
bildirimsesimm-deactivated20190801 olucak inş…
bisusmadinizbe-deactivated20190525 hadi inş…
@bisusmadinizbe ne günah işledikte kaldık sjdksllsoxoxkxlxş
Sizler Allah'ın seçilmiş kullarısınız
sıçılmışta olabilir siz karar verin
Bu nece bir telepatik enerjidir yarabbim tam aklıma bu post geldi sen rbledin dkdkdkddk
Belki de özel güçlerim vardır .s
Ya bi de şu söylediğimi yanlış anlamayın he öylesine dediydim dkckdkdk
Mizahtan şakadan anlıyoruz mal fjdkdldlfş
Sekizinci sınıfın ilk günüydü. Bahçede herkes sarılıyor, erkekler şakalaşıyor , özlem gideriyorlardı. Benim hiç arkadaşım yoktu çünkü soğuk biriydim. Arkadaş olmak isteyenleri terslerdim ki zaten çok arkadaş olmak isteyen kişi yoktu. Müdürün sıkıcı konuşması için herkes sıraya girmişti. Yine her zaman ki gibi en arkaya geçtim. Yaklaşık yarım saatlik bir törenden sonra içeri girdik. 8 senedir hiç değişmeyen yerime geçtim. Duvar kenarı en arka sıra. Herkes en yakın arkadaşını bulmuş sıralara yerleşiyorlardı. Sınıfta sinir bozucu bir uğultu vardı. Kulak asmamaya çalışarak sıraya bir şeyler kazımaya başladım. Sınıfta oluşan sessizlikten öğretmenin geldiğini anlamıştım. Kalkma gereği duymadım, zaten gözükmüyordum. Herkes oturunca öğretmenin yanında bir çocuk olduğunu gördüm. Kızlar aralarında fısıldaşarak çocuğa bakıyorlardı. Yalan yok, çocuk çok yakışıklıydı. Yani bana bakma gibi bir ihtimali yoktu. Bu yüzden tekrardan umursamayarak önüme döndüm. Öğretmen bir şeyler daha söylemişti. Dinlemedim. İstediğin bir yere geçebilirsin dediğini duydum. Yaklaşık 30 saniye sonra yanımda hareketlilik hissettim. Çocuk yanıma oturmuştu. Oysa ki bir kaç erkeğin ve bir kaç kızın yanı da boştu. Çocuğa baktığım da bana bakmıyordu. Kovamayacağımdan dolayı tekrar önüme döndüm.Tüm kızların buraya baktığını hissedebiliyordum. Düşünmemeye çalıştım. İlk günün ilk dersi olduğundan hoca serbest bırakmıştı. Yaklaşık yirmi dakika sonra ismimi sordu. Cevap vermedim. Tekrar seslendi. Ve tekrar. Sonunda “Konuşmayı sevmiyorum.” diye sert bir cevap verdim. Bana dik dik baktıktan sonra, “Tamam o zaman. Ben konuşurum sen dinlersin..” dedi ve anlatmaya başladı. Açıkçası çok hoş bir ses tonu vardı. “Adım Ege.İstanbul’da yaşıyorum ama babamın tahini yüzünden buraya geldik. Pek hoşnut değilim. Arkadaşta isteyip bağlanmak istemiyorum. Sende çok bağlanılacak bir tip değilsin..” ve o gün tüm gün boyunca konuştu. Hiç cevap vermedim. Sonunda gün bittiğinde eve döndüm. Hala söyledikleri kulağımda çınlıyordu. Ertesi gün benden önce gelmiş, sırada oturuyor. Geldiğimi görünce “Nerdesin ya? Anlatacacak çok şeyim var.” dedi. Geçtim duvar kenarına başladı anlatmaya.Bu önce sinir bozucu olsa da sonra insan alışıyordu. Yaklaşık bir kaç hafta böyle geçti. Bir pazartesi günü yine benden önce gelmiş. Alıştım artık sesine ,konuşmasını bekliyorum, konuşmuyor. En sonunda “Neden konuşmuyorsun?” diye sordum. “Anlatacak bir şey kalmadı.” diye cevap verdi. Kendimi eksik hissettim. Dayanamadım, ben anlatmaya başladım. “Peki tamam. Ben Hilal. Kendimi bildiğimden beri bu yerdeyim..” Sanırım hayatımda hiç konuşmadığım kadar çok konuşmuştum. Bir haftada böyle geçti. Sonra karşılıklı konuşmaya başladık. Bir ay geçti. Çok yakındık. İlk defa kendimi birine bu kadar yakın hissetmiştim. Okul çıkışları beraber geziyor, D&R’a gidiyor, kahve içiyorduk. Aylar birbirini kovaladı ve yarıyıl geldi . İstanbul’a gitti. Kendimi öyle boşlukta hissettim ki. Her gün konuşuyorduk ama varlığını yanımda hissedememek kötü oluyordu.Sonunda bir asır gibi gelen 15 gün geçti. İkinci dönemin ilk günü okula erkenden geldim. Normalden okula beş dakika kala gelen ben, erkenden gelmiştim. Yine herkes sarılıyordu. Sonra onu gördüm. Kendimi tutamadım ve boynuna atladım. İnsanın tatillerden sonra hasret giderecek biri olması iyi hissettiriyordu. Farkına varmadan dakikalarca sarılmıştık. Sınıfa geçtik. Yine en arka duvar kenarı. Konuşup durduk. 15 günde bir insan, bir insanı bu kadar çok nasıl özleyebilirdi?Daha ergenliğimin en taze olduğu dönemindeydim. Çok bağlanmıştım. Bu neydi bilmiyordum. Sanırım onu seviyordum. Her şeyi beraber yapıyorduk. Neredeyse ayrı geçen günümüz yoktu. Farkına varmadan sene sonu gelmişti. Yaz tatili geldi, SBS’ye girdik. Aynı liseleri tutturacaktık ve hiç ayrılmayacaktık. Hayalimiz buydu. Sonra bir yaz günü buluştuk. Yüzünden anlamıştım bir şey olduğunu. “Gidiyorum.” dedi. Sadece bunu dedi. Bir açıklama yapmadı. “Nereye?” dedim. “İstanbul’a.” dedi. Kelimelerle konuşuyorduk. Gözlerim doldu. Kendi kendime söylendim. ‘Sen böyle değildin. Ağlama. Şimdi değil. Sen yalnızsın. Hep yalnızdın.’ Gülümsemeye çalıştım. “Hoşçakal.” dedim. Bir şey demesini beklemeden gittim. Ve o günden sonra kimseye bağlanmamaya yemin ettim. Aradan yıllar geçti. Lise sona geldim. Arada ki yıllar boyunca yeminimi tuttum ve kimseyle arkadaş olmadım. Kimseye bağlan(a)madım. Lise sonun ilk günüydü. Birinci sınıftan liseye kadar hep aynı okulda olduğumuz bir kız var. 12 senedir arkadaşız farkında olmadan. O da bıktı bende. Yanıma geldi. “Merhaba..”dedi. “Sadece haberin olsun diye söyleyeceğim. Ege.. Bu okulda. Yani sanırım yine babasının tahini buraya tutmuş. Bu sınıfa gelecek. Sadece hazır ol diye söylüyorum.” dedi ve gitti. Kalbime bir şey olmuştu. Öğretmen geldi. Ve ardından Ege. Direk göz göze geldik. Değişmişti. Daha yakışıklı olmuştu. Gözlerimi kaçıramadım . Bir benim yanım, bir de en önde oturan bir çocuğun yanına boştu. Ve yine gözlerim doldu. Yanıma geleceğini anladım gözlerinden. Kendi kendime fısıldarken başımı iki yana salladım. “Bu sefer değil..” Anladı sanırım. Diğer boş yere geçti. Tenefüste direk müdür yardımcısının yanına gidip nakil istedim. O hafta boyunca okula gelmedim ve nakil tutan okula geçtim. Çünkü dayanamayacağımı biliyordum. Bir kaç ay geçti. O kızı yolda gördüm. Mezarlıktan geliyordu sanırım.Beni gördü ve adımlarını hızlandırdı. Yanına gittim. “Bakar mısın?Bir şey mi oldu?”dedim. Bana baktı. Herşeyi anlatmaya başladığın da yine ben, ben değildim. Yine ağlıyordum. "Ege’nin bir hastalığı varmış. Tedavisi sadece burdaki hastanede yapılıyormuş sanırım. Senle iyileşmek istediği için bizim liseye gelmiş. Ama sen gidince tedaviyi bırakmış ve..” Sözünü tamamlamadan mezarlığa koşmaya başladım. Yeni gömülen mezarlığın başındaki son kişi de ordan ayrılınca hemen yanına gittim. ‘Ege Şahin. 1997-2015′ Gözyaşlarım ve hıçkırıklarımın arasından ağzımdan sadece “Bağlanmak yok be Ege’m. Bağlanmak yok..” kelimeleri döküldü. Ve ben her gün buraya gelip, en az bir anı, hatıra ,ne varsa bırakıp kendime bu sözleri hatırlatıyorum. Bağlanmak yok be, hiç bir şey sonsuza kadar sürmüyor.
23 Mart 1994′te Ronald Opus’un cesedini inceleyen adli tabip, onun kafasından yediği kurşunla öldüğünü sonuçladı. Ronald Opus, on katlı bir binanın tepesinden, intihar niyetiyle aşağıya atlamıştı. Umutsuzluğunu, geride bıraktığı bir notta açıklıyordu. Ancak, dokuzuncu katın önünden geçerken pencereden gelen kurşun başına isabet etmiş, hayatı bu kurşunla sona ermişti.Apartmanın sekizinci kat penceresi düzeyinde cam silicileri korumak için konulmuş bir ağ vardı; ama bu ağın varlığını ne silahı çeken, ne de müteveffa Ronald Opus biliyordu. Açıkçası, kurşun olmasaydı, Opus’un intihar girişimi başarılı olamayacak; zemine çakılmadan, sekizinci kattaki ağa takılıp kalacaktı.Opus’un intihar girişiminin başarılı olmayışı, savcıyı elinde bir cinayet vakası olduğu düşüncesine itti.Silahın patladığı dokuzuncu kattaki odada yaşlı bir adam ve karısı yaşıyordu. Tartışıyorlardı ve adam kadını silahla tehdit ediyordu. Öyle sinirlenmişti ki, tetiği çekti fakat mermi kadını ıskalayarak pencereden dışarı yöneldi ve Opus’a isabet etti. Bir insan A şahsını öldürmeye teşebbüs eder fakat B şahsını öldürürse, o B şahsını öldürmekten suçlu sayılmalıydı. Savcının ulaştığı sonuç buydu. Dolayısıyla, dokuzuncu kattaki yaşlı adam cinayetten suçluydu. Bu suçlamayla karşı karşıya kaldığında, adam da, karısı da çok şaşırdılar. Çünkü, tetiği çekerken adam da, karısı da silahın dolu olmadığından kesinlikle eminlerdi. Yaşlı adam uzunca bir süreden beri boş silahla karısını korkutmayı alışkanlık haline getirmişti. Bunu karısı da bilir, o yüzden adamın tehdidine pek aldırmazdı. Kısacası adamın karısını öldürme kastı yoktu; silahın dolu olduğunu dahi bilmiyordu. Böylece Opus’un öldürülmesi bir kaza oluyordu; silah kazara doldurulmuştu.Cinayetten kazaya dönüşen ölüm sebebi, savcının araştırmalarıyla devam etti. Ölümcül kazadan yaklaşık altı hafta önce yaşlı çiftin oğlunu silahı doldururken gören bir tanık ortaya çıktı. Anlaşıldığına göre, kaşlı kadın oğlundan mali desteği çekmişti ve babasının annesini silahla korkutma temayülünü bilen oğul, annesini cezalandırmak için, babasının annesini vuracağını umarak, gizlice silahı doldurmuştu. Annesi ölecek, babası cinayetten suçlanacak, mallar oğula kalacaktı.Artık olay yaşlı çiftin oğlunun, Ronald Opus cinayetinden sorumlu olduğu noktasına gelmişti.Tam o sırada savcının karşısına yeni bir viraj çıktı. Araştırmalara devam edilince, geçen altı hafta içinde anneyle babanın silahla tehdide varan bir tartışma yaşamamaları, dolayısıyla annesinin ölümünü bir türlü başaramayışı nedeniyle, oğlun umutsuzluğunun arttığı anlaşıldı. Bu, onu 23 Mart’ta on katlı binanın tepesinden atlayarak intihar etmeye itmişti. Ancak, ölümü planladığı gibi olmamıştı; dokuzuncu katın önünden geçerken, kendi doldurduğu ve babasının boş zannettiği silahı tetiklemesiyle annesine isabet etmeyip pencereden seken kurşunun kafasına isabet etmesi nedeniyle Ronald Opus’un hayatı sona ermişti!Dosya intahar olarak kapatıldı.
Oha
of dizisi olsa da izlesek mükemmel
Vay mk çok iyi
OBAAAAA ÇOK İYİ
Her okuduğumda aynı etkiyi veriyor amk