Kapı aralığından bakıyordu Nora, piyanonun başındaki kadının müzikle dans edişini izliyordu. Kadın sanki o odada değil de bir resitaldeymiş gibiydi. Nora gözlerini alamıyor, baktıkça şaşırıyor, onu dinledikçe kendinden geçiyor ve o odadaki kadının O kadın olduğuna hala inanamıyordu. Çünkü çocuk bilmiyordu kadının kendinden başka herhangi bir şeye ilgi duyup ilgileneceğini, piyano çalmasını tahmin bile etmemişti hiç. Hayatında ilk defa, o donuk, tek kelime bile edemeyen kadını piyanonun başında harikalar yaratırken görüyordu. Kadın tuşlara bastıkça Nora’nın her hücresi yerinden oynuyordu. O an’ı dondurmak ve hafızasına kazımak istiyordu. Kadınsa farkında bile değilken devam ediyordu, hızlı daha hızlı çalmaya. Adeta piyanoyla sevişiyordu, meşk ediyordu durduğu yerde. Nora odadan çıkmaya yeltendiği anda “tak ! ” kapının anahtarı yere düşüverdi. Ve kadın sonunda Nora’yı farketti. Derin bir sessizlikle buluşurken oda, sadece birbirlerine bakıyorlardı. Nora kaçamamıştı, sanki ayıp bir şey yapmış da basılmış gibi hissediyordu. Yüzü kızardı.utancını gizleyemiyordu. Nasıl olurdu da Nora bu kadını izleme cesaretinde bulunabilmişti?
Kadın gözlerini kırpmadan kapıda utancından kızaran o küçük kıza bakıyordu. Nora içinden: “Keşke çalmaya devam etseydi de o an aklımda güzel kalsaydı. ” diye geçirdi. Çünkü kadın kıza nefretle bakıyordu. Kadın: “Sen ! ” diye çıkışırken birden Nora: “Özür dilerim. ” dedi titreyerek ve kadının lafını kesti. Gözlerinden akan damlaları durduramadı, kendini bildiğinden bu yana ondan hep şefkat bekledi, küçükte olsa bir gülümseme.. Kapının orda, oracıktaki o küçük kız kalıverdi öylece. Sanki yürümeyi unutmuştu. İçinden bir ses: “Hadi koş,koş çık git bu odadan Nora ! ” diyordu ama ayakları buna engel oluyor, iç sesini duymazdan geliyordu. Çünkü ilk defa o kadınla göz göze gelmişti. Göz rengini bile şimdi farkediyordu. Nora onunla iki kelime etmesi için kadının ağzının içine bakıyordu. Kadın başını önüne eğdi ve piyanonun başından ayrılmadı. Sonra birden…
“Gel ! ” dedi. Nora o kadar şaşırmıştıki : “Yanlış mı duyuyorum umarım bu, kulaklarımın bir oyunu değildir. ” diye geçirdi içinden ve küçük adımlarla kadına doğru yürümeye başladı. Bu fırsatı, ona yakından bakıp dokunabilmeyi kaçıramazdı.
Yaklaştı, yaklaştı ve durdu bir yerde. “Kucağıma gel ! ” dedi kadın. Nora’nın kalbi yerinden fırlayacaktı. Bir an durup, sonra kadının kucağına oturdu. Kadın onu öptü saçından ve koklayarak içine çekti Nora’yı. “Ah ben..Ben nasıl bir insanım, sana nasıl bir kere dokunmadım, bakmadım. Bana ne oldu, hangi lanetin etkisinde kalmışım da senin kadar küçük bir çocuğun canını bu kadar yakmışım. ” dedi. Nora: “Yoo, öyle demeyin! Benim canım yanmıyor, hatta şu anda o kadar mutluyum huzurluyum ki dünyalara bedel tam şu an. Gözleriniz ne güzel, bana dalgalarından korktuğum o derin okyanusları hatırlattı ama yoo korkmadım size bakınca tam tersi tüm korkularımdan arındım bu gözleri görünce ah Tanrı’m ne güzeller,gözleriniz…” dedi. Kadın güldü ve tekrar bir öpücük kondurdu, bu sefer o al yanaklarını öptü Nora’nın. Geriye dönüp baktığında, onu doğururken de onun kokusunu içine çekip,koklamamış olmasına katlanamıyordu. Belki onu bir kere kucağına alsaydı bütün o üzüntüsü, hayata küskünlüğü bitecekti. Ve bu kadar sene bu kalın duvarları örmek yerine daha erken çözücekti belki de düğümlerini,kim bilir? Bu Nora’nın suçu değildi, ondan önce dünyaya gelen kardeşinin ölmesi onun suçu değildi. Kadının Nora’ya istemeden hamile kalması onun suçu değildi. Tüm bu günahların hesabını Nora vermeyecekti. Kadın bunları düşünürken Nora gülümseyerek annesine bakıyordu, onun yüzünü inceliyordu. Kadın bütün gücüyle sarıldı Nora’ya ve bir daha onu bu hayatta sevgisiz ve yalnız bırakmayacağına dair kendine söz verdi o anda.