Hz. Ömer’in (r.a) dediği gibi:
“Vallahi O (ﷺ ) güldüğü zaman güneş bile gölgede kalıyordu.”
he wasn't even looking at me and he found me
EXPECTATIONS
Cosimo Galluzzi
Show & Tell
cherry valley forever

Andulka

Discoholic 🪩

izzy's playlists!
Today's Document
RMH
Sade Olutola
Claire Keane
Sweet Seals For You, Always
𓃗
Cosmic Funnies
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
🩵 avery cochrane 🩵
No title available

Janaina Medeiros
$LAYYYTER
seen from United States

seen from India

seen from Estonia
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Russia
seen from United States
seen from Canada

seen from United States
seen from United States
seen from Australia

seen from Peru
seen from United States

seen from France

seen from Ireland
seen from Türkiye
seen from United States
@ehlisekinet
Hz. Ömer’in (r.a) dediği gibi:
“Vallahi O (ﷺ ) güldüğü zaman güneş bile gölgede kalıyordu.”
Ömür dediğin, yemyeşil bir sükûnetin içinde kara bir hakikate doğru ağır ağır yürümek… Mesele ne kadar yaşadığın değil, o yürüyüşte kalbinin ne kadar temiz kaldığı.
اللهم صل وسلم على نبينا محمد..
Allahım! Göğsümüzü Rasûlullah'a salât ile genişlet. İşlerimizi kolaylaştır. Kaygılarımızı gider, üzüntülerimizden feraha çıkart, günahlarımızı bağışla, umduklarımıza ulaştır, tevbelerimizi kabul et.. Ey alemlerin Rabbi!
Şairin ; " Kimsenin fatiha bilmediği bir köyde öldüm " dediği yalnızlık..
Güldüren de O’dur, ağlatan da. Öldüren de O’dur, yaşatan da.
Necm Suresi/43,44
''Kim ki suyu üç nefeste içerse ve her seferinde de Besmele-i Şerîfe ile başlayıp Elhamdülillâh ile bitirirse, içtiği o su diğer bir su içinceye kadar karnında Cenâb-ı Hakk'ı tesbih eder. Suyu tek nefeste hızlı bir şekilde içmemelidir.''
Hadîs-i Şerîf
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ
(Kâf | 16 )
Şah damarı kesildiğinde öleceğini bilen insanın, ona şah damarından daha yakın olanla bağlantısını kesince manen öleceğinin farkında bile olmaması...
Her günün kendi gamı kendisine yeter. Oysa sen zayıf kalbine yılların, vakitlerin, pahalılık ve ucuzluğun, henüz gelmeyen kışın, kavuşmadığın yaz ayının da gamını ekledin.
Peki, bu zayıf kalbine ahiret için ne bıraktın ?
-Şumeyt b. Aclân
“Biz Allah'ın ﷻ mülkünde, Allah'tan ﷻ başka sığınacak kimsesi olmayan kullarız.”
Allahım her ne yaşayacaksam gönlümü mûtmain eyle. Biz bilmeyiz sen bilirsin, biz görmeyiz sen görürsün. Bize her koşulda şükretmenin ilmini bahşet.
ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyin.
al-i imran | 153
şiblî’ye soruldu: “bu yolda size kim kılavuzluk etti?"
“bir gün su kıyısında bir köpek gördüm. öyle susuzdu ki bir zerrecik takati kalmamıştı. suda kendi aksini gördüğünde başka bir köpek sandığından sudan korkuyor, su içemiyor, su kıyısından kaçıyordu. nihayet susuzluktan perişan bir hâle geldi ve dayanamadı, birdenbire kendini suya attı. öbür köpek de bu suretle görünmez oldu. o köpek, bu sûretle önünden kalktı. zaten o perde kendisiydi, o an ortadan kalkıverdi. bu hakîkat bana böylece apaçık görününce iyice anladım ki ben, bana perdeyim. bunun üzerine kendimden fâni oldum ve işim yoluna girdi. hâsılı bu yolda ilk önce bana bir köpek kılavuzluk etti."
– seni ne ihtiyarlattı?
– valla evlendiğimizde kayınpeder bize küçük bir arsa vermişti. oraya bir ev yapıp başımızı sokmamız dört senemizi aldı. derken hanım kooperatife girelim diye tutturdu, girdik. onu bitirdiğimizde çocuklar büyümüştü. evlendirdik. hanım büyük oğlan için küçük bir arsa almamızda ısrar etti, aldık.
– ama ben ne sordum, siz ne anlatıyorsunuz?
– onu diyordum. hanım küçük oğlanı da kooperatife soktu. İki oğlanın da ev işleri bitince hacca gidecektik. kavlimiz öyleydi.
– gittiniz mi?
– o sene ben iki evi de satıp meram’dan bir arsa almak konusunda ısrar ettim. oğlanlar emlakçılık yapalım baba, sen bu işten anlıyorsun, diye tutturdular. eee çocuklara iş lazım, hayır demek olmaz.
*
– seni ne ihtiyarlattı?
– valla ben halde iyi karpuz atardım. aslında kavun da atardım. atarken atarken. bir de baktım ki.. kocamışım..
*
– seni ne ihtiyarlattı?
– valla ben sekiz köşe’nin orda berberdim amma işim pek iyi değildi. gelen giden olmayınca köşedeki kahveye giderdim. arkadaşlarla batak oynardık.
– batak oynarken mi ihtiyarladınız?
– bataktan canım sıkılınca dükkana dönerdim. dükkanda çırak uyuyor olurdu. onu döverdim.
– çırağı döverken mi ihtiyarladınız?
– ben avı da çok severdim. avlanmayı da. pazarları ava giderdim.
– avlanırken mi oldu?
– çetnevirlerde kabak oynamaya bayılırdım.
– kabak oynarken mi?
– ben aslında ihtiyarlamazdım, bir evin bir oğluydum, berber olacak adam mıydım?
*
– seni ne ihtiyarlattı?
– ben büyük bir şair olmak istemiştim.
– oldun mu?
– öldüğümde hakkımda çıkan yazılar, büyük bir koliyi doldurmuştu.
– olmadın mı?
– sonrasından haberim yok. sonrasında işte buradayım. büyük bir ihtimalle ölümümden sonra da bir hayli yazı yazılmıştır ama onları dosyalayamadım.
– öldüğünde meşhur olmamış mıydın?
– öldüğümde şöhret kavramı kaybolmuştu ya da herkes tanınır olmuştu. orasını çıkartamıyorum.
*
– seni ne ihtiyarlattı?
– ben hiç ihtiyarlamadım. ben yirmi üç yaşındayken balkonda çitlek çitliyordum. taburem kaydı ve düştüm.
– nereye düştün?
– balkona düştüm ve sonra balkondan düştüm ve sonra işte..
*
– seni ne ihtiyarlattı?
– ilk mektebe giderken babam arapça bir kitap okuyordu ve ben babama bir gün ne okuduğunu sordum ve babam arapça bir kitap okuduğunu söyledi. ve ben babama kitapta ne yazdığını sordum. ve babam bilmediğini söyledi. ve ben baba olunca bir gün oğlum bana ne okuduğumu sordu. arapça bir kitap okuduğumu söyledim. kitapta ne yazdığını sordu. ve ben oğluma bilmediğimi söyledim ve o zaman, oğlum bana bakıp güldü. anlamadığın bir kitabı mı okuyorsun baba? dedi. utandım. arapça öğrendim. kitabın ne dediğini anlamaya başlamıştım. kitabın satırları beni sardı. sardı. sardı ve benim ellerim ayaklarım dillerim yandı ve ben yandım ve ben o zaman ihtiyarladığımı gördüm. kitabı anladıkça ihtiyarladım. İhtiyarladıkça kitabı anladım. beni bu kitap ihtiyarlattı. öylesine ihtiyarladım ki, sabahları içimden bir delikanlı sokaklara fırlıyor, dereleri tepeleri dolaşıyor, derken içime gelip kıvrılıp bir köşede uyuyordu, sonra ben yeniden ihtiyarlıyordum.
*
– seni ne ihtiyarlattı?
– beni hud suresi ihtiyarlattı.
– hud mu?
– hud.
– hud da nedir?
– "elif lam râ.. öyle bir kitaptır ki bu..”
| abdullah harmancı
hayırlı cumâlar. salavat çekmeyi, imtihanın geçmesini beklemenin de bir ibadet olduğunu ve şer gibi görünse de olanın bizim için hayr olduğunu unutmayalım.
“sandım ki kalbim yerinden
çıkacak bu dünya hengâmesinde!
ben yunus değilim, bu tufan beni yutar
ben ibrahim değilim, bu ateş beni yakar