Her günüm birbirinin aynısı, tek isteğim ailemin sağlıklı kalması, yaşama hevesim kalmadı. Sabah uyanıyorum diyorum ben neden uyandım aq, akşam yatıyorum diyorum yarın yine mi uyancam. Bu nasıl iş

titsay
Sweet Seals For You, Always
EXPECTATIONS

❣ Chile in a Photography ❣

No title available
Noah Kahan
🩵 avery cochrane 🩵

Kiana Khansmith
Mike Driver
trying on a metaphor
Misplaced Lens Cap
macklin celebrini has autism
No title available
he wasn't even looking at me and he found me
Xuebing Du

roma★

★

gracie abrams
No title available
𓃗
seen from Canada

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from Singapore

seen from Australia

seen from Netherlands

seen from Finland

seen from United States
seen from Belarus
seen from Pakistan

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Russia

seen from United States

seen from Canada

seen from United States
@denizmavi
Her günüm birbirinin aynısı, tek isteğim ailemin sağlıklı kalması, yaşama hevesim kalmadı. Sabah uyanıyorum diyorum ben neden uyandım aq, akşam yatıyorum diyorum yarın yine mi uyancam. Bu nasıl iş
Herkesi silip, her şeyi bırakıp, çekip gidesim var
But the darkness that you know, it’s not your home and you’re not alone.
“Küçük bedenim ruhumun gürültüsünü, karanlığını taşıyamıyor.”
Yatağa yattığım an kafamda kurduklarımı bir yazsam macera serileri yanında bebe kalır aq sonra neden uyuyamıyom ben😐 Neden acaba?!
Ölmedim ama yaşıyor da sayılmam
Kafamdaki gürültüyü bedenim taşıyamıyor..
“Yalnızlık Senfonisi”
Yalnızlık bu, sonu yok. Sezen Aksu da diyor ya zaten “Anladım sonu yok yalnızlığın, her gün çoğalacak.”. Her gün çoğalan bir yalnızlık içinde değil miyiz hepimiz gerçekten de, etrafımızdaki milyonlarca insana rağmen? Bizi görmeyen ve bizim de görmediğimiz milyonlarca insan. Her biri ayrı bir hikaye olan milyonlarca insan. Başımızı yerden kaldırdığımızda görebiliriz o insanları elbet, ama onları görmek yalnızlığımızı dindirmeyecek :) Derdimizi dinleyen kaç insan olursa olsun hep yalnız olacağız, daima. Bizim derdini dinlediğimiz insanların da her daim yalnız olacağı gibi. Çünkü ne kadar anlatırsak anlatalım, ne kadar dinlersek dinleyelim hep bir parça kalacak içimizde; kimsenin bilmediği, belki bizim de bilmediğimiz. Ama hep kalacak, o yalnız parça küçücük bir yara olarak kalacak hepimizin ruhunda, hep en zayıf anımızı bekleyecek. Yalnızlığımız yollarımıza pusu kurup bekleyecek, acılar gözlerini dikecek üstümüze, nöbete. Zayıf anımızı yakalayıp saldırmak için var olacak o küçük yalnızlık yaramız her birimizin ruhunda, ayrı ayrı... “Alışır her insan, alışır zamanla; kırılıp incinmeye... Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmak.” Yıkılmaya alıştıkça güçleneceğiz, fakat güçlendikçe daha da yıkılacağız. Her seferinde daha güçlü bir şekilde ayağa kalkacağız, her ayağa kalktığımızda daha da güçlü bir şekilde düşeceğiz yere, yıkılacağız. Çünkü bu oldukça olağan. Merak etme, aynıyız hepimiz. Hepimiz aynı yalnızlığın içinde biriz. Hepimizin ruhunda küçük bir yalnızlık yarası var. Sen bunların hepsini bir kenara bırak şimdi, bulutların yağmaya başladığında o yalnızlığı hissetmemeye çalış yeter. Sen yalnızlığına sarılıp yağmur yağdırırken senle beraber ağlayan bir çok kişi var yanında, hisset. Evet yalnızlık bu, sonu gelmeyecek. Yıkacak seni, beni, bizi... Önemli olan yıkılana kadar direnmek. Elinden geldiğince diren, direnemediğin zaman bile karşı çık o ruhundaki ufak parçaya. Çünkü seninle beraber ağlayan birçok insan var :)
Herkese kırgınım, herkese küskün. Ama beni tanıyanlar bilir, öyle trip falan atamam ben. Karşımdaki anlar zaten alındığımı. Dışarıdan görenler kafaya takmayan bir kız görüyor sanırım karşılarında:) Ama bilmezler ki en ufak sözünüzde çatlayan bir bardağım ben. Gelen geçen vurup gidiyor, takmıyorum ya ben:) Sonra da o vurmalarınızın hepsi bir oluyor, önemsiz görünen çatlaklar son darbede derbeder ediyor. O zaman da diyorsunuz buna mı kırıldın:) Takmaz görünsem de, bunu kendim tercih etsem de, kırıldığımı anlamanızı istemezsem anlayamazsınız. Bunu bilmeniz gerekirdi. En azından beni biraz tanıdığınızı iddia ediyorsanız, birazcık. Çok değil. Bilmeniz gerekirdi. Kırıldığımı anlıyorsanız anlamanızı istiyorumdur. Trip atarak değil, normal ama moralim bozuk konuştuğumda kırıldığımı anlamanız gerekirdi. Gecenin bilmem kaçında sana güvenip arama yapıyorsam, link atıyorsam, gelsene diyorsam bir derdim olduğunu bilmeniz gerekirdi. Gruplarda aktifliğim sıfırsa, adım geçmedikçe konuşmuyorsam bilmeniz gerekirdi. En azından fark etmenizi isterdim. Şimdi olmaz yazmanızı değil. Ben anlardım çünkü:) Olsun, ben yine anlar yine koşarım yardımınıza. Bu kız sizin keyfiniz istediğinde uğradığınız kapı değil mi? Sizin çıkmaz sokak olduğunuz, size kapı olan kız. En azından olmaya çalışan. Ne bileyim ya... En azından birinin anlamasını isterdim. Çok kırgınım çünkü. Yakın zamanda kendime bir şey yapmayı düşünebilecek ama cesaret edemeyeceğini bilecek kadar kırgın. Neyse ya boşverin siz:))
“İyi değilim.”
Bir huyum var, çok hayranım. O kadar kolay insan silerim ki... Soğuduğumda benim için bitmiştir o insan. Beni kırdığında değil, soğuduğumda. Beni tekrar tekrar kırmasına rağmen hayatımda olan insanlar da var, beni sadece bir kere kırmasına rağmen benim için bitmiş olan insanlar da. Ama birkaç kişiye karşı nasıl davranmam gerekiyor bilmiyorum. Kırdılar, çok kez kırdılar. Hiç çok yakın olmadım ama şimdi nedense fazla yakın hissediyorum. Kısacık sürede hepsine beni yıkma değeri verdim, kendime kızgınım. Ama soğuyamıyorum da. Karışık biraz benim gibi her günü aynı olan biri için.
Her daim yanında olduğum insanların benim yanımda olmayışıydı beni kıran bir şey de...
Bir kere de alttan al ve sus, susamazsın değil mi... Sen sert çocuksun, kötü çocuksun. Susamazsın, alttan alamazsın, büyüklük gösteremezsin. Aman ha o koskoca duvarlarla koruduğun adamlığına laf gelmesin. Onların bir lafı senin adamlığını yok edebilir ya.
Kalbim Ölü Lunapark
“Miraç!” sonunda görmüştüm onu. Ama bu halde göreceğime keşke ölseydim. Yerde kanlar içinde yatarken göreceğime bulamasaydım onu, kaybetseydim, çıksaydı hayatımdan. Nefret etseydi, nefret etseydim. Ama bu halde görmeseydim. Kitaplarda olurdu ya, kız sevgilisini ölmek üzere bulurdu ama öpebileceği kadar canlı, konuşabileceği kadar hayatta. Yalan. Benim sevgilim yerde kanlar içinde yatıyordu ve onu çoktan kaybettiğim belliydi, fazlasıyla. İnanmıyordum. İnanmayacaktım da. Beni bırakmazdı ki o. Hem o bana söz vermişti. ‘’Senin o minik kalbin attıkça benim kalbim de atacak papatyam. Senin benim kalbimin derinliklerinde değilsin, sen benim kalbimsin. Bu yüzden senin o minik kalbin attıkça benim kalbim de seni ilk görüşümdeki gibi heyecanla çarpacak. Söz veriyorum.’’ demişti. O sözünde dururdu, bırakmazdı beni. Bırakamazdı. Şu an okşadığım o kanlı saçları yalan söylüyordu. Bir türlü bulamadığım nabzı kandırıyordu beni. Kan bulaşmış beyaz gömleği, buz gibi elleri yalan söylüyordu bana! “Bunların hepsi bir şaka, birazdan dayanamayıp kalkacak. Bana şaka yapıyor, kalkacak. Öpecek saçlarımı, sakin olmalıyım onun yüzünden üzülürsem bana çok kızar. Şaka yapıyor kalkacak şimdi. Kalkacak. Miraç, sevgilim korkutma beni daha fazla. Şakanın yeri değil. Hadi kalk. Bak Elif teyze çok merak etmiştir seni. Kalk hadi sevgilim, Derin uyumak için kitap okumanı bekliyordu. Hadi kalk da kardeşinin yanına gidelim. Yağız çok kızar sana böyle bir şaka yaptığın için. Yağız’ı kızdırma, kalk hadi.” Neden kalkmıyordu? Dayanamazdı ama o benim ağlamama ki. Gözlerim dolsa o da dolu gözlerle bakardı gözlerime. Ama neden hala kalkmıyordu. Kucağımda uyuyordu o. Ama üşürdü o buralarda. Eve gitmesi lazımdı. Kalkması lazımdı. “Hayır! Alamazsınız onu! O uyanacak şimdi, bırakın! Bırakın! Dokunmayın sevgilime! Yağız bırak! Almasınlar onu lütfen. Lütfen almasınlar benden onu.’’ Yağız’ın kucağına yıkıldım. Bilincim açıktı, ama tek kelime edecek halim yoktu. Onu benden almışlardı. Almışlardı onu. Onunlayken kahkahalarıyla şenlenen, kahve gözlerinin içine her bakışımda festival yerine dönen, o beni öptüğünde atlıkarıncadaki bir çocuğun sevinci kadar sevinen kalbim de onunla ölmüştü. Eskiden şen şakarak bir lunapark olan kalbim, gidişiyle ölmüştü. Ölü, karanlık, soğuk bir lunapark olmuştu. Onu kanlar içinde bulduğum lunapark idi kalbim artık. Ondan başkası ısıtamazdı.
Müziğimize pis siyasetinizi karıştırmayın!
Dertleri görmezden gelmeden hayatı sevmek o kadar zor değil biliyor musun? Evet, sen. Sen kimsin bilmiyorum ama bildiğim bir şey var, hayatında bir şeylerden memnun değilsin. Hayatını sev, nankörlük yapma. Ölmek istiyorsun, peki hiç gerçek ölümü düşündün mü? Ölümden sonrasını? Hayatını sev, sen şu an neye üzülüyorsun? Ayrıldığın sevgiline, seni satan arkadaşlarına, seni sevmeyen insanlara, sana yapılan zorbalıklara, uğradığın ihanetlere... Üzül, sen de insansın bunlarla mutlu ol demiyorum, çünkü olamazsın ya da en azından yok sayamazsın, sonuçta küçük ya da büyük bunlar senin dertlerin ve onlar yok gibi davranamazsın. Ama hayatının öneminin de farkında ol lütfen, yaşadığın bunca zorluğa rağmen sahip olduğun o güzel hayatın fatkında ol. Evet dertlerin tasaların var, kimin yok ki? Ama sen yaşısyorsun. Bu ne kadar büyük bir şans farkında mısın? Şu an ölmüş olabilirdin, şu an ölebilirdin ve şu an daha doğmamış olabilirdin, ama sen yaşıyorsun. Yaşadığın her şu an için sev hayatını. Ölümü hayal etmeye çalış bir de. Ölüm huzur değil, farkına var. Öldüğünü bilmeyeceksin, ya da sana anlatılan gibi yukarıdan insanları izlemeyeceksin, unut bunları. Sen yok olacaksın, geldiğin toprağa döneceksin. Duyguların olmayacak ki huzur bulasın. Sen öldüğünün farkında olmayacaksın, o andan sonrası olmayacak sende. Ya hayal et. Hayal et öldüğünü. Edemezsin. Tam olarak edemezsin. Hiçbirimiz edemeyiz. Lütfen farkında ol hayatının değerinin. En çok kendini sev. Hayatın değerli, sen öyle düşünmesen de değerli. Peki sen hayatının farkında mısın?
Oturmuş hüngür hüngür ağlarken güçlü görünmek için mesajlara random atmak mı... Allah kimseyi bu duruma düşürmesin