Gelecege Not
Bu camin onunde, acelesiz ve rahat; parlayan gunesi, sararip dokulen yapraklari, yavas yavas yagan kari ve yeniden acan cicekleri izleyecegiz.
Seni seviyorum.
Cosmic Funnies

gracie abrams

Product Placement
No title available

Game Changer & Make Some Noise

shark vs the universe
Interview Vampire Daily
hello vonnie

Jar Jar Binks Fan Club
No title available
Doug Jones

blake kathryn

PR's Tumblrdome
art blog(derogatory)
macklin celebrini has autism
EXPECTATIONS
Xuebing Du
KIROKAZE
Keni
untitled
seen from Bangladesh

seen from United States

seen from Bangladesh
seen from Bangladesh
seen from Philippines
seen from United States
seen from Uruguay
seen from Tunisia

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@enguzelrenkmi
Gelecege Not
Bu camin onunde, acelesiz ve rahat; parlayan gunesi, sararip dokulen yapraklari, yavas yavas yagan kari ve yeniden acan cicekleri izleyecegiz.
Seni seviyorum.
Bir Gun
Bir gun bir adam gelir ve ilk defa o bir adam sana guzel seyler yazdirabilir.
Bir gun elinde bir cicekle cikagelir. Biraz sasirirsan eger, agzindan sadece guzel seyler yazmanin degil bu ciceklerin de ilk defa oldugunu kacirabilirsin.
Duymaktan hoslanmaz belki diye o bir cicek ne ifade eder anlatamazsin. Zamaninda omrunden bir kac seneyi masaya koydugunu bilmez.
Onun -icinden gelir- o cicegi alir.
Agzindan kacirdigina bakarken havada
O bir adam; “Sen her gun cicek almayi hakederken hic alinmamis olmasi bir hata, bunu duzeltmem lazim” der.
Tum hatalarin ardindan ben kendimi aklimin rehabilitesinden gecirdim oysa.
Acma kapilari, diyemezsin.
Bazi insanlar bazi insanlara sifadir.
Kalbimde ki bazı ağıt kesikleri.
Af
Bize ait yollar var. Yıllar var ki gitmedik hiçbirini birlikte.
Bir tanesi Haliç nehrine yakın taş binaların arasına saklanmış yeşilliklere gidiyor. Sen yine sağ tarafındasın arabanın radyodan bir müzik yayılıyor ama kim bilir hangi senenin modası. Tabii ya, sene. Yolculuk hızlı geçiyor çünkü zaten seninle gidilen her yolculuk biraz hızlı geçiyor. Araba kullanmaktan nefret ediyorum ama kullanmayınca da sıkılıyorum. Sonra hangi şarkı çalsa diye kafa patlatacağıma ki aynı şarkıyı sevemedik bile hiçbir zaman, ben kullanayım da bitsin bu yol. Araba mavi, araba kırmızı.
Bir de tabii Dünya’nın başka bir şehrinde, dikdörtgen penceremden nehri aşan köprüye giden yol var ki, nasıl sıkıcı binalar. Nehre ulaşmak için iki durak, 4 kaldırım, bir köşe geçmen gerekiyor. Hep aynı kaldırım taşı oyuk, hep aynı kaldırım taşı kırık, bu kadar güzel bir şehirde nasıl oluyor da en sıkıcı yol Nehir’e varıyor anlamıyorum. O yolu kaç defa geçtik hatırla, ben birkaç defa sensiz de geçtim; yine aynı içim oyuk yine aynı yerden kaburgam kırık.
Hiç unutmam az da gitsek çok da gitsek benim na şu ömrümü geçirdiğim o yol var. Bilirsin, şu dünyada nerede olursam özleyeceğim, denizin yanından ama deniz göremeyen neyse ki ağaçları olan o yol. O yol nelere şahit bir bilsen. O yolda yürüdüm, o yolda ağladım, ilk defa bir adamı bile o yolda öptüm, inanır mısın o yolda terk bile edildim.
“Bir yol yok mu bizi birleştiren?” diye sormuştum sana kaç yıl önce, varsa da hiçbir ucunda durmuyordun ya sen.
Neyse.
İtiraf
Sana ağlayacaklarım bitti. Dinlemek istersen eğer, anlatacaklarım var.
Nasıl oldu inan anlamadım; sanki bir şimşek çaktı - yok o kadar ani değil. O zaman, bir gök gürledi - yok o kadar gürültülü de değil. Sanırım bir kaç damla çiseledi - evet tam da o kadar - sana dair bir çok anıyı unuttum. Kalanlar o kadar cılız ki, bir de hafif rüzgar esse yok olup gidecekler. Yine şansın yaver gitti bak, rüzgarlara daha aylar var.
Haklısın.
Sigaramı yakmak için ellerimi siper ettiğim gibi çakmağına, anılara da aklımın ellerini uzattım. Bilirsin, ben zaten hep aklımla yattım kalktım.
İyi yaptın.
Kaç bin defa daha söylemem gerek bilmiyorum; “biraz gidince, yolun gidilimelik değil dönülmelik olduğunu anlıyorsun.” diye. O yüzden sen gittiğinden beri yolu biraz uzatarak gidiyorum eve. Adımlarımı sayarak, çizgilere basarak, itirafım olsun biraz da tuhaf hayaller kurarak.
Alınma, sensiz.
Başka denizlerde boğulacak mıyım? Eskiden sana sorardım, sonra da hep eklerdim: “sen dersen inanırım”
Hafife alma, bilirsin iyi inanırım.
Bu sıralar bütün hayallerim, Dünya’nın bugünkünden 2 defa daha az döndüğü günlerden bugünlere okyanuslarında yüzen bir kelime ile kesiliyor.
Güvenmeseydin.
Bir şey soracağım; ben kendime hep iyi sonlar yazıyorum ya, iyi yapıyorum değil mi?
Sana ağlayacaklarım bitti. Dinlemek istersen eğer, anlatacaklarım var.
Bazi acilarin ustunden 2 sene gecmesini seviyorum. “Gecen sene bu vakit” hüznu basmiyor.
yüzüme baktığında utanma diye başımı kaldıramıyorsam, boynumun ağırlığında biraz da sen ezil.
üç kere iç çektimse bu dünyada, biri sanadır*
Hatıra
Ben de isterim beni hiç unutma diye ama, “bu benim değil, senin sınavın” demiştim ya sana, bir onu unut.
Disleksi
Goz lerimde ki
Huzun
Hicgitme di
18.12.1994 Işık Lisesi Pilav Günün'de Mine'ye aldığımız çiçek.
24.03.1995 Seni hala seviyorum. Mine.
9.01.1997 Seni hala seviyorum.
20.12.1997 hala, s.s.
23.05.1998 Niye beni umursamıyorsun?
12.12.2000 Artık yoksun. Neden beni yok ettin?
2.4.2004 A long time ago. Still hurting.
16.6.2008 Not hurting anymore.
Not: Eski bir kitapta karşılaştığım, eski bir hikaye.
Ve seninle biz, İkimiz, Öyle bir noktadayız ki, Ne birbirimize büsbütün gelebilir, Ne de tamamen gidebiliriz. Dahası, Olduğumuz yerde durmak da zor, Gözlerini gördükçe üstelik. Üstelik.
Merdiven
Neden sonra cekip kapiyi, merdivenlere dogru yol aldim. Metal merdivenler; sesi gurultuye ceviren. Oyle ozleyecegimi bilerek, son defa posta kutumu kontrol ettim.
Hayatimda bir devri kapattigimi saniyordum, sen yanimdaydin.
Halbuki cok sonra farkedecektim ki kapanacak devrin ilk merdivenlerini inmisim. Ciktigim gunler ise oyle geride oyle hayalden ibaret ki.
Yazin gelisini hicbir zaman coskuyla karsilamayan ben bu sene daha bir huzunle merhaba demistim, gitmelerin yazi basliyordu ve ben buna hic hazir degildim. Iki uzun dikdortgen pencereden az biraz suzulen isiklar, gecenin karanligina ictigim tum sigaralar ve senin biraz yukarida ki kalp atislarin; sana ragmen cok guzeldi.
Ve evet, guzel olan her sey bitmek zorundaydi.
Hoscakaldi, elvedaydi; bir daha asla olamayacagim neselere ugurlamaydi. Gidiyordum ve ben gitmekten nefret ediyordum.
O yuzdendi senin gidisini beklemem.
Beni kirdigin yerden seni de kiracaklar; o merdivenlerden inerken yasadigim huznu yasayacagim senin icin belki ama o merdivenlere donmeyecegim gibi donmeyecegim. Cikardigi her gurultuyu ozleyerek; ona bakarak ictigim her sigaranin tadini hala hatirlayarak donmeyecegim.
Cunku aslinda istesem de donemeyecegim.
Tam
Tam tamam derken yine ustumde bir yuk. Ellerin olsa hic yadirgamam gibi. Tastamam derken yine bir daginiklik hali. Saclarini gorsem severim gibi.
Dokuz
Zaman gunese tirmandikca Ben Arabanin camindan bogaz manzarasinin tadini cikardigim gunleri hep.