921 yılında Arap Seyyah İbn-i Fadlanâın TĂŒrklere dair gözlemleri:
â⊠bu daÄdan geçtikten sonra oÄuzlar diye bilinen bir TĂŒrk kabilesinin bulunduÄu yere ulaĆtık. onlar, kıl çadırlarda oturan ve konup göçen yörĂŒklerdi. Göçebelerde Ăądet olduÄu gibi, sık sık yer deÄiĆtirdikleri için yer yer onlara ait çadırlar görĂŒlĂŒyordu. Ăok gĂŒĂ§ Ćartlar altında yaĆıyorlardı.
Bunlar yolunu kaybetmiĆ eĆekler gibidirler. Bir dine inanmazlar, iĆlerinde akıllarına baĆvururlar. Hiçbir Ćeye ibadet etmezler. Aksine bĂŒyĂŒklerine rab derler. İçlerinden biri reisine bir Ćey danıĆırsa, ona âey rabbim, bu hususta ne yapayım?â der.
Aralarındaki iĆleri meĆveretle hallederler. Bununla beraber bir Ćeyde ittifak edip onu yapmaya karar verirlerse, içlerinden en aĆaÄı ve en deÄersiz olan biri gelip ittifaklarını bozabilir. Allahâa inandıkları için deÄil de, sırf yurtlarından geçen mĂŒslĂŒmanlara yaranmak için aralarında âlĂą ilĂąha illĂą allĂąhâ diyenleri gördĂŒm.
İçlerinden biri zulme uÄrar veya sevmediÄi bir Ćey görĂŒrse baĆını semaya kaldırıp âbir tanrı!â der. Bu tĂŒrkçe âbir allahâ demektir. zira tĂŒrkçeâde âbirâ vĂąhid ve âtengrĂźâ ise allah demektir.
KĂŒĂ§ĂŒk ve bĂŒyĂŒk abdestten sonra temizlenmezler. Cenabetten ve diÄer hususlardan dolayı yıkanmazlar. Bilhassa kıĆın su ile hiçbir iliĆkileri yoktur. Kadınları yerli ve yabancı erkeklerden kaçmazlar. Aynı Ćekilde, kadın, vĂŒcudunun hiçbir yerini insanlardan gizlemez.
Kadınları, ne kendi erkeklerinin ne de yabancıların yanında peçe kullanıyor; vĂŒcutlarını da örtmĂŒyorlar. Bir gĂŒn bir oÄuz'un evinde oturuyorduk. Karısı da yanımızdaydı. Biz konuĆurken kadın bir ara vĂŒcudunun görĂŒnmemesi gereken bir tarafını açıp kaĆıdı⊠hepimiz gördĂŒk. Hemen ellerimizle gözlerimizi kapatıp, âallahım, sen bize gĂŒnah yazma.â diye yakardık. Kocası gĂŒldĂŒ, çevirmenimize Ćunları söyledi: 'sizin, önĂŒnĂŒzde açılmamızın nedeni, gördĂŒÄĂŒnĂŒz halde kendinizi tutmayı öÄrenesiniz diyedir. ĂĂŒnkĂŒ ulaĆamazsınız; böyle olması, gizli olup da elde edilebilir olmasından daha iyidir.â
Zina diye bir Ćey bilmezler. Böyle bir suç iĆleyen birini ortaya çıkarırlarsa onu iki parçaya bölerler. Ćöyle ki: bu kimseyi iki aÄacın birbirine yaklaĆtırılmıà dallarına baÄlarlar. Sonra, bu dalları bırakırlar. Dalların eski durumuna gelmesi neticesi, o kimse iki parçaya bölĂŒnĂŒr.
Bir TĂŒrkâĂŒn yurdundan, tanımadıÄı bir kimse geçip ona âben senin misafirinim. Develerinden, hayvanlarından ve parandan Ću miktara ihtiyacım varâ derse, TĂŒrk istediklerini ona verir. EÄer tacir bu yolculuÄu esnasında ölĂŒr ve kafile geri dönerse, TĂŒrk, kafiledekilere, âbenim misafirim nerede?â diye sorar. âĂldĂŒâ derlerse kafilenin yĂŒklerini indirtir. İçlerinde en akıllı tanıdıÄı tacire vararak yĂŒklerini onun gözĂŒ önĂŒnde çözer. Bir zerre fazlasız, ölen tacire verdiÄi kadar, bu tacirin paralarından alır⊠Aynı Ćekilde, bu tacirin develerinden ve hayvanlarından, verdiÄi miktarı da alır.
OÄlancılık onlar arasında çok bĂŒyĂŒk suçtur.â
kaynak: ibn-i fadlan seyahatnamesi, 10. yĂŒzyıl