sanki biri bütün mutluluğumu benden söküp almaya gelmiş fakat etrafımdaki kimse herhangi bir girişimde bulunmuyor ve ben o kişiye bakıp hiçbir şey yapacak hali kendimde bulamıyor gibiyim.
art blog(derogatory)
tumblr dot com
macklin celebrini has autism
Today's Document
hello vonnie

@theartofmadeline
Color Me Curious
noise dept.
🪼
Monterey Bay Aquarium
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
NASA
Sade Olutola

pixel skylines
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
YOU ARE THE REASON

❣ Chile in a Photography ❣

PR's Tumblrdome
The Stonewall Inn
🩵 avery cochrane 🩵
seen from Martinique

seen from Italy
seen from Brazil
seen from Brazil
seen from Saudi Arabia
seen from United States
seen from Philippines
seen from United States
seen from Italy

seen from Colombia
seen from Saudi Arabia
seen from United States

seen from Botswana
seen from Japan

seen from Germany

seen from Ireland

seen from Russia

seen from Brazil

seen from Morocco
seen from Egypt
@dikistutmayanyara
sanki biri bütün mutluluğumu benden söküp almaya gelmiş fakat etrafımdaki kimse herhangi bir girişimde bulunmuyor ve ben o kişiye bakıp hiçbir şey yapacak hali kendimde bulamıyor gibiyim.
bir yangının sönüşünün tam olarak neye benzediğini hiçbir zaman düşünmemiştim. yangın yok edici görünse de bana hep yok edilemez gelirdi. bir kâğıdı ateşe verdiğinde ondan geriye külleri kalırdı, ateşe atsan da tamamen kurtulamayacağın şeyler vardı. yaşadıklarımız gibi. anlarımızdan bize kalanlar ateşin ardından kalan külleri anımsatıyordu. onları rüzgâra atıp savurabilirdiniz ama bu sadece dağılmalarına neden olurdu, evrende hiçbir şeyin yok olmayacağı sonucuna bu şekilde varmıştım. ama o külleri yeniden bir araya getirip o kâğıda ulaşamıyordunuz. bu da bana izleri anımsatıyordu. geri alamazdın, bir kez daha okuyamazdın ama yok edemezdin de.
bir hayali ne kadar uzun zaman besleyip büyütürseniz ona yaklaşmak o kadar zorlaşır ama asıl zor olan onun gerçekleşeceğine olan inancınızdır. hayal kurmaya o kadar çok alışırsınız ki gerçek olacak olma ihtimali sizi zorlamaya başlar. o hayalden başka tutunacak bir şeyiniz kalmayacağını bilirsiniz. yolların sonunu bu yüzden ben de sevmem. oraya vardıktan sonra gidecek yeriniz kalmaz.
gerçek tutsaklık kafesin içinde olmak değil. sen kapısı açık bir kafesin içindesin; asıl tutsaklık bu.
banyo zeminleri. kulağında kulaklık. evrende tek sen varmışsın gibi hissettiğin saatler. karanlığın bir çıkmaz değil de tek yön gibi olduğu anlar. yüzündeki ürkek güzellik. yalnız bırakılmışlık. alışıldık gelmeler. ardında kapanan kapılara ithafen titreyen duruşun. kafanı dizlerine yaslayışın... uyan artık. bu dünya. umutlarla kurduğun, anlamlar yüklediğin, olmayan sınırları için savaştığın, milyarlarca figüran ve oyuncudan oluşan gezegen. ya da bunların yanında senin tek bir bakışın. ama bak, bazı şeyler unutulmuyor, bazı duygular dökülmüyor bu dilden.
hiç iyileşmeyeceğini sanıyorsun ama günler geçiyor ve içinde onu taşıyacak bir yer açıyorsun.
iyileştiremeyeceğini bildiğin yaralara dokunup daha da acıtma beni.
keşke sana bir adım daha yakın olabilsem. keşke adını günde bir milyon kez tekrar edip yine bununla tatmin olmasam. keşke senin şeytanın olup seni binlerce günaha teşvik etsem ve bu günah ki, bak şu yatakta başlasa ve o yatakta bitse. burası yatak desek ve tüm bu sorunlar iki arsızın kavuşması gibi sonlansa. adın, kasıklarımı titretecek kadar sana yakın olsam ve keşke sen kasıklarımda soluklanacak kadar bana yakın olsan. küçük bir nefes ve o küçük nefesi beraber tek bir beden de alsak. benim sana olan hasretim yine son bulmaz. sen adın gibisin ve ben bir kuyu kadar derinim. sen yusufsun. ben bir kuyu kadar derin ve burası da dünya. anlaşıldı bugün yine dağıtmalık bir gece. geç.
mesafeleri yıkıp yakınıma gelirken kendini bırakacak, ağırlığını biraz bana yaslayıp bu kez gerçekten yanımda olduğunu iyice hissettireceksin bana; ve ben sigaralarının kokusunu hafiften koruyan dudaklarının arasında unutuşu bulacağım. sırf hiç kimsenin bizi işitemeyeceğini bilerek bağırabilmenin hazzı uğruna, bağıra çağıra içimizde birikmişleri yuvarlayacaktık masadan aşağıya. yanan mumlar yükseklerin esintisinde tek başlarına titreşecekti. bu dünya senin yürüyüşünü yavaşlatacaktı, biraz nefes nefese kalacaktın ve ben senin nefesini hissedebilmek için yüzümü yüzüne yaklaştıracaktım; delirecektik.
sonra iki üç bir şey içip dağılacaktık, sen benim göğsümde. ben senin dağ gibi duran sırtında. yusuf, bu millet beni adınla barıştıracak. bak demedi deme.
dokunmak günahım, lâkin ne gözüm, ne de aklım bilir söz dinlemeyi. oysa benim barışım senin adın deyip başlasam sözüme, masal diye yadırgamaz çocuklar. şimdi inandığım bu gözlerinden, dudaklarından ve onca yüke bükülmeyen boynundan, senin ıslanmak bilmez kirpiklerinden; içimde bir şey cayır cayır yanıyor.
yalnızca bir isim beni bu kadar eskilere götürebilir miydi, bilmezdim. götürürmüș. imkansızlığa doğru bir arayışım var, asla gelmeyecek bir bekleyiş.
hep daha çok yakacaklar canını, sırf daha çok yaz diye. onlar vurdukça daha çok yazacaksın. daha çok. hep daha. bir gün yazamayacağın kadar acıtacaklar canını, elinden kanlar sızarken sen daha çok yazacaksın. o kadar ki akan kan yazdığın mürekkebi kapatacak, o kadar ki kendi kanınla doldurup kalemi yine de yazacaksın. o son darbe öldürecek mi yoksa durdu sandığın kalbi hayata mı döndürecek sen karar vereceksin. en zor kararları hep sen vereceksin. savaş bitti sandığında kaybedeceksin mesela, savaş hiç bitmeyecek. batmasaydı eğer titanik, kimse sesini duymayacaktı; yanmasaydı eğer anka, küllerinden doğamayacaktı. herkes alıp başını gitmek isteyecek, sen sadece onu bırakıp... her şeyi kendi içinde yaşamayı öğrendiğin zamanlar olacak. içinden seveceksin mesela... en güzeli o olacak. ve içinden ağlayacaksın, biliyorsun; dinleri ayırabilirsin, dilleri ayırabilirsin, renkleri ayırabilirsin ama bütün insanlar aynı dilde ağlar. aynı dilde çekeriz acımızı, bundan kaçamazsın. intihar etmek istersen kurtaracaklar mesela çünkü onlar herkesi kendi öldürmek isteyecek. yaşamak koyacaklar bunun adını, sen ne demek olduğunu belki de hiç bilemeyeceksin.
sen hep karşıya yeşil ışık yandığında geçmişsin, ben dokuz ayı bile doldurmadan dünyaya erken gelmeyi seçmişim. senin çantanda hep bir şemsiye var, benim kulaklığımda bile yağmurun sesi. sen bütün hayvanları çok seversin, ben dinozorların varlığından şüphe etmemeyi. sen insanlara kutup yıldızı gibi yön gösterirsin, ben kuzey ışıkları kadar belirsizim. sen canavarları sevmezsin, ben onların gözyaşlarını silerim. belki de canavarın ta kendisiyim.
bazı şeyler içimde kötü hissettiriyor. elimde var olan ama elimde kaybolan sebepler canımı acıtıyor. her şey yolundayken neden böyle olduğumu, bana açılan kapılardan neden geçmek istemediğimi, en çok da zihnimin güzelliklerini öğrenmek istiyorum. hâlâ çiçekleri ışık alan yerimde sakladığımı düşünüyorum kafamda bir yerlerde. o düşünce benden alındığında yaşamdan da kopacağımdan emin olan küçük bir kız çocuğu yaşatıyorum çünkü. bir şeyler hep eksik kalacak, dürtüsü beynimden çıkmıyor. her şeyi bir kenara bırakmak isteyince ki bırakılmıyor, biliyorum. ben aslında büyümek istemiyorum. ben büyümek istemiyorum'a verilen her cevaptan nefret ediyorum. cevap almak istemiyorum, iyi hissetmek istiyorum. nefret, başlı başına beni sararken yabancı gelmesini istiyorum. nefretin bir bedene yabancı gelmemesini aşamıyorum. güçlü bir duygu olduğunu unutup elimde oynatabileceğimi zannediyorum. zannetmekle kalıyorum. üzgünüm ya da değilim. ben aynı benim. aynı yerde oynamıyoruz. birbirimizden çok şey kaybettik. bıraktım artık kendimi. kendimle.
bende yaralar açtın ama terk edip gitmelerin kadar yakmıyor canımı.
sen yanımdayken yalnızım, sen yanımda yokken, daha çok. ama sen içimdeyken, göğsümdeyken, soluma yakınken, nefes alabiliyorum. sevgilim, düş kapanım değil, kabusum oldun. yanımdayken beni mahvediyorsun, yanımda yokken de. mahvettin beni.
Öncelikle blogun çok güzel. Ve özel değilse seni böyle yaralayan kimdir, dost, arkadaş, aile.. Bana çok yakın geliyorsun, çok garip bu.
emin ol, eğer yara aldıysam yaralarımı açık etmem. kimsenin kanatmasına da izin vermem. buraya döktüklerim kendi zihnimin bir gösterisi. ben, başkalarının beni oynatabilecekleri bir kukla değilim. kendimle ilgili olan her şey benim kendi düşünce yapım. bu bir profil, sınır ya da sonsuzluk olabilir. nereden bakmak istediğine bağlı. bu demek değildir ki beni kimse yaralayamaz. beni yarayanları kendimce tanımlarım ve oyunumda yer almazlar. karakterleri olmayan bir oyun ne kadar sıkıcıysa yaraların derinliği de o kadar acı olur. ben kendimde bu yüzden kanayan bir yara bırakmadım.