OLMASI GEREKEN KURTULUŞ
“İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Buyuruyor Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ… Bir şeye kurtuluş diyebilmek için, Allah’ın beyan buyurduğu bu ölçüye uyması gerekir… İşgal edilen İslâm toprakları parçalandı ve her parçasının üzerinde bulunan insanlar, kendilerince bir kurtuluş savaşı verdiğini ilân ettiler… Kurtuluş, özgürlük ve bağımsızlık savaşı!.. Üç kıtaya yayılmış İslâm ülkesinin bütünlüğünü paramparça ettiler, Milleti ulusa çevirip kurtuluş savaşları gündeme getirdiler… Parçaladıkları İslâm topraklarının her bir parçası üzerinde İslâm Milleti’nden kopup uluslaşan ve kavim anlayışını ön planda tutanlar, emperyalist devletlerin sömürüsünü kabul edip onlara boyun bükünce, bulundukları bölgede devlet oldular… Esarete özgürlük, İslâm’dan kopuşa bağımsızlık ve İslâmî değerlerinden sıyrılmaya kurtuluş adını verdiler… Ya batı ya da doğu şirk ve küfür bloklarına bağlanmayı, böylece onlar gibi inanıp yaşamayı benimseyenler, kendilerini Özgür, bağımsız ve kurtulmuş kabul ettiler… Özgürlükleri, Allah’a kul olmaktan kurtulup hevâ ilâhına kul olmak idi… Kula kul olmayı, Allah’a kul olmaya tercih etmeye özgürlük dediler… Yegâne hayat nizamı olan İslâm ile bağlarını koparmayı bağımsızlık olarak değerlendirdiler… İslâm’dan uzaklaşıp tağutî düzenlere bağlandılar… Küfür ve şirk bağlanmasına, bağımsızlık anlamını erenler, Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaşarak, Allah’ın hükümlerini terk etmeyi kurtuluş saydılar… Emperyalist işgalcılar adına hükümet oldukları işgal altındaki İslâm beldelerinde, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyi yasaklayıp, Allah’ın indirdikleriyle hükmetme isteğini dile getirenleri cezalandırdılar… Böylece küfür ve şirk değersizliklerini, İslâm’ın yüce değerlerinin yerine hayata egemen kıldılar… Bunu kabul edip ilân ettikleri günleri, “Kurtuluş bayramları” olarak kutladılar… Esaretten, kölelikten, sömürülmekten ve ezilmekten kurtulmamış, ancak İslâm’dan kurtulmuşlardı… Çağdaş emperyalist egemen güçlere köle olmayı, İslâm’ın hürriyetine tercih edenler, esareti kurtuluş diye yutturdular… Cahil bıraktıkları kitlelere de zaman içinde kabul ettirdiler… İnsan kullarını, yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yaratan, yaratma ve emir yalnızca O’na aid olan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, gerçek kurtuluşun ne olduğunu şöyle beyan buyurmaktadır: “Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.”1 “Şübhesiz iman edip Salih amellerde bulunanlara gelince, onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”2 “Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”3 Kurtuluş bu, ya kurtulanlar kimdir? İşte Rabbimiz Allah’ın buyurduğu cevab: “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmî haber getirici (Nebî) olan Rasul’e uyarlar. O, onlara Ma’rufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. O’na inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve O’nunla birlikte indirilen nûru izleyenler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.”4 “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”5 “Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma’rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”6 İşte kurtuluş ve işte kurtuluşa erenler!.. İşte mutluluk ve işte mutluluğa erenler!.. Âlemlerin Rabbi Allah’ın beyanı ve benzeri olmayan bir ve tek dosdoğru ölçü!.. Kurtuluşu, kurtulanları, mutluluğu ve mutlu olanları bu ölçü ile değerlendirir ve bu ölçü ile bilip kabul eder mü’min müslümanlar… Çünkü mü’min müslümanlar, Allah’dan başka hak ilâh olmadığını, yegâne İlâh ve Rabbin Allah olduğunu bilip katıksız iman ederler… Rableri Allah, hayat nizamı olan dinleri İslâm, hayat Kitabları Kur’ân ve önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’dir… Mü’minlerdir, çünkü şeksiz ve Şübhesiz iman etmişlerdir… Müslümandırlar, çünkü takva ölçüsünce Salih amel işleyip Allah ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat ederek tam teslim olmuşlardır… Muvahhiddirler, çünkü Allah’ı Tevhid edip asla şirk koşmamışlardır!.. Ölçüleri İslâm, tartıları İslâm, değerlendirmeleri İslâm’dır… Hevâlarına göre hareket etmez, dünya menfaatlarına göre değerlendirmezler… Kendilerinin ve en yakınlarının aleyhinde bile olsa, asla adâletten sapmaz, her hâllerinde emrolundukları gibi dosdoğru olmaya gayret ederler… Şuurlu bir şekilde idrak etmişlerdir ki, birilerinin kurtuluş dediği, gerçekte esaretten başka bir şey değildir… Egemen tağutlar, köleliğin ismine özgürlük, sömürüye bağımsızlık demişler… Onların yerli işbirlikçileri de, onları taklid ederek aynı şeyleri koro hâlinde söylemektedirler… Tağutlar, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen zalimlerdir… Allah’ın hükümlerini yasaklayan ve ilâhlaştırdıkları hevâlarının hükümleriyle hükmeden zalimler!.. Allah Teâlâ: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalim olanların tâ kendileridir.”7 buyurmakta ve: “Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç Şübhesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.”8 Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen zalimler kurtuluşa eremezler!.. Allah Teâlâ böyle buyuruyor! Bu delillerden ve açıklamalardan apaçık anlaşılan gerçek şudur ki, üç kıtayı ihata eden İslâm toprakları, iç ve dış düşmanların ihanet çalışmalarıyla parçalandı, her parçasına İslâm’ı dışlayan bir hükümet oturtuldu… Kurulan devletler ve hükümetler, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmedikleri gibi, geçersiz sayıp dışladılar ve bu istekte bulunanları vatan haini ilân edip cezalandırdılar… Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zâlimlerin tâ kendisi ve zalimler kurtuluşa eremezler!








