#vsco #vscocam #vscoturkey #top_vsco #vscoist #istanbul #instagram #instalove #love #like #good #mood #hisar #turkey #fotografheryerde #gununkaresi
Peter Solarz

blake kathryn
TVSTRANGERTHINGS
Lint Roller? I Barely Know Her
NASA
Sade Olutola

JBB: An Artblog!

Andulka
todays bird
hello vonnie
Mike Driver

Origami Around
No title available

ellievsbear
dirt enthusiast
Keni
noise dept.
Three Goblin Art
Not today Justin

No title available
seen from United States
seen from Italy

seen from Germany
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia
@exdeuss
#vsco #vscocam #vscoturkey #top_vsco #vscoist #istanbul #instagram #instalove #love #like #good #mood #hisar #turkey #fotografheryerde #gununkaresi
#vsco #vscocam #topvsco #istanbul #vscoturkey #sea #instadaily #instamood #instagood #sunday #funday #love #instacool #instago #swag #webstagram #good #mood
#vscocam #top_vsco #vscoturkey #vscocam #bozcaada (Bozcaaada'da)
#vscocam #vscocam #vsco #vscoturkey #gökçeada (Gökçada-Kaleköy'da)
#vscocam #top_vsco #vscoturkey #vsco #gökçeada (Gökçeada (imroz)'da)
#vscocam #istanbul #vsco #vscogrid #vscoturkey #top_vsco #vscogram
#vscocam #vsco #vscoturkey #istanbul #london #top_vsco
ETRAFA BİR BAK FAZLA BİR ŞEY DEĞİŞMEDİ,ETRAFA BİR BAK HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ
Artık olmayan oyunlar ama yüzyıllar boyunca yaşanmış ve yaşanmaya devam edecek olaylar...
"çıkmaz sokağa doğru gidiyorum. bir at. hayır, zebra bu. nasıl gelmiş buraya? küçük çocuklar kovalaya kovalaya köşeye sıkıştırıp bıçaklıyorlar hayvanı. şişeleri kırıp üzerine benzin döküyor bazıları ve kibriti çaktıkları gibi zebra yanmaya başlıyor. çıkmaz sokağa doğru koşturuyor delice. her yeri alev almış. ben diğer tarafa koşuyorum. o kadar acıyo ki bacağım, kanıyıp duruyor. bir sokak görüyorum. geçiyorum. sonra bi tane daha. geçiyorum. ve bir ara yol. zar zor ayakta duruyor, sendeliyorum. her şey puslu, dönüyor. kusacak gibi hissediyorum. her tarafım çiziliyor, kanıyor. dallar. yapraklar. bahçenin birine yığılmışım. çiçeklerin kokusunu duyabiliyorum."(Mercury Fur, Philip Ridley,2009).
O kadar çok seviyorum ki seni dünyanın sonuna kadar çekeleyebilirim.”
“ O kadar çok seviyorum ki seni öldürene kadar öldürebilirim”….
Edebiyatta, özellikle de Shakespeare oyunlarında rastladığımız bir kavramdır Apperance x reality.Mekru bir bölgenin öyle bir apartman dairesinde oldukları belirtilmiş olarak başlayan oyunda itici gelebilen bir parti hazırlığındaki kardeşlerin önce ona buna,her şeye ,birbirlerine küfür etmelerinden sonra bir anda söyledikleri sözler o gerginlik içinde garip bir sıcaklık verir. “ O kadar çok sevme” şekilleri biraz farklı olsa bile. Ama bir anda geçiverir bu sözler ve eski gerginliğe geri dönülür. Kavramın tanımını yapmak gerekirse.Aperance x reality, göründüğü gibi olmama yada olduğu gibi görünmemedir.Bir durum veya karakter için. Ama bu öylesine bir şey değil,bir amacı bir zorunluluğu oldu içindir.Shakespeare oyunlarında rastlandığını ve Lady Macbeth’in iyi örneklerinden olduğunu söyleyebilirim.
Burada da gergin bir telaş içerisinde olan,sürekli küfür saçan kardeşlerin bir anda söyledikleri “ o kadar çok seviyorum ki” li cümlelerinden anlayabiliriz bunu.Bu bölümler oyunun çok başında geçiyor olsa bile aslında ruhlarının hep o “o kadar seviyorum ki seni” li cümlelerde olduğunu ama görünmeleri ve davranmaları gereken şeklin başka bir şekil olduğunu anlayabiliriz.Vahşi ve sert olmak,acımamaktır görünmek zorunda oldukları şekil.O nedenle bize o kısacık ve sıcak gelen cümleleri hemen geçerler.Çünkü modernitenin güzel günler vaadiyle yarım yamalak bırakıp, her şeyi ikiye böldüğü düzen bunu gerektirir.Ayakta kalmak,sevdiklerini korumak ve bunun için istemedikleri,iyi hissetmedikleri işler yapmak zorundadırlar.Modernite hem vaat ettiklerini yerine getirememiş, hem her şey ikiye bölmüş ve her zaman güçlü olanı merkeze koymuştur.Vaat edilen ilerlemeyi sağlayacak kişilerdir onlar da ve bu süreçte onlara engel olabilecek her şeyi ve herkesi bir kenara bırakırlar.Çünkü zaten merkezde olamayacak kadar güçlü değilse onlar için engellerdir ve çöp muamelesi görmek zorundadırlar.İşte bu gençlerde bir kenara bırakılıp, bırakıldıkları kenarda kimse fark etmeden yitip gitmemek için olduklarından farklı görünmek ve istemedikleri şeyler yapmak zorundadırlar.İşlerinin de,oyun ilerledikçe, modernitenin merkeze koyduğu kişilerin sapkın fantezilerini gerçekleştirmek olduğunu öğrendiğimizde izlemekle birlikte düşünmeye de başlarız gerçekten nasıl bir dünya olduğunu. Yaşanılan sürecin tamamlanamamasının sıkıntıları olarak ortaya çıkan şeyler ve aşağıdakilerin yukarıdakilere mecburiyetinin yanında merkezdekilerin de böyle bir şey için aşağıdakine ihtiyaç duymasını görürüz ki bunlar aslında görünürde birbirlerine çok uzak olan ve merkezdekinin “ engelse at, lazım olduğunda kullan” olarak gördüğü kişilerdir.Bu bakımdan da “ görünürlük ve gerçeklik” kavramına örnektir.
Yukarıdaki –bu oyunda parti konuğu olarak geçer- aşağıdakini bir kenara iter ama fantezilerinin yerine getirilmesi konusunda onlarla muhataptır ve parti konuğunun yapmaya hazırlandığı sapkınlığı ne kadar iyi yapabileceğini ona sürekli söylemeleri bakımından da muhtaçtır (parti konuğunun sürekli bu işi normalde de ne kadar sorunsuz ve iyi yaptığını söylemesi,onlarında bunu desteklemesi). Oyun, aynı zamanda, merkeze konulmuş olan ve ilerlemeyi sağlayacak olan kişilerin aslında nasıl çöküntüye uğramış ruhlar olduğunu ama öyle görünmediklerini gösterir.Ötekiler de başka şekilde görünmek zorundadırlar çünkü onlar için bu dünya bir anlık masumiyeti bile kabul etmez.Oyunda gergin hazırlık sürerken bir anda gelen masum ve duygusal konuşmalar, zorunluluklarının daha farkında olan abi Eliot tarafından “neyse hadi işimize bakmalıyız” denerek kapatılır.
Aşağıda yer aldığın için elinden fazla bir şeyin gelmediği bu yüzden sürekli sadece sövdüğün,başkalarını korumak adına ötekileri yok etmek zorunda olduğun,para ve statüsüyle “ insan satın alanlara” ortak olduğun dolayısıyla insan satmak zorunda olduğun bir düzen.
İnsanın vahşi olmak zorunda olduğu, iktidar et kancasıyla fantezi gerçekleştirmeye hazırlanırken, masumiyetin hiçbir fayda sağlamayacağı bir düzen.
Sert bir sözden bile kırılan Lola’nın parti konuğunu içine kanca sokulması için hazırladığı,bunu da sırf sevdiklerini korumak ve sevdiklerinin de onu koruması için yapmak zorunda olduğu bir düzen, Kürklü Merkür “in yer face” akımıyla sunulur.
“In yer face”, 20. yy sonu İngiltere’de doğan bir akım, fiziksel ve dilsel şiddet ile seyirciyi etki altına alır ve karakterler de genellikle çocukluklarından kaynaklanan psikolojik problemler yüzünden günümüzde de sorun yaşayan,bunun farkında olmayan yada olsalar da kurtulamayan karakterler olur.Zaten sorguladıkları şeylerin çok gerçek ve yanı başımızda olmasından ve bizim de hiçbir şey yapamamamızdan kaynaklanan allaklıkla bu akım öğeleri birleşince asıl o zaman çakılıyor suratımıza tokat.Onlar için bu dünya bir anlık acımayı bile kabul etmez, biz dostuz düşüncesiyle Naz’i korumaya çalışan Eliot’a da yaşadıkları dünyanın bu olmadığını, zorunluluklarını hatırlatan, bizim de onların neredeyse her sözüyle nerede yaşadığımızı, gözümüzün önünde olan şeylere sürekli başımızı çevirdiğimizi, istemesek de başımızı çevirdiğimizi ama bu sefer oturduğumuz yerde oturup önce sahnede sonra da dünyada olanlara bu sefer başımızı çevirmeden, gözümüzü kaçırmadan bakmak zorunda olduğumuzu yüzümüze tutan bir akım
Düzeni değiştirecek bir şey yapamadıkça, düzenden de sıyrılabilecek bir konumda olamadıkça ve var olan sapkınlıklara da ortak olmak zorunda kaldıkça “in yer face” in belki varsa sınırlarını zorladıkları bir durum.Bunu yapamadıkça daha geri çekilmiş hisseden ve sevdiklerini korumak için onları öldürmeyi düşünen Elliot, sona yaklaştıklarında hala hiçbir şeyin değişmediğini görür, değişmeyeceğinin de zaten en başından beri farkındadır.Bunu, oyunun başlarında oynadıkları kovboyculuk oyununda kardeşinin “ kaçman için bir fırsattı bu “ lafına bir anda oyundan sıyrılarak “ ama kaçabilecek hiçbir yer yoktu” cevabını vererek oyuna geri döner ve en başında bile söylediği tamamen doğrudur.O nedenle, dünyada da bir anlamı olamadığı, bize fayda sağlamadığı anlaşılan kitaplar sahnede de çöp,mekru apartman dairesinin pisliği olarak görülürler.Modernite vaat ettiklerini sunamamış, üstüne bir de her şeyi ikiye bölmüştür ve onlar için hiçbir zaman sığınabilecekleri başka bir gezegen vermeyecektir. Bu sebeplerden karakterler de bu akımın tam da öngördüğü şekillerdedirler. Geçmişlerinde hepsi onlara şuanda problem olarak kalmış şeyler yaşıyorlar ve geçmişle ilgili hiçbir şey hatırlamak istemiyorlar özellikle de Elliot. Darren, istese de hatırlayamıyor zaten ve yine özellikle Elliot gelecekle ilgili hiçbir umut görmüyor bu bir distopya çünkü ve onlar o sürekli bahsettikleri kelebekler gibi sanki bir güne sahipler ömürlerinde çünkü geçmiş hatırlanmak istemiyor gelecek umut görülmediği için beklenmiyor ve her işlerinden sonra çıktıkları yerleri yakıp alevleri izliyorlar ve sonrası için yeni bir mekan ve bitiminde yine kül olacak yeni şeyler.Geçmişe ait hiçbir şey hatırlamak istemiyorlar ama belli durumlarda anlattıkları ve bir türlü unutamadıkları bazı şeyler ve muhtaç oldukları ortak bir kişi var, Sphinx. Ona hayat borçlu oldukları için onun yaptırdığı ve yapmak istemedikleri işler yapıyorlar ve ellerinden başka bir şey gelmiyor çünkü düzen tarafından oraya konulmuşlar.Bunun için Elliot bir konuşmasında “ Sphinx’den uzak bir yer yok” der.Sphinx hem onların yukarılarındaki olarak hem de asıl yukarıdakilerle aralarında bir köprü olarak aslında o hiç ulaşamayacakları yeni bir gezegeni simgeliyor olabilir belki.Çünkü dünya ve düzen öyle bir durumda ki bu Sphinx’den kaçsan, başka bir Sphinx’in daha başka manyaklıklar içeren işlerini yapmak zorunda kalabilirsin çünkü sen ilerlemeye engel olarak görülen tarafsın ve bu düzen seni her yerde buna mecbur edecek
Geçmişte Elliot ve Darren, Sphinx sayesinde ayakta kalmışlar ve şuanda da kendilerini engel olarak gören yukarıdakilerin hakim olduğu, merkezdekilerin de erdemsizlikleri için engel gördüklerine muhtaç oldukları bir dünyada var olabilme sürecini birbirleri sayesinde geçiyor olsalar da, - Lola’nın bir hikaye anlatırken dediği gibi- barbie bebekten farksız birer silahlar birbirleri için.Çöp olarak görülmekten kurtuldukları bir dünyaya ulaşma yolunda kullanmadıkları ama sırf var olmalarıyla bile belki biraz olsun rahat hissettikleri birer silah.(Lola’nın Sphinx ile ilgili anlattığı bir hikayeden)
Aslında, bizimle birlikte var olan biz değişsek de aynı kalan bir düzenin bu kadar etkileyici ve farklı hisler içerisinde farkına vardırtan “ in yer face” akımı ve getirdikleridir ki sorguladığı şeylerle birleşince de bazı otoriteler tarafından “ insanlıkdışı” olarak nitelendirilen bir hale gelmiş ama başka otoriteler de – benim de çok katıldığım bir şekilde- “tamamen insani ve hayattan” bulmuş ve yazar Philip Ridley için hasta yorumları yapılmış olmasına karşın “hastalıklı bir aklın değil de hastalıklı bir dünyanın ürünü” olduğu söylenmiştir ( John Tiffany).Zaten Dostoyevski de moderniteyi sorgularken bugünün insanının geçmiş imparatorlukların en acımasız hükümdarlarından bile acımasız olduğunu söylemiştir ve bu yüzden tamamen “insani” dir.Yanlış hayat doğru yaşanmaz diyerek yazar onların da yukarıdakilerin zevk için birbirlerini öldürdükleri bir dünyadan sevdiklerini korumak için öldürmeyi düşünmelerini haklı çıkarabilir.Ve en başta söyledikleri, benim de öylesine sevgi sözcükleri olduğunu sandığım “o kadar seviyorum ki seni öldürene kadar öldürebilirim” lafının ne kadar gerçek olduğunu da gösterir.Sonunda Elliot kardeşini korumak için silahı ona doğrulttuğunda Darren “ her şey düzelecek,bir yolunu bulacağız, değiştim artık ben, öğrendim.Söylesene Ell “o kadar seviyorum ki seni dünyanın sonuna kadar çekiştirebilirim.”” der. Lambanın altında kitap okuyan abisinin kafasının okuduklarından parladığını sanan Darren bile evrimini belki tamamlamış görünüp sonunda bunlarını söyleyebiliyorken modernite evrimini tamamlayamıyor ve vaat ettiklerini sunamıyor ve bu sıkıntılar yüzünden hep onlar ölmek zorunda dedirtir oyun bir kez daha ama farklı v etkileyici bir uslüpla. Daha başlangıcında verilen müzikle bile etkileyici olabileceğini hissettirdiği şarkının da sorguladığı gibi; “Etrafa bir bak, fazla bir şey değişmedi
Etrafa bir bak, hiçbir şey değişmedi.
Ve ben inkar etmeye cüret edemiyorum
Esas hayvan içeride, tam burada aklımızı yönetiyor.
Ve neden
Ölmeyi “ ben” hak ediyorum?
#vsco #vscocam #top_vsco #istanbul #sunday (Nişantaşı'da)
Macka Demokrasi Parkı'da
#vscocam #istanbul #vscocamturkey (Macka Demokrasi Parkı'da)
Nişantaşı'da
NAİF VE SON DERECE BİREYSEL KİTLE HAREKETLERİ VE İLK UZUN GİRİŞ CÜMLESİ
Dünyayı daha iyi bir yer haline getirebilmek için hiç kimsenin bir an bile beklemek zorunda olmaması ne kadar muhteşem...
-Anne Frank-
Etlikeyici bir giriş çabasında olmak istemiyorum. “Modernite, Farkındalık ve Yer Altından Notlar ” başlıklı bu yazı aslında uzun bir başlangıç cümlesi. Exdeuss bölgesinde yayınlanacak olan herşeyin içerisine atıldığı büyük bir torba ve atılan düğüm. Peşisıra gelecek olanlarla birlikte, bu büyük torbada nelerin yer aldığını ve bu alanda nelerin yer alabileceğini azar azar ve yavaş yavaş keşfetme çabası. Bu süreçte yapılması gerekenler; yaşadığımız “modern” hayatın, “modern” insanları olarak her andan beslenmek ve onu en az maliyetle, en verimli halini yine bize maal etmek. Bu alanda istemediğimiz ve yapılmaması gereken tek şey ise, farkındalığa ragmen bir türlü kurtulamadığımız “eylemsizlik”. Harekete geçmek için doğru anı beklemekle yitirmek üzere olduğumuz anlara daha fazla haksızlık etmemek. Bu alan ve birazdan okuyacağınız uzun giriş cümlesi (belki),neler olup bittiğinin ve senin böyle bir ortamda neler yapabileceğinin gerçekten farkına vararak, harekete geçmen gerektiğini ve günlerini ne yapacağını düşünerek geçirmek yerine en küçük bir hareketle bile farkındalık yaratmaya yol gösterme amacı için ayrılmıştır ve atılabilecek o küçük adımlar sonraki paylaşımlarda farkettirilmeye çalışılacaktır.
Farkındalık yaratmak ve bir türlü harekete geçemeyen herkes için hayatın sunduklarını toparlayıp bu alanda paylaşma amacı, ilk yazıda Dostoyewski’nin bizi bize anlattığı ve başka tonlarca anlatmaya çalıştığı en güzel eserlerinden biri olan “Yer Altından Notlar” ile örneklendirilmeye çalışılmıştır. Eser, etkin bir farkındalık bilinci ile fazlaca eleştiri içermekte ve bizi ısrarla yapamadığımız sorguya, karşı çıkmaya, verildiği kadarını Kabul etmemeye dahası harekete geçmeye, bir an once harekete geçmediğimiz taktirde insanların bizi duyabildiği değil de, yer altından bildirdiğimiz bir hale geleceğimiz ve asla sesimizin duyulmayacağı konusunda uyarmaktadır.
Bu alanda yayınlanacak harekete geçme, farkındalık yaratma tüyolarının büyük büyük hareketler, agresif yönlendirmeler, tehlikeli kışkırtılar değil de once kendimizden ve çevremizden başladığımız naïf, keyif veren, işe yarar hissettiren, anın tadını çıkarmaya yönelik son derece bireysel birer kitle hareketleri olacağını tekrar belirtmek ister ve ilk uzun giriş cümlemi taktim ederim.
MODERNİTE, FARKINDALIK VE YER ALTINDAN NOTLAR
“İnsanoğlunun her daim bedelini ödediği,tüketen, belki bir yük,belki de bir ayrıcalık”, “farkındalık”, yada “ yaşam eşiğiyle, bilinç eşiğinin çakışma,olanla yetinememe daha fazlasını isteme çünkü olanla, vaat edilenin aynı olmadığının da farkında olma durumudur, “farkındalık” ve bu istemler zirveye ulaştığında bile bunun nelere sebep olabileceğini düşünme duyarlılığıdır.” , “dünyanın işleyişini çözümleyenlere verilen bir başarı belgesi değil, acıyı , anlamsızlığı , tutarsızlıkları görme , hissetme ve bu hali anlatamama ,anlatsa da kimseyi ikna edememe bu yüzden insanlardan zamanla belki kendinden kaçma durumudur, farkındalık”. Dostoyevski’nin “Yer Altından Notlar” eseri ve ondan uyarlanan oyunu da gerçek bir farkındalık üzerine kuruludur.Ama hayatımızda ve etrafımızda sürekli gördüğümüz şeylerin farkında olmamız durumundan çok daha öte,sıradan olmayan bir farkındalık.Düzeni sorgulayan,sorgulaması da sırf farkında olduğu için olan ama kavram gereği bir şey değiştiremediği ve gittikçe insanlardan, kendinden uzaklaştığı ve dünyadan değil de yer altından bildirdiği bir farkındalık.
Bu tanım altında bahsedilen tüm durumların oyunda vücut bulmuş kişisidir,Bay X ve oyunda bu “fakında olma” durumunu desteklemek adına sunduğu bazı örnekler ve asıl sorun oymuş gibi gösterdiği bir konu vardır. Görünenin yada Bay X’in gösterdiğinin arkasında sorguladığı, farkındalıklarını gösterdiği daha büyük bir düzen veya düzen saçmalığı vardır.Örneğin, diş ağrısını bir ıstırap olarak gören çoğu insanın aksine bunun zevk olduğunun çünkü ağrıdan inlendiğinin ve bunun bir zevk tepkisi olduğunun farkındadır ama bu örnekle gösterdiğinin çok daha ötesinde şeylerin farkındadır ve bunların sıkıntısını yaşar.Yada yapbozun parçaları birleştikçe tamamlanmakta olan şeyin aynı düzen içerisindeki bir sınıf çatışmasının sorunlarını olduğunu düşünürüz. Ondan başka çok az kişinin farkında olması ve kimsenin harekete geçmemesi, Bay X ‘i yer altına iten ,ona sıkılmışlık hissini veren en temel etkendir ve aslında var oldurmaya çalışılanın, gösterdiklerinden biraz daha farklı olduğu sonucunu çıkarmamızı sağlayacak sözler Bay X ‘in değişim ile ilgili sözleridir. “Beni farklılaştıracak zaman yada inanç kalmış olsa bile değişmeyi reddederdim çünkü değişebileceğim başka bir boyut yok."
Bay X,düzenin sadece onun kabul etmeyi reddettiği şeylerle, onu kabul etmişlerle ve onlar için işlediğinin farkında ve bu onu asosyal, insanlardan ve kendinden kaçan biri yapmıştır.Hakim gücün sunduğunu sadece kabul etmeyi reddeder çünkü onun tutarsızlıklar silsilesi olduğunun farkındadır aslında. Belli zamanları etkisine altına alan belli akımlar, belli kavramlar, düşünce ve yaşam tarzları sunan ve bundan sonra sanatın, hayatın, insanların bu başlık altında,onun ileri sürdüğü şekillerde yaşanmasını şart koşan yada bunu sahip olduğu güçlerle bir şekilde başaran bir düzeni reddeder çünkü bu düzen asla vaat ettiklerini sunmayacak ve harekete geçmene izin vermeyecektir.
Gelişimini tamamlayamamış, vaat ettiklerini sunamamış bir kavram” modernite” ve kişiler, toplum,düzen tamamen onları etkisi altına almış bir kavramın kendi içinde sürecini tamamlayamamış olmasının sıkıntılarını yaşarlar ama bunun tek farkında olan Bay X ‘dir.Tamamlanmamış bir süreç olan modernitenin aslında neye hizmet etmesi gerekirken edemediğini yada ne vaat edip yerine getiremediğinden biraz daha bahsedersek, Bay X’in kaçışlarını ve aslında sorguladıklarını belki daha iyi anlarız. “Modernite, daha iyi yada adil bir dünyayı yaratacak yegane araç olduğu düşünülen akılcılığın kendisinin farklılıklara tahammülü olmayan eksik bir güç olarak karşımıza çıkmasıdır” denmiştir.Bu tamınla birlikte modernite aklın, bilginin egemen olduğu şeyler olarak görülür.Bay X’in de sorguladığı ve mantıklı bir cevap bulamadığı budur.Bunun farkındadır , hatta kendisinden başka kimsenin farkında olmadığının da farkındadır ve kimseyi buna ikna edemez, edemedikçe çekilir.Çekildikçe siner. Modernite, bilgiyle,kitapla hayatın çok daha iyi olacağını söylemiş, Bay X de yaşanılan hayatın nasıl bu kadar söylenilenlerden farklı olduğunu sorgulamıştır.Modernite, akılla uygarlığın geleceğini söyler ve Bay X de buna karşılık , uygarlığın dokunduğu insanların, uygarlık öncesi imparatorlarından bile çok daha iğrenç ve aşağılık birer cani olduklarını söyler.Bu da onun, sınıf çatışması arkasından sorguladığı moderniteyi eleştirmeyi haklı çıkarır.Zaten kendisini aristokratlardan her anlamda daha aristokrat görmesinin sebebidir. “Farkındadır” çünkü.
Modernitenin yerine getiremediği tanımlarla birlikte bilgiler de kitaplar da mekanikleşmiştir ve bugün modern insan sorgudan uzak, eylemsiz kalabalıklar olarak hayata devam etme görevi verilmiştir..Sıkılmışlık hissiyle başlayan eser, kahramanın kitap sayfalarına sinmesiyle son bulmuştur. Modernitenin eleştirilmesine paralele olarak, kitaplar onu vaat edilen şeye ulaştıramamış,sindirmiştir.Modernite,sürecini tamamlayabilmiş bir süreç olduğunda haklı çıkamamış ve Bay X de her şeyin farkında olmasına rağmen haklı çıkamamıştır.Kendisinin haklı ve farkında olduğunu yine sadece kendisi farkında olduğu için sinmiş,kendinden kaçmış ve yer altından bildirir durumda kalmıştır.
Bu alanda kişilere nacizane, harekete geçmelerini, değişim yaşanacaksa bunu daha fazla vakit kaybetmeden önce kendilerinden başlayarak ufak ve sevimli atılımlarla çevreye yayabilmeleri, sürekli tüketmektense üretime katkıda bulunma yollarını, hayatın her alanını(moda,seyahat,yeme,içme, görme,sevme,sayma,çalışma,daha çok çalışma,karşılık beklememe,böyle de mutlu olabilme) dahil ederek sunmaya çalışılacaktır.