Günahın Cinsi Haram işlemenin çeşitli tesirleri vardır. Bu tesirleri şu 6 grupta toplayabiliriz: 1. İsyan durumu 2. Allah'ın hakkına tecavüz 3. Kul hakkına tecavüz 4. Nefse zulüm 5. Olumsuz temsil (kötü örnek olmak) 6. İslam'ın izzetine halel getirmek Şimdi tesettürsüzlüğün -yani çıplaklığın veya yanlış/eksik örtünmenin- bu tesirlerden hangilerinin amili olduğunu inceleyelim: 1. İsyandır. Avreti gizleme muhkem ayetlerde emredilmiş, teberrüc muhkem ayetlerde yasaklanmıştır. Aksi davranmak isyan etmektir. 2. Allah'ın hakkına tecavüzdür. Allah'ın hakkı daimi kulluğumuzdur. Kulluğa ara verilmiştir veya kulluk terkedilmiştir. 3. Kul hakkına tecavüzdür. İnsanlar harama bakmaya, haramı görmeye davet edilmiştir. "Bakabilirsiniz" denmiş oluyor, hatta bazı mekan ve şartlarda "bakmak zorundasın" denmiş oluyor. Kul hakkına girilmiştir. 4. Kişi tüm bunlardan hasıl olan günahı ve haram hakkı, nefsine ve onun ahlakına etki eden geçmişlerine hediye eylemiştir. 5. Kendisinden örnek alabilecek insanları, kendisini bahane yapabilecek insanları, gelecek nesilleri yanlışa yönlendirmiştir. Açılan çığırda yürüyerek katkı sağlamıştır. Sonrakilerin günahından pay elde etmiştir. Alevini harlamıştır. 6. Bilmeyenin "İslam'da böyle bir ahlaksızlık olması şaşırtıcı", "bu hangi dine mensup ki böyle ahlaksızca giyinip kuşanmış?", "oo İslam da böyle göz zevkini (!) destekliyorsa iyiymiş ha ha ha" demesine, "bu hangi İslam?", "ben Müslümanları böyle bilmezdim" şeklindeki haklı serzenişlere sebeb olarak Din'in saygınlığına laf getirilmiştir. Gördüğünüz gibi tesettürsüzlüğün hepsinde tesiri var. Bunun birincil sebebi tesettürsüzlüğün umuma açık işlenebilen bir günah olmasıdır. Tesettür başkasının -başta görme duyusu olmak üzere- koklama, işitme ve -bazı şartlarda- dokunma duyularının algılamasına mani olan bir tedbirdir. Yani tesettürsüzlük tabiatı gereği umumun dahil olduğu günahlardandır. Malumunuzdur ki diğer insanlar arasında değilken, yalnızken, örtünmemiş olmak zaten tesettürsüzlük değil..! Farzlara ve vaciblere uyulmasının istenmesi, haramlardan da sakınılmasının istenmesi "teklif" olarak adlandırılır. Teklifin sahibi Allah, mükellefi olan ise insandır. Tekliflerin istisnasız hepsine uymak gerektiğine inanmak imanın şartıdır. İman etmiş olmak için tekliflerin hepsine inanmak, hepsini kabul etmek, hepsini beğenmek gerekir. Birini dahi reddetmek, beğenmemek, "o kadar da lazım değil" şeklinde gereksiz veya önemsiz bulmak küfürdür. Küfreden kafirdir. Tekliflerden birini veya birden fazlasını kabullenmeye rağmen uygulamamak ise günahtır. İnanıp da uygulamayan kafir değil, günahkar Müslüman olur. Küfrün ve günahkarlığın yanında bir de "fısk" kavramı vardır. Fısk bir günahın sürekli işlenmesi, alışkanlık haline getirilmiş olması, adet haline getirilmiş olması, daimi veya dönemlik hayat tarzı haline getirilmiş olmasıdır. Fısk sahibi olana "fasık" denir. Fasıkların kalpleri siyah günah noktalarının cem olmasından kararmıştır ve geçici ya da daimi olmak üzere mühürlenmiştir. Kalbin mühürlenmesi, ilgili günahın farkında dahi olunmamasının/olunamamasının sebebidir. Bir insan "Ya Rabbi beni fasık olmaktan muhafaza eyle" diye dua ederken bile fısk içinde bulunabilir. Fısk bu kadar vahimdir. Tesettürsüzlük de sıradan, ara ara işlenen günahlardan değildir. Bir gün sarhoş, bir gün ayık gezmek gibi değildir. İkindiyi kılıp akşamı kılmamak gibi değildir. Mesela, bir kadın pazartesi tesettürsüz, salı yarım yamalak örtünmüş, çarşamba tam tesettürlü, perşembe yine tesettürsüz dışarı çıkmaz genel itibariyle. Tesettür veya tesettürsüzlük hayat tarzı olmuştur ve öyle devam eder. Ve üstüne üstlük tesettürsüz iken işlenen iyilik varsa sevabı az olur. Tabir-i caiz ise bonuslardan, misillerden mahrum kalınır. Buna "faziletinin kıt olması" denir. Hatta tesettürsüzlüğün fısk olması öyle bir bereketsizliktir ki kişi "banane bunun sevabı bana yeter(!) falanından da mahrum kalalım bişi olmaz, kalbimin temizliği(!)/niyetimin iyiliği(!) yeter" demeye başlar ve "şirk"e kaymış olur. Çünkü hesabı tutan biz değiliz. Hesabı tam tutamamamıza rağmen neyin yeteceğini, neyin yetmeyeceğini, bilenin bilgisine ortakmışız gibi davranmamız ortaklık taslamak olur. Ortaklık taslamaya "şirk" dendiğini söylememize gerek yok herhalde. Fıskın küfür ile ne derece yakın olduğunu, ne derece içiçe olduğunu Yalnız Kur'an tefsiri okuyarak dahi net biçimde görebilirsiniz. Günahın sevapları tırtıklaması, fıskın ise sevapları hamuduyla yutması, yiyip bitirmesi de İslam'daki temel düsturlardan birinin pek önemli bir kanıtıdır. O da şudur ki günah'tan kaçınmanın, sevaba yürümekten öncelikli olması. Nafile iyilik farz değildir, fakat günahlardan uzak durmak farzdır. Hatta haramlar yerine göre farzlardan önceliklidir. Mesela, yeterince varlıklı kadının hacca gitmesi farzdır. Lakin bu kadının yanında götürebileceği bir mahremi yoksa o kadına o hac haramdır. 3, 5 ve 6 nolu tesirlerden de anlaşılacağı gibi tesettürsüzlük umuma açık işlenen günahlardandır. Yani gizli işlenemeyen günahlardandır. Yani haramın kendi günahına ilaveten, umuma açık işlenmesi de ilave günah puanı demektir. Hadis-i şeriflerde umuma açık günahların affedilmeyeceği buyrulur. Umuma açık işlenen günahın şahidi çoktur. Tesettürsüzlük yani avret yerini açık etmek ve/veya teberrüc eylemek büyük günahlardandır. Hadis-i şeriflerde ifade edilmiştir. Avreti gizlememek eşittir iffetsizliktir. İffetsiz bir insanı iffetsiz olarak damgalamak haktır. Hatta iffetsiz biri için "öyle demeyin, iffetlidir, iffetlidir..." demek, gerçekten iffetli olanlara haksızlıktır. Şimdi çoğunluğun yanlış bir kanısını düzeltelim. İnsanların şahitliğinden uzak işlenen günah ile umuma açık işlenen günah karşısında insanların tutumu aynı olmayabilir. Bu bağlamda gıybet ve itham kavramlarını yeniden değerlendirip yanlışları düzeltmemiz gerek. Düzelmez ise İslam'ın hristyanlığa benzetilmesi kolay kalacak. Her Müslüman, toplumun ıslahına memurdur. İnsan, Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Toplum bozulursa/bozuksa İslam da ya ifsad edilmiş ya da ifsad tehlikesi altında kalmış demektir. Nihayetinde eğer herkes İslam ve Din denince aynı şeyi anlamıyorsa bu demektir ki İslam ifsad olmuştur, birinin veya bir kesimin kafasındaki İslam sandığı şey İslam değildir demektir. İnsanların İslam'ı doğru tanıması, doğru algılaması, doğru bilmeye devam etmesi ve nesillere doğru aktarılmasını temin için 3 şey şarttır: 1- İnsanların İslam hakkında biribirlerine bilgi vermesi 2- İnsanların olumluyu biribirine tavsiye etmesi ve yerine göre olumluyu biribirine emretmesi 3- İnsanların biribirlerini olumsuzdan sakındırması, caydırması İşte böylece İslam'da "Din Allah ile kulu arasındadır" anlayışı yoktur. Bu anlayış hristyanlıkta vardır. O yüzden de bu derece muharreftir. Hristyanlıkta günah çıkarma vardır. Araya peder konur, güya her günah affettirilebilir. Cinayetler, tecavüzler bile tanrı (!) ile insan arasında kalır. Başta tesirlerden bahsettik. İşte tesir eğer umuma olur ise bu noktada amel artık Allah ile kulu arasında değil, Allah ile "kulları" arasındadır. Allah'ın rahmeti cemaate göre katlandığı gibi, gazabı da cemaate göre şiddetlenebilir. "Sana ne benim amelimden, bu benimle Allah arasında" demek çoğu zaman bencilliğin dışa vurumu olup buna Dini alet etmektir. Gizli işlenen bir günaha kazara şahit olduktan sonra veya gizlendiğini sanan birinin günahına tecessüs edip şahit olduktan sonra bunu başkasına aktarırsak gıybet etmiş oluruz. Tevbesi edilip ebediyyen gizli kalabilecek günaha şahit yazılmış oluruz. İşte kardeşinin etini ısırmak budur. Eğer o günahkarı sakındıracaksak veya caydıracaksak bile bunu da günahın gizliliğine paralel olarak gizli yapmalıyız. Fakat eğer günah umuma açık işleniyor ise, umuma tesir göze alınıyor ve sınırsızca kişinin şahitliğine razı geliniyor demektir. Bu durumda şahit olduğumuz umuma açık günahı başkasına aktarmamız gıybet olmaz, haklı itham olur. Elbette umuma açık günahı başkasına aktarmak şart değildir. Lazım değilse aktarmamak daha iyidir. Fakat bu seçenektir artık. Eğer umuma açık işlenen günahı aktarmak gıybet olsaydı cinayet ihbarları, adam yaralama ihbarları, dayak ihbarları, ayyaş ihbarları, gasp ihbarları, tecavüz ihbarları gıybet olurdu..! Din'de tenakuz olmadığını unutmayalım. İslam'da şecaat övülmüştür. Ortada umuma açık olarak işlenen/işlenmekte olan olumsuz bir amel varsa, anında öne atılıp tepki gösterip müdahale etmek ve olumsuzluktan sakındırmak, caydırmak şecaattir. Ve bu imanın en üst mertebesinin göstergesidir. Malumunuzdur ki Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde "Sizden her kim bir münkeri (kötülüğü) görürse onu eliyle düzeltsin. Eğer ona muktedir olamazsa diliyle, diliyle de yapamazsa kalbiyle (buğz etsin); bu da imanın en zayıf derecesidir." buyurmuşlardır. Eğer Din Allah ile kulu arasında olsaydı, el ile, dil ile, kalb ile düzeltmek de yasak olurdu. Oysa olumsuzluğa karşı durmak, karşı koymak, karşı kamuoyu oluşturmak - günümüzde yaygın tabiri ile mahalle baskısı oluşturmak - gereklidir. Bu demek değildir ki bir olumsuzluğu başka bir olumsuzlukla düzeltmeye çalışmak caizdir. Bir olumsuzluk başka bir olumsuzluk ile düzeltilemez. Mesela şortla gezen savunmasız kadının günahı, suratına tekme atılarak düzeltilemez (yakın zamanda yaşanan benzer bir olay kurmacaydı, o ayrı mesele). Ya da mesela birine dayak atan birine siz de dayak atarak yaşanan olumsuzluğu düzeltmiş olmazsınız (nefsi müdafaa ayrı şey). Ancaak... Bir kadın tesettürsüz bir Müslüman kadına bir örtü örtmeye dahi çalışabilir ve gereklidir. Muvaffak olma ihtimali gözönünde bulundurularak el ile düzeltme girişimine karar verilebilir. Tesettürsüz bir Müslüman kadının yüzüne "iffetsiz kadın seni" veya "niçin iffetsizliğini bize sergiliyorsun?" demek gayet de uygundur ve gereklidir. Dil ile düzeltme çabasıdır. Veya "çarşıda şunsuz, bunsuz bir tesettürsüz gördüm tam rezalet" şeklinde bir şikayet ile kimlik bildirmeksizin diğer insanların gafletten çıkması ve onlar da görürse gereken tepkisini sergilemesi sağlanabilir. Bu tür müdahale planlarında gözetilmesi gereken husus böyle müdahale veya itham fitne ateşler mi ateşlemez mi bunu akletmektir. En azından yanından geçerken duyuracak şekilde "tü Allah cezanı vermesin rezil" tarzında bir tepki verilmelidir ortam şartlarına göre. Yakın zamana kadar nenelerimiz, dedelerimiz "cık cık" yaparak başlarını çevirirlerdi (bunu artık bir tek ben yapıyorum gibi geliyor bana). Artık bu dahi kalmadı. Elindeki silahla rastgele ateş eden birine "bırak o silahı" diyerek dil ile müdahale etmek ne kadar gerekliyse, tesettürsüz bir Müslüman olduğu düşünülen kadına dil ile müdahale o kadar gereklidir. Günümüzde en bariz olumsuz gerçekleri ifade etmek dahi hakaret kapsamına alındığı için el ile de dil ile de düzeltmeye çalışmak tarih oldu diyebiliriz. E düzelmeyen bozukluk ne olur? Yayılır ve yaygın bozukluk olur. Yaygın bozukluk ne olur? Nesillere normalmiş gibi yansır. Normalmiş gibi görünen bozukluk ne demektir. Fesat demektir. Din ifsad olmuş demektir. İşte "sanane ne istersem onu giyerim", "banane ne isterse onu giysin", "senin ne hakkın var benim giyim tarzıma müdahale etmeye?", "Müslüman da olsa onun özgürlüklerine (!) müdahale edemezsin" şeklindeki anlayış ve dünya görüşü İslam'ın ne derece ifsad olduğunun göstergesidir. Giyim gibi umumu ilgilendiren bir konu artık mutlak şahsi algılanır olmuş durumda. Ve insanların dilediğini giymesi özgürlük diye yansıtılıyor. Oysa sosyal mekanlarda acayip giyim tarzları (şimdilerde acayip sayılmaması acayip olmadığı manasına gelmez) başkalarının görüş alanı özgürlüklerine tecavüzdür. Bu hiç söylenmiyor ve umursanmıyor. Bir kadın etrafa ilk bakışlarını atarken tiksindirici rahatsız edici görüntü ile karşılaşmamalı. Bir erkek etrafa ilk bakışlarını atarken şehvetlendirici, dikkat dağıtıcı görüntü ile karşılaşmamalı. Bu özgürlük hakkından sayılmıyor mu? Neden ilk bakış? Çünkü zaten ilk bakışında olumsuz bir şeyle karşılaştıysa ilk bakışı sonlandırmalı ve aynı yöne ikinci defa bakmamalı. Biz bu sayfada kötü tesettür örneklerinin buzlanmış, karalanmış resimlerini kimlik bildirmeden tenkid ettiğimizde çemkirmeyen kalmıyor. Oysa yaptığımız şey ancak buğzetmek ve buğzettirmek ve bu vesile ile de doğrusunu yanlış üzerinden anlatmış olmak. "Tevbe ederseymiş o tevbe ettikten sonra biz vebal altında kalırmışız da falan"... Ne demek bu? Ben onu görmüşüm. Görmüşüm bir kere. Tecessüs ederek de görmemişim. O günahkar cümle aleme göstermiş. Bakın cümle aleme göstermiş. Gören görmeyen ayırdetmemiş. O tevbe etsin. Tevbesini Allah'a eder. İnşaAllah kabul de olunur. Haset etmiyoruz. Lakin ben hakkımı helal ediyor muyum bakalım? Madem bir zaman cümle aleme göstermiş de sonradan tevbe etmiş, gelsin benden de ve birçoklarından da helallik istesin bakalım helal edecek miyim??? Ne zannediyorsunuz? Umumun hakkına girilen günahlardan öyle tevbe etti kurtuldu tertemiz oldu he... Yok öyle... Siz kulluğu bilgisayar oyunu mu sandınız? İşte tesettürsüzlük - yani çıplaklık, yarı çıplaklık veya tam olmayan örtünme - böyle umumu ilgilendiren bir günahtır. Vebalinden kurtulabilen pek az olur çünkü Allah'ın hakkına ilaveten sayısız kulun hakkına girmektir. Öbür dünyaya kalan haklar sevapları yutacak, sevabı kalmayan kullar hakkına girdikleri kullardan günah ithal edecek. Yani tesettürsüzlük yalnız Allah'ın affetmesiyle kurtulunabilecek bir vebal yüklemez. Kulların da haklarını helal etmesi gerekecek. Helalliği ahirete kalan hakkı da kim helal eder o dehşetli günde göreceğiz. Din o kadar ifsad edilmiş durumda ki benim gibi cahil sayılabilecek biri bile şu "temel" kaideleri yazmak durumunda kalıyor. Düşünün artık gerçek İslam'ın ne kadar az kafada bulunduğunu. https://www.facebook.com/dogrutesettur/photos/a.282894058485318.64558.176441422463916/1352767288164651/?type=3