Bugünlerden geriye
Bir yarına gidenler kalır,
Bir de yarınlar için direnenler.
Adnan Yücel
Misplaced Lens Cap

oozey mess
RMH

blake kathryn

JVL

No title available
No title available

titsay

Janaina Medeiros

Origami Around

★
art blog(derogatory)

Product Placement
Cosimo Galluzzi

PR's Tumblrdome
d e v o n
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

Andulka
taylor price

ellievsbear

seen from Indonesia

seen from Switzerland

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Greece

seen from United States
seen from United States

seen from Slovakia
seen from Germany

seen from Portugal
seen from Colombia
@dicleyildiz
Bugünlerden geriye
Bir yarına gidenler kalır,
Bir de yarınlar için direnenler.
Adnan Yücel
“İnsan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde, "korkma” desin diye…“
Muz Sesleri, Ece Temelkuran
“… Nasıl korktun kim bilir? Zaten başımıza gelen her şeyi hatırlıyor olsak deliririz, değil mi? Ama bazen de delirmemek için hatırlamak gerekiyor işte böyle. Neyse… Madem hatırladın artık, ben de gönül rahatlığı ile unutabilirim.”
Şahsiyet (2018), yön. Onur Saylak
İçimizdeki Şeytan
“Her şeyi düzeltebilirim; onu da, kendimi de kurtarabilirim. Neden olmasın? Ben hayata bağlanmak için ona muhtacım, o idare edilmek için bana muhtaç… Ben onu görmeden evvel hayatın manasını bilmiyordum, bulamamıştım. Şimdi görüyorum ki o da bensiz yaşayamayacak… Söyledikleri doğru; en az doğru görünenleri bile doğru… Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız, sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş…
Ne aradığımızı bilmeden aramak… Şimdi içim rahat; aradığını bulan ve başka bir şey istemeyen biri gibi sükûnet içindeyim…
Dünyada bundan büyük bir saadet olur mu? Böyle en felaketli günümde beni en mesut insan olduğuma inandıran bu hislere fena, çirkin şeyler diyebilir miyim? Herkes ne diyecek?.. Fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki? Bana en yakın olanlar dâhil olmak üzere, bu “herkes” dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız bir hâle sokmaktan başka ne yaptı? Bu yaşıma kadar en iyi zamanlarım, tam manasıyla yalnız kalabildiğim günler olmuştu. Ömer, yakınlığıyla beni memnun eden, bana saadet veren ilk insan…
Herkes kim? Emine teyzeler mi? Ahlaksız eniştem mi? Hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı anneciğim mi? Bunların uğrunda bugüne kadar çok şeye katlandım; şimdiden sonra beni rahat bırakabilirler… Ben de onları rahat bırakırım… Beni öldü farz etsinler…”
Burada güldü ve Ömer’in ellerini sıktı:
“Tam yaşamaya başladığım bu andan itibaren beni öldü saysınlar…”
Sabahattin Ali
"bir daha düzeltilemeyecek sözler söylemeye korkuyorum."
-Hayatta kalmanın zor ama insanları anlamanın basit olduğu yıllardaydık , gençtik genceciktik kimseyle aramıza görünmez duvarlar inşa etmiyorduk , etrafımızdaki insanlardan güç alıyorduk onlarla büyüyorduk biz , akan damdan bir müzik yaratmak…bir yağmur senfonisi
hayatı zorlaştıran şeylerden bile keyif çıkarmak…
Sonra Zarife'yi gördüm. O gün o konakta bana gülümseyen tek şeydi. Su gibi bir kız çocuğu.. 17'sinde.. “Zarife” eski arkadaşım..
Mehmet: Ben… Bak şairin de dediği gibi sana gül bahçesi vaad etmedim. Yani ne bileyim, burası, bu insanlar… Yurdanur, bana gerçeği söyle. Mutlu musun? Yurdanur: Mutluluk ne? Gördüğümüz filmlerdeki gibi ağaçların arasında kovalamaca oynamak mı? Bu mu mutluluk dediğin? Hayatımda ilk defa bir işe yaramayı, bir şeyleri yönlendirmeyi, yoluna koymayı öğreniyorum. Mutluyum ben. Sen varsın çünkü. Sen şu kapıdan giriverince her şey bitiyor işte. Saray oluyor tek göz oda. Neden bunu düşündün? Aksini mi bekledin benden, olmayacak mı sandın, başaramayacak mıyız? Yapacağız Mehmet. Bak nasıl güzelleşecek her şey göreceksin.
Sâdık Hidâyet - Kör Baykuş
“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.” (s.15)
“Tek korkum; yarın ölebilirim, kendimi tanıyamadan.” (s.15)
“Tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak istediğidir.” (s.16)
“Ben çoğu zaman unutmak, kendimden kaçmak için hatırlıyorum çocukluğumu.” (s.60)
“Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok.” (s.64)
“İkinci bir hayat düşüncesi korkutuyor, hasta ediyordu beni. Hayır, bütün bu öğürtü veren dünyaları, bütün bu iğrenç yüzleri görmeye ihtiyacım yoktu benim. Tanrı bir sonradan görme miydi ki dünyalarını ille de göstermek istesin bana?” (s.69)
Gabriel Garcia Marquez - Tüm Kitapları
Ücretsiz Onliene Okuma
Gabriel Garcia Marquez - Benim Hüzünlü… 392 KB
Gabriel Garcia Marquez - Bir Kayıp Denizci.pdf 198 KB
Gabriel Garcia Marquez - Aşk ve Öbür Cinler.pdf 415 KB
Gabriel Garcia Marquez - Albaya Mektup Yazan… 551 KB
Gabriel Garcia Marquez -Başkan Babamızın… 874 KB
Gabriel Garcia Marquez - Anlatmak İçin Yaşamak.pdf 1.2 MB
Gabriel Garcia Marquez - Bir Kaçırılma Öyküsü.pdf 937 KB
Gabriel Garcia Marquez - Yüzyıllık Yalnızlık.pdf 950 KB
Gabriel Garcia Marquez - Kırmızı Pazartesi.pdf 1.5 MB
Ece Temelkuran - Muz Sesleri
“Ne bu eski, sarı kazak oluyor üzerime, ne de bu siyah pantolon… Büsbütün başkasının hikayesini giyinmişim üzerime. Ben de artık rüzgarla alabora olan çakıl taşlarından biriyim. Şimdi bir hikaye anlatabilirim.” (s. 3) “İnsan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde, "korkma” desin diye…“ (s. 8) "Bir tanrıya inanmayı çok isterdim. İnsan bazen affedilmeyi çok istiyor.” (s. 19) “Sen bir yanlışlık olamayacak kadar güzelsin. Eğer bir gün dünyaya niye geldiğine lanet edersen, eğer ben o gün orada olmazsam, bil ki senin bir hikayen var…” (s. 20) “Ne yaparsan yap bir hikaye kalıyor geriye. Anlatılınca yalan gibi, hiç olmamış gibi gelen…” (s. 20) “Acı, insanları gövdelerinin dışına kaçırır. Ruh böyle yas tutar. Gövdeden giderek. Ruh bir gün acısı geçtiği için değil, gidecek başka yeri olmadığı için geri döner.” (s. 21) “Bazen rüyalarımızı bile uzaktan izliyoruz. Gövdesini avutacak son cümlelerini de tüketmiş insanlar olarak bağıra çağıra sessiziz biz.” (s. 22) “Zenginlerin böyle tuhaf bir yanı vardır Filipina. Yoksulluğun üzerini üniformalarla örterler. Sanırım birinin onlara kölelik etmesi fikri rahatsız ediyor onları. O yüzden bir insandan başka bir şeye benzetmeye çalışıyorlar hizmetkarları. Üniformalar bu işe yarar. Sakın unutma bunu ve asla bir üniforma giyme.” (s. 22) “Her ilişkinin gizli bir mezarlığı vardır. Eğer iki kişiden biri bu mezarlığı yalnız ziyaret etmeye başlamışsa pek yakında o mezarlık, ilişkinin de ebedi istirahatgahı olacak demektir. Sakın o mezarlığı yalnız ziyaret etme. Ne olursa olsun yanındaki adamı da sürükle. Yoksa… Yoksa bir gün o mezarlıkta yalnız kalırsın.” (s. 32) “Unutmak ılık, ağrılı bir loşluktu. Hatırlamak ise gölgeli uykuyu kesik kesik yanmaya başlayan çiğ beyaz floresan ışığıyla bölen berbat bir mola yeri.” (s. 42) “Herkesin içine kaderi kaçıyormuş.” (s.51) “Herkes kendi günahını unutur, ama kimse alacağı intikamı unutmaz.” (s. 52) “Kadında zaman geçmez. Sakın günün birinde iyileşmek için zamana güvenme.” (s. 68) “Büyüklere yalan söyleyebilirim, ama çocuklara… Bilmem, günah gibi geliyor. Tanrı'ya değil ama çocuklara inanıyorum Filipina.” (s. 71) “Hiç kimse olmaya cesaret et Filipina. Hikayeler orada başlar. Düşlerinin kırıldığı yerde…” (s. 74) “Herkes biriydi ve herkes daha çok biri olmak için uğraşıyordu.” (s. 85) “İnsanın bu kadar kıymetli olmasında, öyle sayılmasında bir yanlışlık vardı. İnsanı ezen bir şiddet. Hiç kimse olmama konforu yoktu. Herkes birbirinde ya da hayat içinde eriyemeyecek kadar katı haldeydi.” (s. 85) “Herkes savaştan ölüm yüzünden nefret ettiğini söylüyor. Ben, beni böyle bir adam yaptığı için, böyle bir adam olmama izin verdiği için nefret ediyorum. Çünkü savaş tam erkeklere göre, tam soysuzlara göre bir yer. Ne derlerse desinler. Bütün erkekler bu yüzden seviyor savaşı. Kadınların kalbini kırmak için kutsal nedenler veriyor bize. Ortadoğulu erkeklerin iyileşmez yaralarına bir tek barut iyi geliyor. Kadınlardan o kadar korkuyor ve onları o kadar çok istiyorlar ki… Savaş, korkak bir erkeğin en iyi saklanacağı sistir Filipina.” (s. 89) “Biliyorum, onlar, savaş bitse bile kadınları savaşır gibi sevecekler. Ganimetleri gibi. Ele geçirildikten sonra ancak yağmalayabildikleri…” (s. 89) “Birbirimizin kabuklarını kaldıra kaldıra, kanata kanata tanışıyoruz, sevişiyoruz, sonra büsbütün merhemsiz kalıp birbirimizi dövüyoruz.” (s. 89) “Oysa bizim, bize gülecek kadınlara ihtiyacımız var. Bize gülüp peşimizden sürüklemekten yorulduğumuz salyangoz kabuklarını çatlatacak kadınlara. Ama en çok da kadınların bize gülmesinden korkuyoruz. Gülen kadınlardan ödümüz patlıyor bizim Filipina. Bu yüzden şöyle ferah feza sevmeyi de sevilmeyi de beceremiyoruz. Kadınların bizi gösterişli kabuklarımız yüzünden sevdiğini sanıyoruz. O kabuğa katlanmak için her gece nasıl ağladıklarını görmüyoruz.” (s. 90) “Kederle başa çıkabilirim Filipina, bu topraklarda olup olacak hiçbir kötülük beni ağlatmaz. Ama güzellik… Bizim çeliğimize ona göre su verilmemiş, kırılıyoruz orta yerimizden.” (s. 91) “O sözünü ettiğimiz devrimleri kim yapacak, bilmiyorum Filipina. Çünkü biz erkekler, yaşadığımız şey meşru olunca, kabul edilince, gereğinden fazla seviniyoryuz. Dostlarımız kadınımızı sevince, annemizle kadınımız iyi geçinince, babamız bize "aferin” deyince… Bana sorarsan, eğer bir devrim filan yapılacaksa onu kadınlar yapmalı. Bize kesinlikle güven olmaz.“ (s. 91) "Kimilerimiz böyle, yaranın tam ortasında tedavi olabiliyor. Yara çünkü Filipina, en canlı yeridir gövdenin. Can, tam yaradadır. Biz, yani kimilerimiz, kan gibiyiz. Yaranın olduğu yere doğru akıyoruz. Başka türlü olmayı bilmiyoruz. Bizim için hayat orada. Dünyanın canı nerede yanıyorsa, başkent orası.” (s. 108) “Yarım kalmış bir hikayeden daha çok kanayan hiçbir şey yoktur.” (s. 109) “Yaşayanlar anlatmaz, gidenler daha dilli olur. Yaşamak çünkü bize en çok susmayı öğretir. Birlikte yaşamak, birlikte surmayı öğretir. Susup, sonra acı bir şaka yapmayı. ve biz burada tarihi böyle anarız. Şaka yaparak…” (s. 109) “Savaş öyle bir yer ki Filipina, insanların tek evi diğer insanlar. Birini kaybedince bu yüzden sadece birini kaybetmezsin, evin de gider. Birlikte yaşanan hikayeler, insanları birbirinin evi yapar.” (s. 111) “Artık dünyayı değiştirmek için küçük şeyler yapabiliyorsak bunun tek nedeni dünyanın küçülmüş olmasıdır. Bizim değil!” (s. 114) “İçim kırık dökük şeyleri özlüyor. Yani her şey çok sağlam, çok güvenli, çok sabit…” (s. 121) “İnsan nasıl yaşıyorsa öyle sevişiyor.” (s. 123) “Bırakıp gitsen, çok seven bir kadını ter etmek gibi bir çentik bırakır sende. Geri dönsen, "Ben seni hiç çağırmadım ki” diyen bir erkek, zalim.“ (s. 131) "O hikayeler anlatır ama sana hep kendini anlattırır. Onda laf bitez ama sen bitersin. Dibini gördün mü anla ki artık sen onunla birliktesin. Git, başkalarına git, dene. Yok, olmaz. Döner gelirsin. Dibini gördün ya, kendinin esiri olursun. O yine sana anlatsın istersin, kendi dibini unutmak için artık, dinlersin. Artık ancak onun hikayeleri unutturur sana kendinde gördüğünü. Onun için hep daha güzel olmak istersin, hep seni beğenmeyeceğinden korkarak. Bu, diri tutar seni.” (s. 133) “Ta ki sana bakacak. Gözünün içine. Seni çok seviyormuş gibi, kimsenin sevmediği gibi."İçimde böyle bir yer mi varmış?” dersin, oralarına kadar değer. Bırakma kendini. O gözler bir daha öyle bakmaz çünkü. Kendi bir daha isteyene kadar.“ (s.135) "İnsan kaybolmak ister. İnsan kendini feda etmek ister. Bir acıda, bir sevinçte, bir kavgada, bir hikayede erimek ister. Başka türlü katlanamaz aslında kendine.” “Kavganın tek bir kuralı vardır, öfkesi daha büyük olan kazanır.” (s. 141) “Bir kadının boynu en uzun cümlesidir. Sessiz, beyaz, uzayıp giden ama hep konuşan bir cümle.” (s. 145) “Muzlar bir elin birbirine yapışık parmakları gibidir önce. Sonra o parmaklar büyüyüp birbirlerinden ayrılırken ses çıkarırlar. Eğer ağustos ayında bir gece bir muz tarlasına girersen, başka bir gürültü yoksa eğer, o sesleri duyarsın. Çuk çuk çuk…” (s. 147) “Tam anlatamam nasıl bir şey olduğunu ama ağırlık merkezini bulmuş gibi duruyordu. İki ayağıyla basıyordu dünyaya artık. Kadınlar çocuk doğurunca böyle bir şey oluyor. Tamamlanmak gibi değil. Dengelerini buluyorlar ve yerleşiyorlar dünyaya. Belki biraz senin de annen oluyorlar. O yüzden bu kadar sağlam görünüyorlar erkeklerin gözüne.” (s. 148) “Batı'da yoksullar zenginlerden nefret edebilir. Ama Doğu'da yoksullar kendilerini zenginlerin küçük kardeşi zannederler. Öfkelenseler bile söylemezler. Yoksullar Batı'da söyler, Doğu'da kendi kendilerine söylenirler.” (s. 186) “İnsanların çöpten topladığı ekmeği de elinden almak ister gibiyiz. Solcuları öyle görüyorlar. Onlara diyoruz ki: "Koy o ekmeği geri. Biz sana daha onurlu, daha eşit ekmek vaat ediyoruz.” Niye inansın? İnsanlık tarihinde bir kere bile eşit dağıtılmış mı bu ekmek? Dağıtanı sağ bırakmışlar mı? Niye bu acayip hayal için yiyebildiği ekmeği bıraksın?“ (s. 188) "Binaların üzerindeki kurşun deliklerini zaten hep varlarmış gibi hissedersin bir süre sonra. Dekorasyonun bir parçası gibi yani.” (s. 215) “Kadınlar sözlere inanır. Sözlere sadece kadınlar inanır.” (s. 236) “Bir hikaye, bir adam, bir şehir insanı başka biri yapmıyorsa, içinden, orada olduğunu kendine söylemeye cesaret edemediği birini çıkarmıyorsa neydi ki zaten!” (s. 247) “Bir kez başladığında savaş, barış sadece bir sonraki savaşı bekletir.” (s. 251) “Dünyanın aklı başında yerlerinde geçen, aklı başında hikayelerde bir adam kadını öpecekse önce ona yaklaşır. Bir şehir yıkılacaksa önce çatırdar ve bir silah patlayacaksa önce görünür. Ama bu öyle bir şehir, öyle bir hikaye, öyle bir aşk değil. Keşke olabilse…” (s. 267)
“Yalancının gücü, doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır.”
— Yaşar Kemal
“Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.”
— Yaşar Kemal
İçimizdeki Şeytan Sabahattin Ali - 1940
“Herkes ne diyecek! Herkesten ne gördüm ki? Bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız hale sokmaktan başka ne yaptı?”
— Sabahattin Ali
“Onları öfkeme layık bulmuyorum. Öfkem bana ait bir şey. Yakın hissetmediğim birine nasıl gösteririm onu. Onlara da size davrandığım gibi davranmış olurum. Asıl o zaman kötülük etmiş olurum size.”
— Tutunamayanlar, sayfa 371