son

PR's Tumblrdome
sheepfilms

⁂
d e v o n

No title available
almost home

Kiana Khansmith

titsay

★
todays bird
Misplaced Lens Cap
Cosimo Galluzzi
hello vonnie
tumblr dot com
Not today Justin
trying on a metaphor
dirt enthusiast
No title available
styofa doing anything

No title available

seen from United States
seen from United States
seen from Italy

seen from United States

seen from Brazil
seen from United States
seen from Finland

seen from Malaysia

seen from India

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Argentina
seen from Sweden
seen from United States
seen from South Africa

seen from United States
seen from Denmark

seen from United States
seen from India
@eksikzaman
son
kimin ne olduğu belli de, kime ne olacağı hiç belli değil.
Önceleri hafta seçerdim umutlarıma, Sonra ay, Sonra mevsim.. Artık yıl bile yok gözümde..
İşin en aşağılık tarafı şu ki yavrum, Galiba yalnızlığa alışıyorum.
herkes bir tarafa çekmişti kendini, hiç kimsenin bir ortası yoktu.
Beni gel beni bul beni al, istediğin yerde uyut bendeki hatırayı istedim
Günlerin nasıl geçiyor?
sanki yaşamıyorum
Sevmek çok başka bir şey ve zamana bırakmak göt ister.
ölmek istediğim yaştayım
"Lüzumsuzluk hissi bende tamamen yerleşmişti. Benim bu insanlara ne lüzumum vardı."
Kürk Mantolu Madonna
dermanıma dert arıyorum
sahip olmadığın bir şeyi kaybetmek böyle bir şey olsa gerek
belki de dertsizlik benim derdim
yürürlükten kalkmış bir sözü tekrarlıyorum
anladım ki hiç kimse
güzel anılarda insanın içini acıtabiliyormuş
ben bu hayatta en çok kimseyi sevmedim
diyeceğim o ki O
dermanıma dert arıyorum
İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesinde öğrenci olduğum sıralar, ‘Avrupa’ya öğrenci gönderilecektir’ diye duvarda bir ilan gördüm. Allah Allah! Dedim. Ülke yıkık dökük her yer virane… Lozan yeni imzalanmış. Bu durumda Avrupa’ya talebe… Lüks gibi gelen bir şey. Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Atatürk benim ismimin yanına Berlin Üniversitesine gitsin diye yazmış... Vakit geldi. Sirkeci Garındayım ama kafam çok karışık. Gitsem mi kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzii ismimi çağırdı. -Mahmut Sadi… Mahmut Sadi!.. Bir telgrafın var. Telgrafı açtım aynen şunları yazıyordu: "Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz. İmza; Mustafa Kemal" Telgrafı okuyunca düşündüm. 1923’te o kadar kişinin arasında on bir öğrencinin nerde ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi? Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsünü kurdum. Kürsü Başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ım.
her zaman rb lerim ben bunu
Tüylerim diken diken oldu amk.
Gömmeden önce biraz gezdirin beni Cemal süreya'nın naaşının haydarpaşa numune hastanesi'nin morgunda olduğunu duyunca hemen soluğu orada aldım. hatay lokantası'nın sahibi mehmet ali ışık, cemal süreya'nın amcasının iki çocuğu ve oğlu memo'dan başka kimse yoktu. oysa bir gün önce gece evinde telefonlara hep ben bakmıştım. herkes hoca'nın nerde olduğunu, paraya ihtiyacımız olup olmadığını sorup, mutlaka geleceğini söylemişti. ben numune hastane'sinin morguna gittiğimde bir kalabalıkla karşılaşacağımı umut ediyordum.en azından bir 25-30 kişi oluruz diyordum ama saydığım insanlar dışında kimse yoktu. hatay lokantası'nın sahibi mehmet ali ışık, maddi olarak gereken her şeyi üstlendi. cenaze arabası geldi. cenaze arabasına cemal süreya'yı koyacağız. çünkü cenaze bir gün sonra şişli camii'nden kaldırılacak. cenaze arabasına bindik. ben önde, cemal süreya'nın oğlu memo ve mehmet ali ışık arkada oturuyordu. şöförün numune hastanesi'nden çıktıktan sonra güzergahı belli: birinci köprüden,ankara asfaltından karşıya geçecek, bizi şişli'ye bırakacak. yol güzergahına girmeden önce, bir anda aklıma cemal süreya'nın bir dizesi geldi. o da şu; gömmmeden önce biraz gezdirin beni… şöföre dedim ki: -köprüye ankara asfaltından gitmeyeceğiz. +nerden gidelim abi, başka hangi yol var? -harem'e gideceksin ama sahil yolundan gideceğiz! +abi, işimiz var. daha başka cenazeler var, onları taşıyacağım. adamı zar zor razı ettik. ve harem'e doğru yola çıktık.kız kulesi'nin önünden geçtik. cemal süreya demişti ya bir şiirinde; “kız kulesi'nin düş getiren pay senetleri, kısa günde kapış kapış gitti…” cemal süreya'ya tarihi yarımadayı gösteriyorum. martıları,vapurları,kız kulesi'ni… üsküdar'a geldik. ve kuzguncuk ‘a doğru giderken dedim ki içimden; kuzguncuk'tan geçerken hemen orada bir kahve var. ve can yücel hep orada oturur.ister misin can yücel orada olsun…eğer can yücel oradaysa arabayı durdurtacağım ve diyeceğim ki: hocam bak cemal süreya'yı gezdiriyoruz. kuzguncuk'a geldik, kahveye baktım. can yücel yok! hemen içeriye doğru giren sokağa baktım, 70-80 metre ilerde can yücel elleri arkada yürüyordu.“hocaam! hocaam! diye bağırdım.şöföre ’'dur!” dedim. “duramam abi, cenazelere yetişeceğim.’'dedi. durmadı… içimde uktedir. demek ki biz birkaç saniye önce gelsek, cemal süreya'yı taşıyan cenaze arabasının önünden can yücel geçecekti. hiç unutamam o anı… sonra ertesi gün, namaz için şişli camii'ne gittik. hocayı son yolculuğuna uğurlayacağız. çok enteresan bir şey oldu: hiç kimse bilmez bunu… bir kadın geldi; siyah şapkalı, siyah paltolu…çok şık ve çok güzel bir kadın… filmlerden çıkmış gelmiş gibi… cemal süreya'nın kız kardeşi perihan hanım gidip onunla bir şeyler konuştu. tanıyordu, dedim demek ki…acaba akrabası mıydı? gittim sordum perihan hanıma… perihan hanım cevap verdi: ’'suna o…” dedi. suna, cemal süreya'nın ilk aşkı! ve hatta belki de üvercinka… cemal süreya üvercinka'nın kim olduğunu hiç söylemedi ya da bana söylemedi. ama onun suna'yı nasıl sevdiğini, suna'nın hayatındaki yerini çok iyi biliyorum. yıllardır hiç görüşmemişlerdi. ama suna kalktı, cemal süreya'nın son yolculuğunda onu yalnız bırakmadı, geldi. cemal süreya'nın naaşını aldık, şişli camii'nin önünden cenaze arabasına koyduk. hani o arabalarda cenaze kime aitse, ismi yazılı olan bir tabela vardır. bir baktım, orada 'cemal süreyya’ yazıyor, iki y'yle…tashih var!!! ya hoca gidiyor ve son tabelada tashih var! araba trafiğe çıktı, trafik nasıl sıkışık… ben gerideyim ama görüyorum bir kadın koşuyor tabelaya doğru… anladım durumu yetiş, yetiş dedim…koştu, koştu… ve son anda bir kadın parmak uçlarıyla ikinci y'yi sildi. ve araba trafiğe öyle çıktı, cemal süreya uzaklaştı… cemal süreya, “öyle çirkin isim mi olur?” dediği, hiç sevmediği kulaksız'daki, kulaksız mezarlığına gömüldü. hocam derdim ona önceden, sohbetlerimizde; “van gogh'u da oraya gömmek lazım.” gülerdik… cemal süreya'nın bugüne kadar hiç kimseye anlatmadığım son yolculuğu kulaksız'da işte böyle bitti…
Sunay Akın