Otel Oteli- Tenis Topu
Burası arka bahçe, şu gördüğünüz Ya da pek görmediğiniz -her neyse- Bir tenis kortunun yaşlı yorgun anısı Otlar bürüdü üstünü. Biraz yaklaşır mısınız Yaklaştınız mı, evet, şimdi bakınız Uzun, tüylü bir örtüyü kaldırır gibi Kalın, eski bir giysiyi sıyırır gibi Ya da Bir yüzün anlamını -üstelik iyi tanıdığınız- Giz dolu anlamını farkedip birden Sanki bir yabancıyla tanışır gibi Yeniden tanıştığınız Ne çıkar, bir de böyle bakınız -Baktınız mı, evet, baktınız- Üstünde tenis kortunun, biraz üstünde Bir gülüş kadar üstünde Sevimli bir yüz kadar üstünde Tutkulu bir ağız kadar üstünde Bir yengi, bir yenilgi çığlığı kadar üstünde Boşluğa takılmış bir tenis topu Bilmem ki, denebilirse Olsa olsa kaçamaklı bir bakış büyüklüğünde Bir tenis topu Takılmış boşluğa ve zamansızlığa Öylece kalmış. Ve kalmış raketler, fileler, eller Ve kollar ve göğüsler ve sesler Az sonra göreceksiniz Az sonra duyacaksınız Koparıp yokluğundan herbirini İşte Hafifçe sıçrayaraktan, azıcık eğlenerekten Ansızın çekilerekten geriye Koşaraktan öne doğru yeniden Sürekli devinimler Sürekli sesler Örtünüp hep birden yaşamla sanki Gelecekler, geliyorlar, geldiler. Gelecekler, geliyorlar, geldiler Oynayaraktan bacakları arasında Tuttukları bir raketle. çekerekten bembeyaz şortlarını Ayak ayak üstüne atıp Yakaraktan bir sigara Tanrısal bir anons gibi duyurmadılar kendilerini Duyurmadalar yaşama Ve sonra Bir atış -ah nasıl da incelikli- Bir atış daha -bu defa biraz kısa- Ve atışlar birbiri ardı sıra Nereye Geçmişe, bugüne, daha sonraya Yani Gene bir otelden başka bir şey olmayana. Dönüp arkanıza niye baktınız Siz sayın bayanlar, siz sayın baylar Değil mi bundan böyle Bir otel de sizin adınız.
( Oteller Kenti)
__ E. Cansever, Sonrası Kalır






